Cesaretin bedeli varsa ödemeye hazır mısınız?

Çokça duymuşsunuzdur bu sihirli kelimeleri; “cesaret, cesaret edebilmek, cesaretlendirmek, cesur olmak, cesaretli kişi, cesaretli bir hareket, cesur bir seçim…” Peki, gerçekten cesaretin tanımı mümkün müdür? Ben bugün bu yazımda sizlerle cesaret hakkında “cesurca” sorular soralım istiyorum. Öncelikle kendimize sonrasında ise seçimlerimize ve hayatımızda olduğumuz noktaya, kısacası bugünümüze…

Ben sizlerle birlikte bu “adım atamamak” yani o gerçek cesaretten hemen önceki kısmı inceleyelim istiyorum.

Cesaret nedir? Yine kelime anlamlarından başlamak istiyorum, bakın nasıl tanımlanmış; cüret, güç ve tehlikeli bir işe girişirken kişinin kendinde bulduğu kuvvet ve güven. Görmekteyiz ki cesaretin tanımında kendimize güvenmek ve aynı zamanda “güç” bir işe giriyor olmak gerçeği vardır. Bazen öyle anlar olur ki hayatımızda tam kapıdan dönüveririz. O kapıdan geçmeye bir adım atarsak içerideki bambaşka bir güçlüğe karşı gelebilecek olmamıza rağmen geri dururuz. “Cesaret edemedim” olur tercümesi… Sonra yıllar geçer ve biz “keşke o gün atamadığım o adımı bugünkü cesaretim ve kendime güvenim ile atabilseydim deriz…

Ben sizlerle birlikte bu “adım atamamak” yani o gerçek cesaretten hemen önceki kısmı inceleyelim istiyorum. Neden adım atmaktan çekiniyoruz, neye güvenemiyoruz? Hemen kendimden bir örnek ile başlayabilirim. Hayatımda çoğu zaman asla cesaret edemediğim bir şey olmadı ta ki gerçek bir boşanma kararı verinceye kadar. Çünkü itiraf edeyim çok korkmuştum, o adımı atacak olursam sonrasında yaşayacaklarımdan, hayatımın nasıl devam edebileceğini (o zamanki küçük dünyamda tezahür ederken) düşünmekten ve ayrıca “birey” olmaktan o kadar çok korkmuştum ki… Sonsuz bir mutsuzluğu tüm bu atılıverecek sadece “azıcık” cesaret gerektiren adımlara tercih etmiştim…

Normalde kendimize dönüp dönüp tekrar endişeyle sorduğumuz nasıl olur, olabilir mi, yapabilir miyim, başarabilir miyim gibi soruların tümü kaybolur gider…

Bugün bana sorsaydınız şimdi ne yapardın? Öncelikle cesaret noktasında, kesinlikle pozitif, nötr ve negatif olarak 3 bölüme bölerek incelerdim. Eğer hayatımızda bir şey bizi nötr olarak tutuyorsa veya en azından pozitife götürmüyorsa, kesinlikle negatife götürmesini kabul etmemeliyiz. Çünkü hayatın normal durumu nötrdür; yani herhangi bir kişi ve ya herhangi bir durum bizim için sıfır noktasında olabilir. Önemli olan negatif yani bizden alan, bizi üzen, bizi yıpratan veya bizleri kendimizle karşı karşıya getirecek özellikte olmasına ve bu şekilde hayatımıza girebilmesine daha önemlisi hayatımızda kalabilmesine izin verip vermediğimiz durumlardır. Ve cesaret bize daha pozitife gitmek için güç verir.

Bu yüzden, ben bugün sadece ve sadece hayatıma daha fazla güzellik, diğer bir anlamda daha fazla pozitif olanı katmam gerektiğini açıkça biliyorum. Bu yüzden sonu ve bilinmezliği her ne olursa olsun cesaretle hayır derdim, o zaman atamadığım tüm adımları hiç korkmadan ve düşünmeden atar ve yoluma daima pozitifte kalmaya odaklanarak sadece olduğum gibi devam ederdim…

Peki, bu dediğimiz cesaret bu kadar basitse neden hepimiz gümbür gümbür cesaret sergileyemiyoruz, neden tercihlerimizde bu kadar çok düşünüyoruz? Aslında burada bir şeyi “istemek” ve gerçekten gönülden istemek ve sevmek ile ilgili bir tılsım var. Gerçekten istediğimizde, herhangi bir şeyden korkmayız, öylesine inanırız ki başımıza o inandığımız şeyden başka bir şey gelebileceği olasılığını bile es geçiveririz… Normalde kendimize dönüp dönüp tekrar endişeyle sorduğumuz nasıl olur, olabilir mi, yapabilir miyim, başarabilir miyim gibi soruların tümü kaybolur gider…

Buna bir de hayatımızda yaşamaya “cüret” ettiğimiz kadarını ekleyebiliriz. Bazılarımız güvenli kıyılarda bir ömür harcar, diğerlerimiz ise hiç gidilmemişe gitmedikçe o hayatı yaşanmaya değer görmez, bazılarımız sadece bir şeye odaklanır, diğerlerimiz ise düşsek de yine de tekrar tekrar denemeye devam ederiz. Bunun gibi cesaretin küçüğü veya büyüğü olmaz. Aslında her bilinmeyeni tercihimiz cesaret adına attığımız bir adımdır. Adeta yolumuzu kendi kendimize çizeriz.

Bugün bu yazımda bana eşlik etmeye cesaret eden sevgili sen, hayat işte bu anlık cesaretlerimiz kadar bizlere yakındır; yanı başımızdadır.

Bakın sevgili Brene Brown Cesur Yanınızı Kucaklayın ile cesareti nasıl yorumluyor;

“… ‘Büyük Cesaret Göstermek’ ifadesi Theodore Roosevelt’in Cumhuriyette Yurttaşlık adlı konuşmasından alınmıştır. Arenadaki Adam olarak da adlandırılan konuşma 23 Nisan 1910’da Fransa Paris’te Sorbonne’da yapılmıştır. İşte bu konuşmayı meşhur kılan paragraf şöyledir;

Önemli olan eleştirmen değildir, güçlü insanların nasıl tökezlediklerini ya da daha iyi yapılabilecek işlerin faillerini gösteren kişi değildir. Saygınlık gerçekten arenada olan adamındır; yüzü toza, tere ve kana bulanmış olanın; yiğitçe çabalayanın, tekrar tekrar hata yapanın ve yetersiz kalanındır. Çünkü hata ve kusur olmadan çaba da olmaz. Saygınlık, başarmak için gerçekten mücadele verenin, büyük şevkleri ve bağlılıkları tanıyanın; kendini değerli bir amaca adayanın, en iyi ihtimalle sonunda üstün başarının tutkusuna ereceğini, en kötü ihtimalle başaramayacağını ama hiç değilse büyük cesaret göstererek başaramayacağını bilenindir…”

Bugün bu yazımda bana eşlik etmeye cesaret eden sevgili sen, hayat işte bu anlık cesaretlerimiz kadar bizlere yakındır; yanı başımızdadır. Sadece yüzümüzü toprağa sürmeye, kanımızı akıtmaya ve terimizi muhteşem rüzgarlarda dalgalandırmaya korkmayalım… Cesaret, hayatımızda kendi kendimize verebileceğimiz en güzel hediyedir, kendimize güvenmektir, bu güvenle yollara çıkıp, yollar aşıp, maceralar yaşayıp dopdolu bir hayat sürebilmek için içimize, ta kalbimizin derinliklerine saklanmış olan en güzel varlığımızdır…

 

İlginizi çekebilir: Kendi yolunuzu yaşamak için: Yola çıkmalı, hemen

 

 

 

Pınar Ulus
2007 yılında Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü ile Kimya bölümlerini bitirdi. Aynı üniversitede Biyomedikal Mühendisliği ve İspanya Pompeu Fabra üniversitesinde master derecelerini ... Devam