X

Brandolini Yasası: Dünyayı neden ve nasıl saçmalıklar yönetiyor?

Sabah uyandınız, elinize telefonu aldınız ve o meşhur aile WhatsApp grubuna bir akrabanızdan şu mesajın düştüğünü gördünüz: “Japon bilim insanları kanıtladı! Sabahları aç karnına limonlu ılık su içmek, vücuttaki tüm kanser hücrelerini 48 saat içinde yok ediyormuş!”

Bunun biyolojik olarak imkansız olduğunu, ortada böyle bir Japon araştırması olmadığını ve kanserin limonatayla çözülemeyecek kadar karmaşık bir mutasyon olduğunu biliyorsunuz. Tam parmaklarınızı klavyeye götürüp gerçeği açıklayacakken duraksarsınız. Bu iddiayı çürütmek için makale taramanız, kaynak bulmanız, temel hücre biyolojisini basitçe özetlemeniz ve kibar bir dille bu uzun metni yazmanız gerekecektir. Oysa akrabanız o yalanı yaymak için sadece “İlet” tuşuna basmış ve hayatına devam etmiştir. Derin bir nefes alır, telefonu yavaşça masaya bırakırsınız.

Brandolini Yasası (zırva asimetrisi) nedir?

2013 yılında İtalyan yazılımcı Alberto Brandolini tarafından ortaya atılan bu yasa, bilgi çağının en acımasız ve en gerçekçi tespitlerinden biridir. Orijinal adıyla Bullshit Asymmetry Principle, şunu söyler: “Saçma veya mantıksız bir iddiayı çürütmek için gereken enerji, onu üretmek için gereken enerjiden bir büyüklük sırası (en az 10 kat) daha fazladır.”

Bu yasa, zihinsel bir asimetrik savaşın tanımıdır. Bir yalanı, komployu veya temelsiz bir iddiayı üretmek sıfır veri, sıfır kanıt ve sadece birkaç saniye gerektirir. Üstelik saçmalıklar genellikle insanların duygularına, korkularına veya “sırrı çözmüş olma” arzularına hitap ettiği için son derece caziptir.

Ancak o yalanı çürütmek; kanıt toplamayı, mantıksal argümanlar kurmayı, bağlamı açıklamayı ve en yorucusu da o yalana inanmış bir zihnin bilişsel bariyerlerini aşmayı gerektirir. Yalan 100 kilometre hızla yayılan bir virüsse, gerçek; elinde kalın ansiklopedilerle ona yetişmeye çalışan nefes nefese kalmış bir bilim insanıdır.

Enerjimizi nereye harcıyoruz?

Sosyal medyadaki “şok edici” iddialar: Sosyal medyada birisi çıkıp “Piramitleri aslında uzaylılar yapmadı, hepsi devasa birer enerji jeneratörüydü!” diye bir tweet atar. Bu iddia heyecan vericidir, gizemlidir ve dakikalar içinde binlerce beğeni alır. Oysa bir arkeoloğun, bu iddianın neden saçma olduğunu, karbon testlerini, Antik Mısır’ın taş işçiliği kayıtlarını ve mimari evrimi anlatan 20 flood’luk bir yazı dizisi hazırlaması gerekir. Ve işin acı tarafı, gerçeği anlatan o detaylı ve sıkıcı yazı, orijinal yalanın yüzde biri kadar bile okunmaz.

 Kurumsal hayattaki “parlak” fikirler:  Bir toplantıdasınız. Vizyoner bir yönetici ortaya çıkar ve hiçbir altyapısı olmayan, sadece popüler kelimelerden oluşan bir fikir atar: “Bundan sonra tüm süreçlerimizi blockchain tabanlı, yapay zeka destekli bir sinerji havuzunda toplayıp maliyetleri sıfıra indireceğiz!” Herkes etkilenmiş gibi başını sallar. Siz ise işin mutfağındaki kişi olarak bunun teknik ve bütçesel olarak imkansız olduğunu biliyorsunuzdur. Ancak onun 10 saniyede savurduğu bu “zırvayı” çürütmek için 40 sayfalık bir fizibilite raporu hazırlamanız, veri mimarisini açıklamanız ve sonunda “negatif ve yeniliğe kapalı” kişi damgası yemeniz gerekir.

İkili ilişkilerde “niyet okuma” çıkmazı:  İkili ilişkilerde veya arkadaşlıklarda en yıpratıcı anlar, karşı tarafın temelsiz bir varsayımla sizi suçladığı anlardır. “Dün bana öyle bakmanın sebebi, aslında benim o işi başaramayacağımı düşünmen!” Bu tamamen subjektif, uydurulmuş bir iddiadır (üretimi 3 saniye sürmüştür). Sizin bu iddiayı çürütmek için kendi iç dünyanızı, o an ne düşündüğünüzü, niyetinizin saflığını kanıtlamanız ve mantıklı bir savunma yapmanız gerekir. 

Peki, bu asimetrik savaşta enerjimizi nasıl koruyacağız? Çözüm, düşünme yöntemleri serimizin önceki bölümlerinde incelediğimiz Sayre Yasası‘nda gizli: Bir saçmalığı çürütmek için 10 kat fazla enerji harcamadan önce, konunun gerçek dünyadaki değerini tartın. Eğer tartışma sadece ego tatmini üzerine kurulu ve getirisi düşükse, Brandolini’nin maliyetli tuzağına düşmek yerine sessiz kalmak en mantıklı seçenek olabilir. 

İlginizi çekebilir: Sayre yasası: İncir çekirdeğini doldurmayan konularda neden kavga ediyoruz?

Mustafa Direk: Merhaba, ben Mustafa. Şu anda İstanbul Üniversitesi Marka İletişimi bölümünde öğrenciyim. 10 yıllık eczane tecrübem sayesinde insanlarla iletişim kurma ve problem çözme becerilerimi geliştirdim. Ancak içimdeki merak, beni yeni alanlara yönlendirdi ve şu anda marka iletişimi alanında kendimi geliştiriyorum. Dijital içerik üretimi ve blog yazarlığı konusunda deneyimliyim ve içeriklerimle insanlara ilham vermeyi hedefliyorum. Kendini keşfetme ve farkındalık sürecine katkıda bulunacak yazılarımı takip edebilirsiniz. Bu yolculukta birlikte ilerlemek dileğiyle!
İlgili Makale