Bazı dönemler vardır; zihniniz bir an bile susmaz. Daha gözünüzü açar açmaz günün telaşı başlar. Cevaplanması gereken mesajlar, yetişilmesi gereken işler, ertelenmiş sorumluluklar, sürekli bir şeylere yetişme hissi… Gün bitse bile bedeniniz durur, zihniniz durmaz. Yatağa uzandığınızda bile içinizde hâlâ görünmez bir koşu devam ediyormuş gibi hissedersiniz.
Modern hayatta çoğumuzun sürekli güçlü, üretken ve kontrollü olması gerekebiliyor. Oysa insan zihni durmadan alarm halinde yaşayacak şekilde yaratılmadı. Sürekli tetikte olmak, her şeyi düşünmek, her ihtimali hesaplamak bir süre sonra zihni yoruyor; beden ise bu yükü kaygı olarak taşımaya başlıyor.
Belki siz de bazen hiçbir şey olmamışken içinizde bir sıkışma hissediyorsunuzdur. Belki en küçük bir belirsizlik gün boyu zihninizi meşgul ediyor ya da herkesin arasında olsanız bile kendinizi yalnız hissediyor olabilirsiniz. Çoğu zaman kaygı tam olarak böyle çalışır zaten; sessizce hayatın içine sızar. İnsan bir süre sonra bunu karakterinin bir parçası sanmaya başlar.
Oysa kaygı çoğu zaman “yanlış” biri olduğunuz için değil, uzun süredir kendinizden uzak yaşadığınız için büyür. Çünkü günümüz düzeninde çoğumuz sadece yetişmeye çalışıyoruz. Ne hissettiğimizi fark edecek kadar bile yavaşlamıyoruz. Sürekli düşünüyor, plan yapıyor, geçmişe takılıyor ya da geleceği kontrol etmeye çalışıyoruz. Kendimizle gerçekten baş başa kaldığımız anlar ise giderek azalıyor. İşte tam da bu yüzden zihni sakinleştirmek bazen büyük değişimlerle değil, küçük ama düzenli alışkanlıklarla mümkün oluyor.
Bu yazımızda, kaygılı zihni biraz olsun sakinleştirebilecek, sizi kendinize yeniden yaklaştırabilecek dört basit ama etkili alışkanlığı birlikte keşfedeceğiz.
1. Kendinize yavaşlayabileceğiniz alanlar yaratın
Bugünlerde çoğu insan dinlenmeyi bile verimli olmakla karıştırıyor. Bir şey izlemeden yemek yiyemiyor, telefon olmadan birkaç dakika oturamıyor, sessizlikte kalmakta zorlanıyor. Çünkü zihnimiz sürekli meşgul olmaya alıştı. Oysa insanın bazen hiçbir şey yapmadan da nefes almaya ihtiyacı var.
Kaygıyı büyüten şeylerden biri, zihnin hiç durmaması. Gün içinde kendinize ait sakin alanlar yaratmadığınızda bedeniniz sürekli “hazır ol” modunda kalıyor. Bu da zamanla hem zihinsel hem fiziksel bir yorgunluğa dönüşüyor. Bu yüzden gün içinde sizi yavaşlatan küçük ritüeller yaratmak düşündüğünüzden çok daha önemli.
Bazı insanlar bunu yürüyüş yaparken hisseder. Özellikle sahilde, ağaçların arasında ya da rüzgarın sesini duyabildiği bir yerde yürümek insanın zihnini hafifletir. Bazıları kahvesini sessizce içerken sakinleşir. Kimisi için bu birkaç sayfa kitap okumaktır, kimisi için uzun bir duş almak, çizim yapmak, örgü örmek ya da camdan dışarıyı izlemek… Çocukken sıkıldığımızda pencerenin önüne oturup dışarıyı izlerdik. Bir yere yetişmemiz gerekmezdi. Zaman daha yavaş akardı. Şimdi ise çoğu insan birkaç dakikalık boşlukta bile telefonuna sarılıyor. Halbuki zihnin tam da o boşluklara ihtiyacı var.
Kendinize her gün sadece on beş dakikalık sakin bir alan açmayı deneyin. Sessizce oturun. Bir şey dinlemek ya da izlemek zorunda değilsiniz. Bazen sadece sessizliği dinlemek bile insanı ana döndürebilir. Çünkü huzur çoğu zaman büyük kaçışlarda değil, küçük yavaşlamalarda saklıdır.
2. Zihninizle savaşmak yerine onu tanımaya çalışın
Kaygı yaşayan birçok insanın ortak bir alışkanlığı vardır: Zihninin söylediği her şeye inanmak. “Ya kötü bir şey olursa? Ya beni yanlış anladılarsa? Ya yeterince iyi değilsem?” Bu düşünceler o kadar otomatikleşir ki insan bir süre sonra onları gerçek sanmaya başlar. Oysa zihin bazen sadece korkularınızın sesini yükseltir.
Çoğumuz büyürken duygularımızı nasıl yöneteceğimizi öğrenmedik. Üzüldüğümüzde “abartıyorsun”, korktuğumuzda “takma kafana”, ağladığımızda “güçlü ol” denildi. Böyle olunca insan zamanla hislerini bastırmayı öğreniyor ama bastırılan duygular kaybolmuyor. Sadece içeride büyümeye devam ediyor.
Bir tartışmada hemen savunmaya geçmek, eleştirilince günlerce bunu düşünmek, herkesin söylediklerini kişisel algılamak ya da sürekli suçluluk hissetmek çoğu zaman zihnin eski yaraları koruma biçimi oluyor. Farkındalık dediğimiz şey tam olarak burada devreye giriyor. Mindfulness ya da farkındalık, zihni susturmaya çalışmak değil; zihninizi yargılamadan izleyebilmeyi öğrenmek aslında.
Mesela gün içinde durup kendinize şunu sormayı deneyin: “Şu an gerçekten ne hissediyorum?”
Bazen insanın ihtiyacı olan şey çözüm değil, sadece ne hissettiğini dürüstçe fark etmek oluyor. Çünkü kaygı çoğu zaman kontrol etmeye çalıştıkça büyür. Ama onu fark edip anlamaya başladığınızda yavaş yavaş gücünü kaybetmeye başlar. Bir düşüncenin aklınıza gelmesi, onun gerçek olduğu anlamına gelmez. Bunu fark etmek bile zihinsel yükü hafifletir.
3. Hayatın iyi taraflarını bilinçli olarak görmeye çalışın
İnsan zihni doğası gereği olumsuza daha çok odaklanır. Gün içinde güzel geçen on şey olur, bir tane can sıkıcı olay yaşanır; gece yatağa girdiğinizde zihniniz büyük ihtimalle o bir şeyi düşünür. Çünkü beynimiz tehlikeyi fark etmeye programlıdır. Ama sorun şu ki modern hayatta zihnimiz gerçek bir tehlike ile günlük stresleri ayırmakta zorlanıyor. Bu yüzden iyi şeyleri bilinçli olarak fark etmeyi öğrenmek gerekiyor.
Şükran pratiği bazen kulağa fazla romantik ya da klişe gelebilir ama aslında mesele sürekli mutlu olmaya çalışmak değil. Hayatın içindeki küçük iyi anları kaçırmamayı öğrenmek. Mesela sabah içtiğiniz sıcak kahve, uzun zamandır görüşmediğiniz bir arkadaşınızdan gelen mesaj, temiz çarşaflarda uyumak, akşamüstü salonunuzu aydınlatn güneş, sokakta sevdiğiniz bir şarkının çalması, markette sıra beklerken bir çocuğun size gülümsemesi… Bunlar küçük gibi görünür ama insan ruhu çoğu zaman böyle anlarla nefes alır. Şükran günlüğü tutmak bu yüzden oldukça etkili olabilir. Her gece kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: “Bugün bana iyi gelen ne vardı?”
Bazen hiçbir şey olmamış gibi gelen bir günün içinde bile küçücük güzel anlar olduğunu fark edersiniz. Ve zihniniz zamanla sadece eksik olana değil, var olana da bakmayı öğrenir.
4. Kendinizle yeniden bağ kurun
Kaygının en yorucu taraflarından biri, insanı kendisinden uzaklaştırmasıdır. Bir süre sonra sadece yapılması gereken şeylere odaklanırsınız. İşler, sorumluluklar, insanlar, beklentiler… Ama siz gerçekten ne istiyorsunuz, ne hissediyorsunuz, neye ihtiyacınız var; bunları düşünmeye bile fırsat bulamazsınız.
Özellikle hep güçlü olmaya alışmış insanlar bunu çok yaşar. Herkese yetişirken kendinizi ihmal etmeye başlarsınız. Yorulsanız bile dinlenmezsiniz. Kırıldığınızda bile belli etmezsiniz. Çünkü durursanız her şey dağılacakmış gibi gelir. Ama insan kendini sürekli erteleyerek iyi kalamaz. Bu yüzden yeniden kendinizle bağ kurmanız gerekiyor.
Bazı insanlar bunu yazarak yapar. Günlük tutmak gerçekten insanın iç sesini duymasını sağlar. Gün içinde bastırdığınız duygular yazarken ortaya çıkar. Bazıları terapiyle kendine yaklaşır. Bazıları yalnız kalarak… Bazıları çocukken sevdiği şeylere dönerek… Belki yıllardır dans etmiyorsunuzdur. Belki en son ne zaman gerçekten keyif için bir şey yaptığınızı hatırlamıyorsunuzdur. Belki hep “önce işler bitsin” diyorsunuzdur. Ama hayat sürekli ertelenebilecek bir şey değil. Kendinize şefkat göstermeyi öğrenmeniz gerekiyor. Yorulduğunuzda dinlenmek, canınız sıkkınken bunu kabul etmek, başarısız olduğunuzda kendinize sert davranmamak… Çünkü insan bazen en çok kendi yanında güvende hissetmeye ihtiyaç duyuyor.
İyileşmek bazen küçük alışkanlıklarla başlar
Kaygıyı tamamen yok etmek çoğu zaman mümkün olmayabilir. Ama onun hayatınızı yönetmesine izin vermeden yaşamayı öğrenebilirsiniz.
Üstelik bu her zaman büyük değişimlerle olmaz. Bazen sadece biraz daha yavaşlamak… Biraz daha fark etmek… Biraz daha nefes almak… Ve kendinize biraz daha nazik davranmak bile çok şeyi değiştirebilir.
- Sessizlik zihni sakinleştirir.
- Farkındalık düşünceleri berraklaştırır.
- Şükran duygusu hayata bakışı yumuşatır.
- Kendinizle kurduğunuz bağ ise sizi yeniden güçlendirir.
İyileşme çoğu zaman bir anda gerçekleşmez. Daha çok, insanın yavaş yavaş eve dönmesi gibidir. Kendine doğru, daha sakin bir yere doğru… Ve bazen o yol, sadece günde on beş dakikalık bir sessizlikle başlar.
Kaynak: tinybuddha
İlginizi çekebilir: Sanatın iyileştirici gücü: Hobilerle rahatlama ve zihinsel iyi oluş