Büyücüler ve iblisleri: Kendi sözünüzün gücüne inanıyor musunuz?

Dışarısı vahşi insan egoları, onların yırtıcı arzuları ve hasetleri ile çevrili. Her ne kadar iyi görünseler ve bizi sevseler de bir yanları ile, diğer yanları dolunay ışığının yarattığı ağaç gölgesi altında parlayan kırmızı gözlerini, sivri salyalı dişlerini açığa çıkarıyor. Onlar birer rüya yiyicileri.
O kadar vahşiler ki, tek dişleri ile, özenle kurduğun  camdan rüya balonunu paramparça edebilirler. 
Her insanın içinde, bu vahşi yaratıktan var. Gözleri ışıkta göremeyen, açlıkla terbiye edilen bir mahlukat. Bir yeraltı iblisi. 
Bulutlar güneşi, ayı gölgelemeye görsün, hemen çıkageliyorlar.

Çok mu güzelmiş? Benim olsun!
Benim neden yok? 
Ben neden o kadar rahat değilim?
Peki ya ben?
Ben ne olacağım?
Onları öldürürsem, benim de şansım olur?

Ve rüyalarımızı, hayallerimizi içten içe bildiğimiz bu canavardan saklarız. Parlayan her şeyi, bir halı altında, bir sandık içinde tutarız. Aman görünmesin. 
Korumayı bu sanırız. 
Merhamet dileniriz, “Şş nazar etme!”
Lütfen hayalime gözünü dikme. 
Çünkü o hayal benim “zayıf inancım” ile inşa edildi. 
O kadar zayıf bir inanca sahibim ve ben bile inanamıyorum ki, en ufak esintide, senin kızıl yakıcı gözlerinde tuzla buz olabilir. 
Ve korunmak için ancak yalvarabilirim. 

Oysa, korunmak için, inancını güçlendirmen gerekir.
Hayatını zaten  her noktada saklanarak, özelliklerinden kaçınarak, parlamaktan utanarak geçirenler, şimdi yaşamaya da hak görmez oldular kendilerini. 
Saklanarak güçlendirdikleri ve inandıkları  “çaresizlik, güçsüzlük” hisleri onları ele geçirdi. 

Artık hepimiz, kendi  düşlerimizin, büyülerimizin gücüne inanmaz hale geldik. Her an yıkılabileceğine inandık, kendimizi inandırdık. 
İşte bu inanç, asıl bu inanç o yeraltı iblislerinin inancı, o kızıl gözlerin sözleri.

Kendine, kendi sözünün gücüne inandığın sürece, diğerlerinin büyüsü sana yaklaşamaz bile. Daha güçlü olduğundan değil, sadece kendi büyüne kulak verdiğinden. 
Bu dünya, büyücüler dünyası. Her büyücünün de bir iblisi var. 
İblisini eğitmiş büyücüler, ya da eğitememişler. İblislerine köle olmuş büyücüler ya da büyücü olduklarını unutmuş büyücüler.. Büyücülerini tamamen yutmuş başıboş iblisler ya da iblisini ellerine küçük bir “ben” yapmış büyücüler…

Ve sen büyücü, kendine nasıl bir dünya yarattın, kendi iblisin nerede duruyor?
İblisinin dişlerinden akan haset kimlerin ve hangi duyguların üzerine damlıyor?

Nazar;
Bir büyücünün, kendi gücünü önce kendi iblisine sonrada diğerlerine korku ve endişe yolu ile dağıtması, kendi büyücülüğüne saygı göstermeyişidir. 

Kem göz dediğin, önce senin içindeki iblisinin sana söylediği; “sen değilsin” “hak etmiyorsun” “dışarısı korkunç, saklan” “sen zayıfsın” sözleridir. 
O göz, senin iblisinin kızıl gözüdür. 

Önce sen, asanı al ve çık dışarı yaşamın büyücüsü. Kaldır başını ve çağır iblisini. Başka bahçelerden, başka rüyalardan çeksin kendini. 
Önce sen söyle sözünü, bu yaratım senin, bu dünya senin büyülü sözün. 
Sen konuş!
Söz de senin, rüya da. 
Sen kendi rüyanın başında durduğun sürece, korumaya, saklanmaya, küçülmeye ihtiyaç duymazsın. 
Çünkü sen varsın büyücü, her şeyi yaratan..

İlginizi çekebilir: Yaşam rüyası: Rüyayı değiştirmeye çalışma, sadece yürü

Esra Uyman
Lise yıllarında başlayan kişisel gelişim, ruhsal gelişim ve metafizik konularına duyduğu yoğun merak onu yurt içi ve yurt dışında birçok özel eğitim çalışmalarına katılmaya ... Devam