Doğanın sunduğu yaşam felsefesi: Vipassana

Doğanın bizim için apaçık bir kitap gibi sunduğu yaşam felsefesini, nefesini duymuş ve okumuş bir bilgelik, Vipassana!

Bugün, kişisel gelişimin revaçta olmasıyla etrafa saçılan bilgelikler… Kimisi peri masalı ya da kafiyeli güzel cümleler gibi okunup tüketiliyor ya da hakikaten kendini tanımak, kabul etmek veya geliştirmek isteyenler hangi öğretiyi benimseyeceklerine karar vermekte zorlanıyorlar. Biraz oradan, biraz buradan. Belki biraz Osho, biraz Neale Donald Walsh, biraz da Mevlana Celaleddin Rumi… Peki size hepsini birleştiren oldukça eski ve yalın bir öğreti olduğunu ve söylediği neredeyse sadece tek bir şey olduğunu söylesem…. Belki bu sizin için biraz daha kolaylaştırıcı olur.

Bu kolaylığın içine daldıkça içinden size sırlarını sunuyor desem. Tek bir noktadan giriyorsunuz daima, ve o tüm yaşamı, zamanı, adaleti, zorluklarla mücadele etmeyi, iyiliği ve huzuru çoğaltmayı size öğretiyor. Üstelik asla zihinsel boyutta değil, tamamen deneyimsel boyutta… 

İşte bu yöntemin adı: Vipassana. 

“Olanı olduğu gibi görmek anlamına gelen Vipassana, Hindistan’ın en eski meditasyon tekniklerinden biridir. Bu teknik, 2500 yıldan daha uzun bir süre önce Gotama Buddha tarafından yeniden keşfedilmiş ve evrensel hastalıklara evrensel bir çare, yani bir ‘yaşama sanatı’ olarak öğretilmeye başlanmıştır.” (kaynak: www.tr.dhamma.org )

Dünyanın her yerinde, son derece huzur dolu alanlarda ücretsiz kurslar halinde öğretilmeye devam etmektedir. İlk önce 1 günlük kursa gitmek şartıyla daha sonra 10 günlük inzivalara katılabiliyorsunuz. İnzivalar tüm süreç boyunca sessizlik ve az yemek, az uyku şeklinde geçmektedir. Diğer tüm teknik bilgileri yazının altına belirteceğin internet adresinden ulaşabilirsiniz. Ben daha çok insana kattıklarından bahsetmek istiyorum.

Benim Vipassana ile tanışmam Metin Hara’nın İçben’le Tanışma Seminerinin bir bölümünde oldu. Ardından Türkiye’ye gelen Jeff Oliver isimli Budist Rahip ile Edirne, Keşan’da 3 günlük bir inzivaya katıldım. Ve sonrasında yollara düşüp Tayland’a Kanchanaburi’ye 10 günlük inziva için seyir ettim…

Orada ilk öğrendiğim şey, bu pratiğin mutlaka istikrarla, disiplinle devamlılık gerektirdiği ve ancak o zaman faydalarına haiz olunabileceği olmuştu. O nedenle sabır ve disiplin ilk şarttı! Buna Shila diyorlardı, aslında sessizliğin, hiç kimse ile hiçbir şey konuşmamanın amacı da Shila idi ( *Shila: Doğru ve temiz ahlak/ tutum). Ardından evet… Bahsedilen hediyeler ve sırlar yavaş yavaş beliriyordu.

Akşamları, kendi dilinizde S.N. Goenka’nın konuşmalarını dinleyebildiğiniz bir teyp ve kulaklık alıyorsunuz ve yaklaşık 1 saat boyunca onun her günkü pratikle ilgili sohbetini dinliyorsunuz. Çoğunlukla pratiği anlamak üzerine yapılan bir sohbet oluyor bu. Bunun bir din olmadığını, yalnızca doğanın kanunu olduğunu anlatıyor. Ve bunu örneklendiriyor.

Amaçları hakikaten sadece öğretmek, anlatmaya çalışmak olan sohbetlere daima bayılmışımdır. Çünkü sen anlat ben değerlendirir inanıp inanmaya karar veririm. Kaldı ki Vipassana inanıp inanılmayacak bir şey de değil, DENEYİMLENECEK bir şey…

S.N. Goenka her sohbetinde Vipassana’nın amacının yalnızca tek bir şey olduğunda ısrarla duruyor ve “Vipassana’nın amacı: Zihni saflaştırmaktır” diyor. Evet… Ve bunun için Vipassana öyle basit şeyler istiyor ki oradan oraya koşturmak isteyen zihnime bunları yaptırabilmek için inanılmaz bir çaba gösteriyordum.

İlk 3 gün yapılan Anapana Meditation süresince sadece burun deliklerinizden giren ve çıkan nefesin olduğu bölge ile nefesin üst dudağınıza değdiği bölgeyi de içine alan üçgene odaklanmanız isteniyor. Bu öyle ZOR ki! Aslında küçük bir bölge dikkatinizi keskinleştirmek içindir ve daha geniş bir bölgede zihni tutmaktan daha kolaydır. Ancak zihni yalnızca orada sabit tutmak çok zordu. İşte ancak zihni terbiye edebilmenin ve böylelikle onu saflaştırmanın da tek yolu budur diyor. Zihni saflaştırmanın tek yolu Samadi’dir. (*Samadi: Zihnin Odaklanması). Samma Samadi… (*Samma: İyi, doğru olan)… Ve ardından Panya gelir… (*Panya: Aydınlanma, Zihnin Saflaşması).

Ve bunu yaparken YALNIZCA GÖZLEMlemenin de üstüne basıyordu. SADECE İZLE… Sadece izle…
Yargılama, kontrol etme. Eğer zihnin gidiyorsa onu da gör ve nazikçe geri getir, zihninin nasıl oradan oraya koşmak istediğini GÖR ve sadece gör…

Ve ben böylelikle fark ediyorum ki sadece görmekten o kadar uzaklaşmışım ki, zihnim daima yorumlamak istiyor. Evet, bu zihnin pozitif işlemlerinden biri, dünyayı tanıyabilmek için eski bilgilerle kıyaslamak, yorumlamak, değerlendirmek.. Peki ben zihnimin içinde bunu sürekli yaparsam hakikate nasıl ulaşabilirim ki? Yalnızca kendi zihnimin sınırları içinde kalmaz mıyım? Kendi eski deneyimlerim ve bilgilerim kadar yaşamaz mıyım dünyayı? İşte bundan özgürleşmek için bırak zihninin yorumlarını şimdi bir kenara ve lütfen sadece giren ve çıkan nefesin olduğu o üçgen böyleyi izle… Hadi sadece izle…. Bu sığ bir nefes, bu derin bir nefes, giren nefes soğuk, çıkan nefes sıcak… Sadece gör…. “İşte zihni saflaştırmanın bir diğer sırrı da bu” diyor Vipassana.

Ve tam o anda aklıma şu söz geliyor, “Olan sadece olur, önemli olan benim ona verdiğim anlamdır.” 
Evet verdiğim anlamın sığlığı, yaşadığım tüm ıstırabın (craving) sebebi… Varsayımlar, beklentiler, sürekli (bir şekilde) hayattan bir şeyler istemek.

Ve bir başka anlam hareketsizlik: S.N. Goenka der ki “Hareketsiz durmalıyız çünkü tüm hareketler bir rahatsızlıktan dolayı olur.” Kişi oturabildiği en rahat pozisyonda dahi otursa bir zaman sonra rahatsızlık duymaya başlayacaktır ve hareket etmek isteyecektir, yeni bir pozisyona… Ve elbette bir süre sonra ona da aynı şey olacaktır. Yeniden bir rahatsızlık hali… Oysa mevcut hali yalnızca gözlemlesek göreceğiz ki, her durum geçicidir. Ve buna Anicca denir. Anicca her şeyin geçici olduğuna dair doğanın bir kanunudur. Dünyadaki her durum geçicidir. Her duygu hali de öyle… Sevinç, hüzün, zenginlik, fakirlik, hastalık, sağlık, hepsi ama hepsi geçicidir. Tıpkı mevsimler gibi, açıp solan çiçekler ve bir gün ısıtan, bir gün artık ısıtmayan Güneş gibi… Bu sadece böyle olur.

Ve o anda yine bir zamanlar “hakikat nedir?” sorusuna düştüğüm tefekkür sonucu bulduğum bir cevap geliyor aklıma. “Eğer bir şey değişiyorsa o hakikat değildir.” Öyleyse dünya hakikatin kendisi değil, o yalnızca geçici bir rüyadır.

Vipassana ile ilgili yazmak, anlatmak istediğim daha nice deneyimim var… Örneğin bilinçaltını nasıl harekete geçirdiği, nasıl şifalandırabildiği ile ilgili… Hakikaten o sessizlik ve yalınlık içinde deneyimlediğiniz şifalanma gibisini başka HİÇBİR YERDE, HİÇBİR ŞEYDE, HİÇBİR KİMSEDE BULAMAZSINIZ. Vipassana seni sen ile birlikte bırakır ve seni özüne doğru yola çıkarır.

Yola çıkarken de yol boyunca da tek başına olmanın gururunu yaşarsın sonrasında. “Demek ki o beklediğim kurtarıcı kendimmişim!” dersin. Nefes daima en yakın dostun oluverir. En sadık dost ve en mucizevi ilaç olur yaşamında.
Özünü arayan herkesin bu deneyimi mutlaka yaşamasını diliyorum. 
Hakkımda okumak için, www.creatingground.com sitesini ziyaret edebilirsiniz. Bana meditasyon eğitimleri hakkında ulaşmak için [email protected] adresinden mail atabilir veya 0554 963 4286’dan veya Instagram‘dan ulaşabilirsiniz.

Başvuru için kaynak: www.dhamma.org

İlginizi çekebilir:

Dilek Cantimur
Dilek Cantimur, 20 Kasım 1988, İstanbul doğumluyum. 2011 yılında Yeditepe Üniversitesi Uluslararası Finans bölümünü burslu okuyup onur derecesiyle mezun olduktan sonra 5 yıl finans ... Devam