Evdeki uzaylı: Bir kediyle bir arada yaşamak bize neler anlatır?

Uzaylı arkadaşım Burcu. Bir arkadaşımın evlat edindiği kuyruklu bir canlı kendisi. Her yeri tüylü, sivri kulaklı keskin dişli ve tırnaklı bir yaratık. Bu dünyaya ne zaman geldiler bilmiyorum. Arkadaşım onu evlat edindiğinde zaten pek korunmaya ihtiyacı yoktu ama yine de, bu tür insanlara yakın olmayı seviyorlar sanırım bu yüzden de sahiplenilmeye izin veriyorlar. Bu sıralar bende misafir. Oldukça uyumlu. Ev kurallarını tek tek anlattım. Tuvalet banyo, yemek saatleri… Gerçi benim bir yemek saatim olmadığı için ben onunkine uydum.

Her şeye meraklı, tüm evi gezdi dolaştı, sonunda kendine birkaç yer buldu huzurla kıvrılıp kendini dinleyebileceği. Fazla tıkırtı yaptığım zaman bana hiddetle bağırıyor. Artık ne düşünüyorsa. Sadece mutfakta yemek hazırladığımda ya da onun yemek saatini kaçırdığımda söylenmeye başlıyor. Onun dışında pek sesi çıkmıyor.

Arada yanıma gelip oturuyor, bir süre yüzüme bakıp, kafasını karnıma yaslıyor. Seviyorum onunla yakın olmayı. Bazen gözlerimi dolduruyor samimiyeti. Geçen gün, bilgisayarım pencere pervazında bir şeyler yazıyordum dışarıyı seyrederek. Bizim kuyruklu da meraklandı, nereye bakıyorum diye geldi yamacıma. Oradan baktı bir şey yok, burdan baktı yok, kendinde buldu suçu “var da, kesin ben göremedim” diyerek bilgisayarın üzerine abandı. Sağa çektim sola çektim, inat! İlla ki görecek. Sinirle bağrındım bir çekil şurdan diye. Gözlerini kısıp bana baktı ve kafasını çevirip gitti.

Sanırım küstü diyordum ki, yarım saat sonra gelip karnıma masaj yaptı. Gerginliğimi anlayıp, onu dışarı atmama yardım etti. Sağ olsun, biraz gevşedim ve rahatladım. Sonra tekrar gitti pervaza, hani kaçırdığı bir şey var mı kontrol etti. Eminim içinden de söylendi bana, izin vermediğim için.

Beraber bir alan paylaşmayı öğreniyoruz yeni misafirimle. Bir ara, o sinirli halimle onun bir kuyruklu olduğunu, uzaydan geldiğini unuttuğumu fark ettim. Sanki bir insan cinsine kızar gibi kızdığımı, nasıl olur da düşünmez diye çıkıştığımı…
Belki de içten içe, onun aslında benden-bizden bir farkı olmadığını.

Bir kuyruk ne kadar fark yaratabilir ki!

Sonra onu tanımak için ne yaptığımı sordum kendime! Onu her kuyruklu ile aynı kefeye koymadan önce ne yaptım? Arkadaşımdan ve önceki gözlemlerimden bir yargı paketi oluşturup olası haller için tedbirler aldım. Geçmiş deneyimlerimi birleştirip onun çerçevesinde hareket ettim. Bu büyük bir haksızlık değil miydi?

Sonra tavrımı değiştirip, ona ne kadar üzgün olduğumu söyledim, özür diledim. Sonuçta o bambaşka bir karakterdi ve kendisi olması için ona fırsat vermemiştim! Bir insana, kendine, uzaylıya, bitkiye nasıl davranırsan, tanıştığın her cins canlıya da öyle davranırsın…

Evde benimle birlikte yaşayan saksı canlılarını bir bir tanıttım. Onları ne kadar sevdiğimi ve aramızdaki dostluğu anlattım. Yediğim her şeyin tadına bakması için ikram ettim. Sonuçta o bir misafir, kuyruksuz olsaydı, kendime servis yapıp onu dışlayacak mıydım? Onun ne farkı vardı?

Tırnaklarını kontrol edemediği zaman canımın yandığını sabırla söyledim. Beni ziyarete gelen gök canlılarını da çok sevdiğimi ama doğaları gereği birbirlerinden uzak durmaları konusunda da uyarımı yapıp önlemimi aldım. Çünkü bazı şeyler doğamızda vardır ve değiştiremeyiz değil mi? Ve doğal özelliklerimiz bizim açan çiçeklerimiz, bazen de bedenimizdeki dikenlerimiz değil midir? Nasıl suçlayabiliriz?

Tüm bunlardan sonra misafirim ile ilişkim bir anda değişti. Birbirimize alan tanımayı, alanlarımızda saygı duymayı, sevgi göstermeyi ve bunu yaparken ayrışmamayı… Kendi dilimizde ve doğalımızda yargılamadan ve yargılanmadan özgürce ifade etmeyi, paylaşmayı ve bir-birlikte olmayı öğrendik.

Çünkü aslında, her birimiz kalpten kabe konuşuyoruz. Dilimiz ne derse desin, hangi kelimeleri söylerse söylesin, kalbin bildiği dil evrensel! Tüm canlılarla. O dil ki, bizi bir yapan, eşit ve eşsiz yapan… Şeklimiz değil, yaşamda birbirimize hissettirdiğimiz, öğrettiğimiz, paylaştığımızdır aslolan. Ve ancak tek bir dil, bize kendimizi affettirir, bizi bize sevdirir. Ana dilim sevgi ise, ne olduğum yerin, ne de formun önemi vardır.

Tüm karantina boyunca, bana eşlik eden canım bitkilerim, sürekli ziyaretime gelen ve bana güvenip salonuma yazlık evlerini yapan kumrularım, banyoda ara ara kendini gösteren tatlı gekom, ve sevgili kuyruklu arkadaşım Burcu kedi; iyi ki varsınız. Sizden çok şey öğrendim!

Not; Burcu bana hiçbir şeye dokunmadan şişelerin arasından yürümeyi öğretiyor! Harika bir denge egzersizi! Tavsiye ederim.

İlginizi çekebilir: Eve, yuvaya, sığınağımıza dua: Hep bildiğimiz ama şekillendiremediğimiz o yer

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam