En zor sınavlardan birisi: Aklım nerede kaldı benim?

“Ah canım benim, nasıl da güzel gülüyordun seni ilk gördüğümde? O gün seninle hayatımı birleştirmeyi düşünürken sen bilir miydin ki bugün çocuk gibi bana bakacaksın? Değil mi ama; ben sevdiğin güçlü adam, evin direği, çocukların babası sapasağlam bir adam… Bugünse aklını nerede bıraktığını bilmeyen bir adam! Sahi nerede aklım benim?

Hayatın nasıl yaşandığı işte tam da bu dönemler için önemliymiş.

En güzel anlarda mı, en büyük acılarda mı yoksa hiç yaşayamadıklarım da kaldı? Şimdi normalleştiriyor herkes bu unutmakları; yaş gereği olurmuş böyle işler… Zaten ne kadar da çok yaşamışım, yaşla beraber olması normalmiş öyle değil mi ama? İyi de ben hiç unutmak istemedim ki… Son nefesime kadar hep istedim kendimi bileyim. Ama anlıyorum ki istemekle olmuyormuş! İnsanın kendisi için de her şey de olduğu gibi emek vermesi gerekiyormuş.  Hayatın nasıl yaşandığı işte tam da bu dönemler için önemliymiş. Kendine kıymet vermek neymiş, kendini sevmek mi o da neymiş? Ben hep insanları sevdim, onlar için bir şeyler yaptım, belki zamanı doldurmaktı niyetim tüm hızla. Bu arada kendim ne alemdeydim fark etmedim ki… Zaten önemi de yoktu. Nasılsa yaşıyorduk işte…

Birileri mutlu oldukça ben de mutlu oluyordum. Bugün anladım ki önce kendin mutlu olmalıymışsın, kendin önemliymişsin. Kendimi sevmenin farkına varabilseydim eğer, zamanında vücudumu da, o güzel aklımı da severdim muhtemelen… Her şeyi anında yapan, zehir gibi olan, tırıs gibi uçup giden o güzel aklımı severdim en çok. Onu korumak adına daha çok yürürdüm belki, belki daha fazla dost edinir, var olan ilişkilerimi daha çok yaşamaya çalışırdım, nefes almanın önemine varırdım. Eğer yapabilseydim böyle, şu an biraz daha fazla konuşabilmem için benim adıma birileri ortamlar yaratıyor olmazdı (gerçi o birileri de iyi ki var), bir adım daha fazla atayım da bir hareket olsun diye yanımda birileri adım adım yürümezdi (gerçi iyi ki adım adım yürüyenler var), yemek yiyebilmem için türlü hallere girmezdi birileri…

İlişkilerinizin, desteklerinizin farkına varmaz, hareket etmez öylece kala kalırsanız bu unutmakların sizi bulması, aklınızı bir yerde bırakmanız bir o kadar kolay olacaktır.

Ah bilebilseydim, bilmekten ziyade idrak edebilseydim daha az yemek yer, hayatı yaşamaya çalışırdım. Emekli olmak da neymiş olmazdım ki, zaten hayat emekli olmakla beraber eğer yerine bir şey koymuyorsan bitiveriyormuş o noktada. Ellerimi; parmaklarımı daha çok kullanırdım o güzel aklım daha çok çalışsın, daha çok üretsin, daha güzel şeyler düşünsün ve dinç kalsın diye… Nereden bileyim ki o güzel aklım emir vermezse kolum kalkmayacak, ağzımdan bir kelime dahi çıkmayacak…” 

Doğru, yaşla beraber başımıza gelenler ortada. Ancak şu yaşamak denilen şeyden ne kadar erken elinizi çeker, kendinizin, ilişkilerinizin, desteklerinizin farkına varmaz, hareket etmez öylece kala kalırsanız bu unutmakların sizi bulması, aklınızı bir yerde bırakmanız bir o kadar kolay olacaktır.

Kimileri hiç unutulmamak ister; evet unutulmak belki en acı veren şey ancak daha acı olan bir şey varsa o da insanın aklını nerede bıraktığını bilmemesi, kendini unutmasıdır.

 

İlginizi çekebilir: Hafıza kaybı ve beyin yaşlanması durdurulabilir mi? 

İdil Arasan Doğan
İstanbul doğumlu olan Öğr. Gör. İdil Arasan Doğan, Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Yüksek Lisans programı ile başladığı akademik yaşamını Psikoloji Doktora Programı ile sürdürmektedir. Yüksek ... Devam