Güneş kendine parlamaz. Kendi ışığını belki görmüyordur, farkında bile değildir. Belki de içi yanıyordur ve sıcağından boğulmuştur. Ama biz onu gökyüzünün en parlak, en sıcak varlığı olarak algılarız. Isıtır, aydınlatır, yön bulmamıza yardımcı olur. Onun varlığıyla sabah olur, mevsimler değişir, yaşam döngüye girer.
Elbette bu bir metafor ama doğada inkâr edemeyeceğimiz bir gerçek var: Hiçbir şey yalnızca kendisi için var olmaz.
Ağaçlar yalnızca kendileri için büyümez; yapraklarıyla havayı temizler, gölgesiyle serinletir, kökleriyle toprağı tutar. Arılar yalnızca bal yapmak için uçmaz; gezegenin devamlılığını sağlayan tozlaşmanın mimarlarıdır.
İnsan da bu bütünün bir parçasıdır. Üstelik insanın yeri sadece biyolojik değil; psikolojik, duygusal ve varoluşsaldır.
Bazen insan kendi ışığını göremeyebilir
Kendini güçlü hissetmeyen biri, başkalarına güç verebilir. Kendini yetersiz hisseden biri, bir başkasının hayatında dönüm noktası olabilir. Kendi içinde karanlığı yaşayan biri, bir başkasına umut olabilir.
Mevlânâ’nın yüzyıllar öncesinden fısıldadığı gibi: “Kendine ait bir ışığa sahipsin. Ama çoğu zaman o ışığı, başkalarının gözünde fark edersin.”
Bazen başkalarından gelen bir cümle, bir teşekkür ya da bir dönüşüm hikâyesi, bizim fark edemediğimiz ışığımızı görünür kılar.
Parlamak ve ışık olmak aynı şey değildir
Birçok insan şunu düşünür: “Ben parlayan biri değilim.” Ve buradan yanlış bir sonuca varır: “Demek ki bende ışık yok.” Oysa parlamak ve ışık olmak aynı şey değildir.
Parlamak dış referanslıdır, görünürlüktür; bakışa, alkışa ve onaya ihtiyaç duyar. Işık olmak ise iç referanslıdır, sessiz bir etkidir. Ve etkili olmak için görünmek şart değildir.
Kendi ışığını nasıl bulabilir insan?
Birçok insan için bu soru bile fazla iddialıdır. Bu yüzden yolculuklar çoğu zaman şu cümleyle başlar: “Bende özel bir şey yok ki…”
Tam da burada durmak gerekir. Çünkü ışık, sandığımız gibi güçlü hissettiğimiz yerlerde değil; çoğu zaman zorlandığımız, tekrar ettiğimiz, kaçamadığımız yerlerde saklıdır. Yani gölge yanlarımızda…
Peki gölge, ışığa ne katar?
Carl Jung’un dediği gibi: “Işık olmadan gölge, gölge olmadan da ışık olamaz.”
Işık olmadan, gölge olmaz. Ve ışık, gölge sayesinde yön kazanır.
Gölge ortaya çıktığında derinlik oluşur, şekil görünür olur. Gölge yoksa görüntü düzdür; gölge varsa hacim vardır.
Hiç zorlanmamış, gölgesiyle çatışmamış ve onu tanımak için kolları sıvamamış biri, başkasının karanlığını da gölgesini de ışığını da ayırt edemez.
Gölgesiyle tanışmış biri ne zaman susulacağını ne zaman sözün değil varlığın yettiğini ne zaman geri çekilmenin şefkat olduğunu bilir.
Gölge, ışığı gerçek kılar. “Ben de buradan geçtim” diyebilen birinin ışığı teorik değil, yaşanmıştır. Bu yüzden en çok etki bırakanlar en az yarası olanlar değil; yarasıyla temas edebilenlerdir.
Işık nereden doğar?
İnsanın başkalarına ışık tutan yönü çoğu zaman üç kaynaktan beslenir:
- Taşıdığı yaralar: İyileştirmeye çalıştığın şey, başkasının da ihtiyacıdır.
- Doğal olarakyaptığın şeyler: Konuştuğunda rahatlatmak, karmaşayı sadeleştirmek, ortamın duygusunu regüle etmek… Bunlar çoğu zaman önemsiz sanılır ama yön belirleyicidir.
- Kaçamayıp taşıdığın temalar: Hayat sana aynı konuyu tekrar tekrar getiriyorsa, orada senden geçmek isteyen bir bilgi vardır.
Peki ışığını somut olarak nasıl fark edebilirsin?
Işığını bulmak bir anda olan bir şey değildir. Ama şu sorular yol gösterebilir:
- İnsanlar sana en çok hangi konuda gelir?
- Senin yaptığın ne, diğer insanlara iyi gelir ve onları rahatlatır?
- Seni en çok zorlayan deneyim, başkasına ne öğretmiş olabilir?
- Hangi konuyu anlatırken zamanın nasıl geçtiğini fark etmezsin?
Cevaplar büyük olmak zorunda değil. Işık, çoğu zaman küçük ama tutarlı yerlerde görünür.
Belki şu an kendini kaybolmuş hissediyorsun. Belki yaşadıklarının ve sahip olduklarının ne işe yaradığını bilmiyorsun. Ama şunu hatırla: Kendi ışığını önce başkalarının hayatında, sonra kendi içinde fark edebilirsin. Ve bu fark ediş seni daha bütün biri yapar.
Işık olmak, parlamak demek değildir. Bazen sadece olduğun yerde kalmak, olduğun kişiye sahip çıkmak ve varlığının sessiz etkisine güvenmektir.
İlginizi çekebilir: Paradoksal niyet: Zorlamayı bırakınca açılan alan