Dövüşçü müsün, savaşçı mı: Hayatta kalmak mı, gerçekten yaşamak mı?

Cem Şen’in “Dolmuşa Binme ve Dolmuştan İnme Sanatında Zen” adlı kitabındaki bir benzetmeden esinlenerek “Dövüşçü müsün, savaşçı mı?” sorusunu sana soruyorum.

Amacın sadece hayatta kalmak, anı kurtarmak mı, yoksa gerçekten yaşamak mı?

Amacın karşılaştığın sorunları sadece yok etmek, ölüm ya da yaşam için tabiri caizse dövüşmek mi, yoksa sana ait olan beden, duygu, düşünce sisteminin stratejilerini belirleyerek sezgili bir savaşçı gibi hayatını dönüştürmek mi?

Aşağıda dövüşçü ve savaşçı kavramlarının ayrıntılarını bulacaksın.

Kötümser dövüşçüler

Herhangi bir tehdit karşısında gelişine yumruk atan, dikkatini, reflekslerini, vücudunu duruma hazırlamamış birisinin dövüşmek için ringe çıktığını düşünün. Amacı sadece kavga etmek ya da yenmek. Şansı yaver giderse ya kazanacak ya da kaybedecek.

Bir de dikkatini, reflekslerini, vücudunu disipline etmiş, stratejilerini belirlemiş, kendini pratiğini günden güne geliştiren bir kişi düşünün. O da ringe çıkıyor. Amacı sadece dövüşmek değil. Yaptığı eylemin içinde gelişmek, hatta dönüşmek. Böyle boksörler ya da savaş sanatında ustalaşmış kişiler tanıyoruz değil mi?

Yani ilki anı kurtaran bir dövüşçü, ikincisi ise eylemini anlamla buluşturarak kendini eğitmiş bir savaşçı.

Hayat da böyle değil mi?

Pesimist bir dövüşçüyseniz hayat ringinde karşılaştığınız problemleri tehdit olarak algılıyorsunuz. Durumları, olayları, kişileri tehdit olarak algıladığınızda beyninizin problem çözme, strateji geliştirmeyle ilişkili olan ön lobu baskılanarak, aktifliğini kaybediyor. Artık dinozor beyni dediğimiz limbik sisteminiz aktif. Ya savaşacaksınız ya da kaçacaksınız.

Sürekli savaş ya da kaç modunda çalışan bir beyin artık sizi sadece fizyolojik olarak değil, psikolojik olarak da etkilemeye başlayacak. Artık pesimist bir dövüşçü olarak kontrol edebildiklerinizden çok, kontrol edemediklerinize odaklanacaksınız. Olumsuz içsel atıflar başlayacak. (“Patronum tarafından sevilmiyorum, başarısızım demek ki, sevgilim beni terk etti, çünkü güzel değilim” gibi.)

Kontrol edemediğiniz şeylere odaklanıp, üstelik sebeplerini kendinize bağladığınızda, düşünce sisteminiz şöyle işler: Artık yapabilceğim bir şey yok!

Yapabileceğiniz bir şey yoksa yaşam anlamlı gelir mi? Anlamlı olmayan bir yaşamın diğer adı depresyondur. Bu kötümser düşünme sistemini değiştirme seçimini yapmak senin elinde!

İyimser savaşçılar

İyimser savaşçılar karşılaştıkları problemleri bir tehdit olarak değil, bir düello olarak görürler. The Queen’s Gambit dizisindeki kızı hatırlayın.

  • İyimser düşünme sistemine sahip olan savaşçılar neyi kontrol edip neyi edemediklerini iyi analiz edip, duruma uygun neler yapabilceklerini iyi tespit ederler. Yani strateji geliştirirler.
  • Adımları belirlemekle kalmayıp, uygulamaya geçerler.
  • Enerjilerini doğru yerde, doğru zamanda, doğru miktarda kullanırlar. Yani enerjilerini sadece hayatta kalmak için değil, doğru yaşamak için kullanırlar.

Bu süreç gördüğünüz gibi bir disiplin gerektiriyor. Bu yüzden savaşçı kelimesinin iyimser düşünme sistemini kullanan insanlara uygun olduğunu düşünüyorum. İyimserlik gerçekçi olmayan bir mutluluk oyunu değildir. İyimser düşünme sistemi sizi ilkel yaşam karşında hayata şekil veren bir zanaatkara dönüştürür.

Bu da bir seçim değil mi?
Sen hangisini seçmek istiyorsun?

İlginizi çekebilir: Öz-Disiplin: Hazzı erteleyebilme kapasitesi neden önemlidir?

Gülbalca Çakıroğlu
İzmir Ekonomi Üniversitesi Psikoloji bölümünü bitirdikten sonra, beyin ve çalışma prensiplerine olan ilgim dolayısıyla Dokuz Eylül Üniversitesi Klinik Sinirbilimleri (Neuroscience) Master programına kabul edildim ... Devam