Bir çiçekten hayat dersi

Bugün bir çiçekten muazzam bir ders aldım…

Son birkaç aydır hayatım oldukça yavaş akıyor. Hareketli ve enerjik bir özüm olduğu için de bu dönem benim için biraz zor geçiyor…

Benim gibi birçok insanın da yavaşlamayı çok zor bulduğunu biliyorum. Her şey hemen olsun istiyoruz. Hemen olunca da bir kıymeti kalmıyor hızlıca tüketiyoruz.

İşte bu, şu anda yaşadığımız dünyanın gerçeği. Dolayısıyla, bir insan olarak da bu dönem dönem yaşadığım daralmaları çok normal buluyorum. Böyle bir durumda bir kaç derin nefes alıp, bazen çıkıp dolaşıyorum. Bazen bir arkadaşımla buluşuyor, bazen de müziği son ses açıp çılgınca dans ediyorum.

Her şey olması gereken zamanda, olması gerektiği gibi olur

Geçtiğimiz günlerde ilk defa bir çiçeklenme deneyi yapmıştım. Yediğim mandalinanın çekirdeklerinin üzerindeki katmanı sıyırıp onları bir peçete üzerine dizdim. Peçeteye bir miktar su serpip bir buzdolabı poşetinin içine koydum. Poşetin ağzını sıkıca kapadım ve odanın bir köşesinde sakladım.

15 gün kadar sonra poşeti açtığımda çekirdeklerin filizlenmiş olduğunu gördüm. Bu o kadar heyecanlı bir andı ki içim kıpır kıpır oldu. Yaklaşık 10-15 tane çekirdek koymuştum ve hepsi de filizlenmişti. Ben de onları bir saksı toprağın içine gömdüm. Yaklaşık 15 gündür de suluyorum. Bir iki gün önce “olmadı galiba ya hiçbir yaşam belirtisi yok” diye düşünmüştüm.

Her şey olması gereken zamanda, olması gerektiği gibi olur.

Tam umudu kesmek üzereydim ki bugün balkonda kahvemi içerken gözüm saksıya takıldı. İnanamadım. İçinde tam iki minik yeşil oluşum üzerilerindeki toprağın bir kısmını hala atamamış ama neşeli, gururlu ve güçlü bir suratla bana bakıyorlardı. Yaşadığım sevinç muazzam. Kalbim bir anda o kadar açıldı ki içimdeki bilge uyandı. ‘Ha’ dedim şimdi anladım onlar aslında epeydir toprağın altındaydılar ama gün yüzüne çıkabilmek için güçlenmeleri gerekiyordu.

Çok kısacık bir an için aklımdan şu sorunun da geçtiğini fark ettim, acaba diğerlerine biraz destek olmak için üzerilerindeki toprağı biraz azaltsam mı? Sonra hemen ardından bilge şunu dedi; ‘hayır, bunu yaparsan ona iyilik değil kötülük etmiş olursun çünkü o ancak toprağı kendi yararak çıkabilecek kadar güçlendiğinde dışarıdaki güneş ve rüzgarla baş edebilir’. Eğer, ona yardım etmek için üzerindeki toprağı azaltırsan vaktinden erken doğmuş olacağından kökleri zayıf kalacaktır.

Duyduğum bu sesten büyülenmiş şekilde birkaç saniye çiçeğe bakakaldım ve gülmeye başladım. Resmen tokat gibi cevap diye düşündüm. Bir süredir yavaş giden hayatımı bir anda hızlandırmaya çalışırsam üretimlerim zayıf doğacak ve belki de ilk güneşte sararıp kül olacaktı. Son dönemde aklımı meşgul eden eski ilişkilerimde de aynı hataya düşmüştüm. Kökler güçlenmeden güneşe kavuşan her çiçek gibi ilk sert rüzgar bizim de boynumuzu kırmıştı.

Eğer tam şu anda böyle bir dönem yaşıyorsanız öncelikle bir kaç saniye durun. Kendinize bir çay koyun ve sırtınızı koltuğa yaslayın. Bırakın koltuk bedeninizi taşısın. Bir süre gözlerinizi kapayın ve içinizden veya sesli bir şekilde “Artık rahatlayabilirim. Her şey olması gereken zamanda, olması gerektiği gibi olur” deyin. Odağınız bedeninizde olsun. Ayak parmağınızdan başınıza kadar bedeninizi gözünüz kapalı hissetmeye çalışın. Hissedin ve hala gergin olan en ufak bir parçanız bile varsa bırakın, rahatlasın.

Her dilek bir tohumdur

En derin rahatlığı hissettiğiniz noktada hayatınıza ekmek istediğiniz tohumları düşünün; yeni bir aşk, yeni bir iş, yeni bir seyahat… bu her neyse dileyin. Her dilek bir tohumdur. Bu dileğiniz şimdi şu anda gerçekleşmiş olsa nasıl hissederdiniz? Tam o anda nasıl görünüyorsunuz? Üzerinizde nasıl bir kıyafet var? Saçlarınız nasıl görünüyor, bir yana taranıp kulağınız arkasına mı alınmış yoksa tamamen özgürce rüzgarda uçuyor mu? Yanınızda kimler var?

…Bunların hepsini aklınızda hayal edin. İstemek sizin tohumunuz, beyninizde her gün o anı canlandırmak veya her gün o hayale hizmet edecek minik adımlar atmak da o tohumu sulamaktır. Gözleriniz kapalı o anın coşkusunu o kadar gerçek yaşayın ki bu coşku ektiğiniz bu ilk tohumun can suyu olsun… Bundan sonra da her gün tohumunuzu sulamaya devam edin. Umudunuzu kaybetmeyin yeterince güçlenen her tohum güneşe kavuşacaktır.  

Umudunuzu kaybetmeyin yeterince güçlenen her tohum güneşe kavuşacaktır.

 

İlginizi çekebilecek yazı: Ben baharları severim!

Diğdem Girici
İnanıyorum ki doğru bilgiye ulaşabilen ve bu bilgiyi hayatında doğru şekilde kullanmayı öğrenen her insan hayal ettiği yaşamı yaratabilir. İşte bu yüzden yazıyorum, yaşamımı ... Devam