Biriktirdiklerinizin dağınıklığını düzenleme zamanı: Neyi saklamalı, nelerden vazgeçmelisiniz?

Hey gidi ergenlik yılları… ‘O yıllarda çok dağınıktım ve odamın toplanması ile ilgili olarak ailemle sürekli bir çatışma içindeydim’ diyenler burada mı? Ben itiraf ediyorum o yıllar tam bir baş belasıydım. Evet kendime ait bir düzenim vardı ve hiçbir şeyi kaybetmiyor aradığım her şeyi bulabiliyordum. Zaten genellikle dağınıklığıma karşın savunmam da hep buradan işliyordu. Ama günün sonunda dağınık mıydım? Evet hem de çok!

Ve bunun bitmesi gerekiyordu.

Hepimiz yaşamlarımız boyunca sürekli bir şeyler biriktiriyoruz. Biriktirdiklerimizi belli bir düzende -burada kastım klişe derli & toplu tanımı değil- yerleştirmediğimiz ve eleyemediğimizde boğucu bir dağınıklığa sebebiyet veriyorlar.

Günümüz materyalist yaşam koşullarında, sağlıklı, yakışıklı, güzel, mutlu ve başarılı olmak için neyin gerekli olduğunu bize anlatan reklamlara tüm gün maruz kalıyoruz: O ayakkabıyı almalısın, şöyle bir evde oturmalısın, eşinin/işinin sana şu imkân ve kolaylıkları sağlaması gerekli… Bu eğitime mutlaka gitmelisin, bu egzersizi yapmalısın, şu dili muhakkak konuşabiliyor olmalısın. Bir de bunların üzerine coğrafi karmamızın üzerimizdeki enerjisi kıtlık bilinci ile birikenler eklenince…

Yaşı yaşıma denk olanlar hatırlayacaktır; 90’larda evlerde küçük tuvalet diye de anılan ikinci tuvaletlerin çoğunlukla ardiyeye dönüşmüş olması, bir süre sonra lazım olur diye saklanan onca şeyin ne olduğunun bile unutulması buna bir örnek olabilir mesela. Ve hatta şu an ikamet ettiğim apartmanım dahil olmak üzere binaların garaj, kömürlük benzeri zemin katlarında yıllardır el sürülmemiş bisikletlerin çürüyüp gidişleri, asla ihtiyaç olmayacak fayansların saklanması, bir gün tekrar monte edilmeye karar verilecek olsa bile artık fare, bit, pire vb. haşerelerin yerleşmiş olabileceği korkusu ile tekrar evlere monte edilemeyecek sökülmüş, o zamanında fazla gelmiş kapılar. Tüm bunlar ve fazlası ihtiyacımız olmayan her tür şeyi biriktirmemizi kolaylaştırabilir ve onlarla kurduğumuz duygusal ilişkili nedeniyle de onlardan kopmayı zorlaştırabilir.

Pek çok nedenden ötürü, neyi saklayacağımıza veya neyden vazgeçeceğimize karar verme aşamasına geldiğimizde kendimizi paralize şekilde bulabiliriz. Tüm bu birikenler bir süre sonra fayda sağlamak yerine yaşamlarımızı onlara göre şekillendirdiğimiz yöneticilerimiz olabilir.

Hiç unutmam ebeveynlerim dağınık odamla ilgili bir gün bana dimağımı açan şu cümleyi söylemişlerdi; ‘Odanın halini görüyorsun değil mi? Odan ne kadar dağınıksa zihninin içi de o kadar dağınık. Bu dağınıklık zihninin görsel olarak vuku bulmuş hali. Bu konuda bir şey yapmaya zihninden başlamaya ne dersin?’ Çok da haklıydılar.

Bir türlü vermek isteyip veremediğimiz, aslında gardırobumuzda, evimizde fazlalarını verip yer açmak istediğimiz fiziksel eşyalara duygusal bağlarımız olabilir veya içten içe eşyalarımızın parasal değerlerinin önemine inanabiliriz. Eşyalarımıza olan bağımıza dair bu inancın arkasına saklanan asıl neden korkudur oysa. Neden derseniz sahip olduklarımız anılarımızın, umutlarımızın, hayallerimizin somutlaşmış temsilleri çünkü. Şu an kim olduğumuzla gelecekte olmak istediğimiz kişi için biriktirdiklerimizin sembolleri. Kaybetmekten korktuklarımız eşyalarımızdan çok statümüz, rahatlığımız, yaşamla olan güven bağımız ve hatta evet sevgi. İşte tam da bu yüzden dolunaylar başta olmak üzere, yeni başlangıçlar için olsun, affetmek için olsun, şifalanmak niyetiyle yapılan tüm ritüeller olsun, belki sadece temizlik, ferahlık için olsun, bırakmanın çok kolay olmaması şaşırtıcı bir durum değil.

Üstelik dağınıklığın ve düzensizliğin temelini oluşturarak hayatlarımızda yer kaplayan biriktirdiklerimiz sadece fiziksel şeylerle sınırlı değil. Yaşam sevincimizi ve üretkenliğimizi eksilten zihinsel karmaşaya sebep olan görünmezler de var. Tutunduklarımızın hemen hepsi ister fiziksel ister zihinsel olsun korkudan uzaklaşmak ve umut temelli. Mesela; para biriktirmenin ilk bakışta güzel bir eylem olmasının ardında para harcadığımız için suçlu hissetmenin korkusundan uzaklaşmak ve/veya gelecekte paraya ihtiyaç olabilecek durumların korkusu ile daha iyi bir gelecek içinde yaşayabilmek umudu olabilir. Belki de sadece bu umut ve korku ile yaptığımız harcamayı haklı çıkarmak amacıyla bir gün ihtiyacımız olabileceği fikrine tutunarak artık işimize yaramasalar da tutmaya devam ediyoruz satın aldıklarımızı.

Öyle ya da böyle korku, suçluluk, umut kısır döngüsü içinde bir şeyler birikir, birikiyor.

Birikenlerin dağınıklığını düzenlemek, kendimize ve hayatı algılayışımıza dair temel taşlarımıza daha yakından bakmamıza imkân verebilir. Karışıklığı toparlamak evlerimizin veya zihinlerimizin dolaplarındaki fazlalıkları azaltmak, başaramadıklarımızla yüzleşmek, bitmiş ilişkilerden, işlerden ve bitmesi gerekip de bitememiş her şeyin toksik etkilerinden arınmak demek olabilir.

Merceği biraz daha daraltıp yakından bakmayı başardığımızda her birimizin dağınıklığının kendine özgü bir öyküsü olduğunu görebiliriz. Kendimizi, özümüzü tanımlayıp önem derecesinde üst seviyelerde tutup üzerine karakter ve yaşam biçimlerimizi inşa ettiklerimize daha çok tutunuyor, daha çok biriktiriyor, onlardan daha zor ayrılıyoruz. Kariyer ve başarmak ikilisi üzerinden kendini tanımlayan biri için sertifikaları, aldığı terfi ve ödül belgeleri öncelikli bağ kurduğu materyallerken sevilmek ihtiyacı ve sevene ve sevdiğine sadakat üzerinden yaşamını tanımlayan biri için zihindeki ortak anılar ve hediyeler hiçbir koşulda terk edilmemesi gerekenler olabilir.

Bazı başka zamanlardaysa zihinlerimizi bulanıklaştıran, evde veya ofiste aradığımızı kolaylıkla bulmamızı engelleyen, konsantrasyonumuzu düşürüp her şey üstümüze üstümüze geliyormuş hissini uyandıran bu karmaşa yüzleşmek istemediklerimizin önündeki perde olabiliyor. Başa çıkmamız gereken asıl sorunu net bir şekilde görememeyi sağlamak, başa çıkmamız gerekenle başa çıkmamak için bir başa çıkma yöntemi olarak kullanabiliyoruz bu dağınıklığı. Tanımlaması da en az kendisi kadar karışık bir durum değil mi? Çözmekten kaçındığımız bir sorun var. Onu, içinde bir şeyleri bulmanın görmenin zor olduğu bir kalabalık yığınının içine yerleştirip göremediğimiz için orada yokmuş gibi davranarak, onunla yüzleşmekten kaçmak için bir yöntem olarak dağınıklıktan faydalanıyoruz. Şimdiye dek ruhunuzda veya yaşam alanlarınızdaki dağınıklık ve biriktirdiklerinize hiç bu gözle bakmış mıydınız bilmiyorum ama bırakmamak ve biriktirmek eylemlerimizin ardındaki duygu ve düşüncemizi anlamak dağınıklığın, karmaşanın yaratıcısını gördüğümüzde tanımayı ve ondan kurtulmayı kolaylaştırabilir.

Hepimizin mutlaka kırmızı çizgisinin olduğu alanlar var. Çizgiyi çekmek için illa korkunç bir deneyim içinde olmamız gerekmiyor. Belki vefat etmiş bir sevdiğinizden kalma düğün hediyesi, belki bir arkadaşınızın kullanmadığı için size verdiği satın almaya kalksanız kolaylıkla karşılayamayacağınız kadar pahada yüksek bir eşya kullanmıyorsak ve kullanmayacaksak sadece toz tutup dağınıklık yığının bir parçası olacak. Sınırlarımızı hemen şimdi belirleyelim derim.

Sınırlar aynı şekilde eski dost, eski sevgili, eski iş yerimize dair hislerimiz ve düşüncelerimiz için de önemli. Geçmiş yani geçip gitmiş olan. Bunlara tutunmak o umut ettiğimiz uğruna biriktirmeyi seçtiğimiz geleceği yarattığımız şimdinin önüne engeller inşa etmek demek olacak. Değiştiremeyeceğimiz geçmişi bırakmak bu yüzden önemli.

‘Ne olur ne olmaz. Her ihtimale karşı. Şurada dursun da.’ Tüm bu cümlelerin önlem amaçlı ve ortamda savaşacak ve kaçacak bir durum yokken alınan fazla önlemin kaygı yüklü olduğunu görmeye izin verebilir miyiz? Geleceğe şu an olduğundan birazcık daha bile fazla güvenmek demek azalan kaygı ve şu anda yükselen yaşam sevinci demek.

Kıyıda köşede başlangıç tarihini hatırlayamadığınız kadar zaman öncesinde başlanmış ve bitirilmemiş el işleriniz; örgüleriniz, resimleriniz, tamiratlarınız olabilir. Projeleriniz, girişimleriniz olabilir. O halleri ile gözümüzün önünde kalmaları sadece başarısızlık, yetersizlik hissimizi tetikleyecek. Seçme hakkının elimizde olduğunu hatırlayıp öncelik sırasında öne alıp tamamlamak veya tümüyle onlardan vazgeçip kolaylıkla tamamladığımız alanlara yönelip kim olduğumuzla yakınlaşıp daha da güçlü olabiliriz.

Eğer biraz olsun ilham verdiyse bu sohbet size gelin çekinmeyin dalın dağınıklığınızın havuzuna. Biraz da dağınıklığın içindeki varlığınızla karışsın ortalık. Neleri saklamak, nelerden kurtulmak gerektiği ile ilgili farkındalığımızı yükseltme egzersizi yapalım. Yaratacağımız en ufak boş alan, daha iyi bir ruh ve beden sağlığı, daha kendinden emin bir hal, daha çok yaşam sevinci demek olabilir.

 

İlginizi çekebilir: Mutlu ve sağlıklı olmak için, olduğumuzdan başka biri olmak zorunda mıyız?

Birce Sinem Tezer
Merhaba, ben Birce. Yoga ile lise yıllarımda tanıştım. 200 saatlik temel eğitimimi 2014 yılında aldım. İçlerinde Godfrey Devereux gibi pek çok kıymetli eğitmenlerin olduğu ... Devam