Deprem travması psikolojimizi nasıl etkiler?

Son zamanlarda hem ülkemizde hem de dünyada yaşanmasını istemediğimiz birçok olaya şahit oluyoruz. Savaşlar, göçler, ekonomik krizler, çevre kirliliği, seller, yangınlar derken buna geçtiğimiz günlerde yaşadığımız büyük bir deprem de eklendi.

Deprem maalesef ülkemizin bir gerçeği. Bu gerçeği hemen unutuyor olacağız ki depreme hep hazırlıksız yakalanıyoruz. Ancak deprem bireysel ve toplumsal olarak çok ciddi travmalara yol açıyor. Son yıllarda ülkemizde şu veya bu şekilde travmatize olmamış kimse yok diyebiliriz. Travma konusu depremle tekrar gündeme gelmiş olmakla beraber, hayatın her zaman içinde olan, gelişigüzel kullanılamayacak kadar önemli bir konu. Peki nedir bu travma?

Travma nedir?

Travma kişinin fiziksel, ruhsal bütünlüğünü ve tüm dengesini, stresle baş etme kapasitesini beklenmeyen bir şekilde aniden sarsan olaylara genel olarak verilen addır. Kaza, savaş, işkence, tecavüz, taciz gibi olaylar bizzat insan eliyle yapılan travmalara örnek iken; deprem, sel, kasırga gibi afetler sonrasında görülen travmalar doğal travmalardır. Travmatik olaylardan, olaya bizzat maruz kalanlar, olayda yakınlarını kaybedenler, onlara yardıma giden arama-kurtarma ekipleri, emniyet güçleri, medya mensupları, gönüllüler, görgü tanıkları ve olayı evde televizyondan izleyen herkes doğrudan etkilenir.

Travmatik olaya maruz kalan hemen herkes, olayı takip eden saatlerde, günlerde ve haftalarda çeşitli psikolojik zorluklar yaşayabilirler. Bu normaldir. Çünkü insanların baş edemeyeceği kadar olağandışı bir olay gerçekleşmiştir ve insanlar anormal olaya normal stres tepkileri göstermektedir. Çoğu durumda bu stres tepkileri birkaç hafta içinde geçer. Ama bazı kişilerde olayın üzerinden aylar, hatta yıllar geçmiş olmasına rağmen travmatik stres belirtileri ısrarla devam eder. Buna Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) denir. Şimdi öncelikle deprem gibi bir doğal afetin hemen ardından bireylerde gözlenen stres belirtilerine bir göz atalım.

Afet/travmatik olay sonrası bireylerde gözlenen aşamalar (Işıklı, 2013)

  • Şok dönemi: Olaya maruz kalan kişilerde olay gerçekleştiği andan itibaren 48 saate kadar olan süreçtir. Bu aşamada kişilerde acı hissetmeme, algılayamama, her şeyin gerçekdışı görünmesi, hafıza ve dikkati yoğunlaştırmada güçlükler, duygusal küntlük denilen kişinin robotumsu bir görüntü sergilemesi, mantıklı düşünememe ve karar verememe, panik veya donma reaksiyonları gözlenebilir. Bu aşamada afetzede/travmatize kişinin öncelikle fiziksel güvenliği sağlanmalıdır. Kişi yardım ekibi tarafından mümkün olduğunca hızlı bir şekilde olay yerinden uzak, güvenli bir yere götürülmelidir. Kişinin sakin ve güvenli bir yerde olması sağlanmalı, uyku, beslenme, korunma gibi öz bakım faaliyetleri garanti altına alınmalıdır.
  • Tepki dönemi: Bu aşama olayın farkına varılan andan itibaren 2 ila 6 gün süren dönemdir. Güvenliği sağlanmış kişi, korku, kaygı, öfke, çaresizlik, suçluluk, utanç ve güvensizlik hissedebilir. Titreme, bulantı, kas ağrıları, baş dönmesi, yorgunluk, yerinde duramama, uyku sorunları ve iştah değişimleri yaşayabilir. Korkutucu ve dehşet verici rüyalar görebilir, afet durumunu hatırlatan uyaranlardan kaçınabilir. Afet ile ilgili tekrar eden düşünceler ve hayaller (flashback) gelebilir. Tüm bu tepkiler korkutucu olduğundan afetzede delirdiğini/delireceğini düşünebilir. Bu aşamada eğitimli müdahale uzmanlarının vereceği psikoeğitim bu sürecin daha kolay atlatılmasına yardımcı olur.
  • Zihinden işleme ve üzerinden geçme dönemi: Olayın üzerinden yaklaşık 7 gün geçtikten itibaren bir ay süreyle gözlenen süreçtir. Bu aşamada afetzede/travmatize kişi olayla ilgili konuşmak istemez. Kaybettikleri için yas tutar, korku, yerini üzüntü ve özleme bırakır. Hafıza ve dikkat sorunları devam eder. Kişilerarası ilişkilerde sorunlar, sinirlilik ve çatışmalar yaşanabilir. Olay esnasında ve sonrasında yardım faaliyetlerinin iyi organize edilememesi veya ihmalkarlıklar olması durumunda kişi ikincil travmaya maruz kalabilir ve devlete ve diğer insanlara karşı aşırı güvensizlik, öfke patlamaları veya yalnız bırakılma isteği yaşayabilir. Bu aşamada kişinin normal rutinine (iş, okul gibi) dönmesine yardımcı olunmalıdır. Ve en önemlisi kişinin devlete, topluma ve hayata olan güvenini geri kazanması, umutlu bir gelecek perspektifi yaratması için tüm destek sağlanmalıdır.
  • İyileşme dönemi: Travmatik olayın birinci ayı geçtikten sonraki süreçtir. Bu aşamada kişi olanları kabullenmeye başlar, tepkilerinin şiddeti azalır, günlük hayata ilgisini geri kazanır, gelecekle ilgili planlar yapar, duygusal olarak kendini daha iyi hisseder, afet/travma olayı yaşamının, anılarının bir parçası haline gelir. Tüm bu olanları işlemek zaman alır. İnkâr, bastırma, kaçınma gibi tepkiler travmanın işlenmesini engeller. Böyle bir durumda iyileşme gerçekleşmez, kişinin tüm yaşamı olumsuz etkilenmeye başlar. Travmatik stres belirtileri artık Travma Sonrası Stres Bozukluğuna dönüşür. İyileşme aşamasını tamamlayamayan kişinin bir ruh sağlığı uzmanından (psikolojik danışman/psikolog) profesyonel destek alması gerekir. 

Doğal afetler ve insan kaynaklı travmalar

Diğer insanların neden olduğu tecavüz, işkence, savaş gibi travma kurbanlarının deprem, sel gibi doğal afetlerden etkilenen kurbanlardan daha şiddetli ve uzun süren travmatik stres bozukluğu yaşadıkları bilinmektedir. Doğal afet kurbanlarının daha hafif travma sonrası belirtileri göstermelerinin nedeni bu afetlerde ihanet, şiddet veya hata için suçlanacak insan kaynağı yokmuş gibi görünmesidir.

Bu afetler genelde kadere, kötü şansa veya doğa güçlerine bağlandıklarından kurbanların topluma ve devlete güveni tamamen yok olmaz. Ancak insan nedenli travma kurbanlarının acılarının nedeni genelde yakınlarındaki kişilerdir ve bu kişilerin insan ve topluma olan güveni sarsılmış ya da tamamen yok olmuştur. Bu tip güveni sarsan veya yok eden faktörler doğal afetlerde daha az belirgin olsa da, iki önemli insan faktörü bu afetler sonrası Travma Sonrası Stres Bozukluğunun gözlenmesinde rol oynar.

Bunlardan ilki doğal afetin insanların ölüm veya kayıplarına yol açmalarında görülen insan ihmalleridir. Denetlenmemiş veya çimentosu, demirinden çalınmış binaların çöküşleri hem inşaatı yapan hem de denetlemeyen insanların ihmali ve suçudur. Doğal afet kurbanlarının travmalarında diğer bir insan faktörü ise, olay sonrası yardım safhasıdır. Yardım aşamasında çeşitli vakıf, dernek, kişi, devlet mekanizmaları, yabancı yardım kurumları gibi pek çok insan kaynağı rol oynamaktadır. Yardımlarda olan gecikmeler, dağıtımdaki taraf tutmalar, çifte standartlar, yapılan suistimaller travma kurbanlarının yaşadığı travma stresinin şiddetini ve süresini artırır. Bu kişilerin kurumlara ve devlete olan güveni tamamen yok olur.

Tüm bunların yanında, deprem gibi bir afet sonrası çıkan kargaşada soygun, yağma, saldırı, tecavüz gibi insan kaynaklı suçların arttığı bilinmektedir. 1999 Gölcük depremi sonrası ülkenin başka yerlerinden kamyonlarla enkaz ve ölü talancısının geldiği, sırf enkazların değil, korkudan terk edilmiş evlerin de talan edildiği, depremzedelere karaborsa mal satıldığı görülmüştür (Akcanbaş, 2009).

Bu gibi kötü niyetli, fırsatçı, düzen bozucu olaylar ile aslında insanlar da doğal travmaya katkı yapmaktadır. Dolayısıyla yüzde yüz doğal kaynaklı bir travma yoktur diyebiliriz. Bu noktada devletin gerekli güvenlik tedbirlerini alması ilk koşuldur, çünkü travmada öncelik güvenliğin sağlanmasıdır. Yardım faaliyetlerinin zamanında ve doğru ulaştırılması ve yardım malzemelerinde yığılmanın olmaması için çok iyi organize olunması gerekir.

Bunun dışında hem devletin hem de bireysel olarak bizim dikkat etmemiz gereken başka bir husus daha var. Öncelikle travmatik bir olaya maruz kalan toplumların zihni adeta kutuplaşır. Travmanın bir sonucu olarak insanlar kutuplu düşünmeye başlar. Bu nedenle özellikle ülke yöneticilerinin toplumu kutuplaştıran söylemlerden kaçınmaları gerekir. Başta afet bölgesindeki insanları ve tüm ülkeyi etkileyen, güvenlik duygusunu derinden sarsan bir olay gerçekleştiği unutulmamalıdır.

Bu süreçte medyada, özellikle sosyal medyada yapılan kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı haberlerin ve ifadelerin yayılmasına katkıda bulunmamak gerekir. Ayrıca kişisel olarak sakin kalmaya, öz bakımımızı (uyku, beslenme gibi) ihmal etmemeye özen göstermeli, günlük rutinlerimizi mutlaka devam ettirmeliyiz ki travmadan doğrudan etkilenen insanlara yardımcı olabilelim. Son olarak herkesin travmalardan etkilendiğini, ancak tepkilerinin farklı olabileceğini hatırlatmak isterim. Bu nedenle gereksiz ve hiçbir yere varmayacak suçlama, münakaşa ve tartışmalardan kaçınmak, sevdiklerimize, sorumluluklarımıza ve ihtiyaç halindeki kişilere nasıl yardımcı olabileceğimize odaklanmak en mantıklı seçim olacaktır.

Kaynaklar:
Afet ve Kurban Psikolojisi, Travma Sonrası Stres Bozuklukları El Kitabı, Dr. Psikolog Mert Akcanbaş, AKUT Yayınları, İstanbul, 2009.
Afetlerde Psikolojik İlkyardım, Doç. Dr. Sedat Işıklı, Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü, Ankara, 2013.

İlginizi çekebilir: Egonun korku senaryolarından kaçma: Özgüvenli olmanın yolu korkularla yüzleşmekten geçiyor

Aysel Keskin Psikolojik Danışman
2006 yılında Marmara Üniversitesi’nden mezun olduğumdan beri, henüz on yaşındayken karar verdiğim ve severek yaptığım Psikolojik Danışmanlık mesleğini yapıyorum. Yedi senelik kurumsal hayat tecrübemin ... Devam