Deneyimlerimiz ne anlatır: Hayat, dersimizi öğretene kadar bize tekerrür yaşatır

Hayatta her şey tecrübe, karşılaştığımız durumlar, tanıştığımız insanlar, gördüklerimiz, yaptıklarımız… Karşımıza çıkan her türlü durum bizi kendi en yüksek potansiyelimize ulaştırmak üzere kurulu bir kurgu. Mesajları görebilmek ve bir sonraki adımı farkındalıkla atabilmek olaylara, durumlara, insanlara karşı bağımsız bir şekilde kimsenin yoluna sapmadan kendi yolunda ilerleyebilmek için elzem.

Kendini tanımaya atılan ilk adım, hepimizin hayatının dinamikleri ve potansiyelinin birbirinden farklı olduğunu algılamak. Hayatımızdaki ilişkilere, insanlara, bulunduğumuz topluma dikkatli bakmaya başladığımızda öz-bilincimize ulaşmamızı sağlayacak küçük mesajları da görmeye başlarız. Bu pratik bizi zamanla üç boyutlu şikayetçi zihin yapısından, bütün yaşadıklarımızın kendi kişisel tecrübelerimiz olduğu bilincine yakınlaştıracaktır.

Kimse kimsenin ne kurtarıcısı ne de celladı. Herkes izin verdiğimiz kadar bizi mutlu ya da mutsuz edebilir. Sınırlarımızı özenle çizmek, insanların hayatımızdaki yerini ve ilişkilerimizdeki alma-verme dengesini kurmak adına bize rehber olacaktır. Sınır çizmek enerji düzeyinde hayatımıza alacağımız insanları elememizi, geçmişte yaşayan, kurtarıcı bekleyen, sürekli almak isteyenler yerine; motive eden, destek olan, memnuniyet ve minnet besleyenleri çekmemizi sağlayacaktır.

Hayat öğretmek istediği tecrübeyi öğretene kadar bize tekerrür yaşatır. Aynı şekilde davranıp farklı sonuçlar beklemek en değerli hazinemizi, zamanımızı boşa harcamamızdan farklı şekilde sonuçlanmayacaktır. Hayatımızda bir şeyler elde etmek istiyorsak bunun mimarı biz olmalıyız ve biz olacağız, çünkü evren alma-verme dengesini öğretene kadar bizi sınava tabi tutacaktır. Ne kadar ekmek, o kadar köfte.

Kimsenin hayatına ne parazit olmalı ne de herkesin mutluluğu bizim sorumluluğumuzdaymışçasına “bunu düzeltebileceğimizi” düşünmeliyiz. Herkesin sınavı da, sınavdan çıkaracağı sonuç da kendine. Kimsenin elinden sihirli değnek beklememeli, eğer hayatımızın değişmesini istiyorsak gidip kendimiz değiştirmeliyiz. Bu hayatımızda sahip olduğumuz, bize ihtiyaçlarımız doğrultusunda verilen fiziksel bedeni, zihin yapısını ve ruhumuzu iyi tanımayı her şeyden daha çok önemsemeli ve kendi kendimizin rehberi olmak için kendi adımlarımızı atmalıyız.

İlginizi çekebilir: Mutluluk bir son durak mıdır, keyifli bir yolculuk mudur?

Gizem Demirci
Ben Gizem Demirci, Hemşirelik okulunu bitirip çalıştıktan sonra sanata olan yakınlığım vesilesiyle, Mimar olmak üzere Türkiye’de başlayıp, İspanya’da devam edecek olan eğitimimi başarıyla tamamladım. ... Devam