Bilişsel önyargı nedir: Gerçek şu ki hatasız düşünmekten çok uzağız

Birçoğumuz beynimizin mükemmel çalışan bir süper bilgisayar olduğunu düşünebilir. İnsan beyni gerçekten de güçlüdür ancak asla bir bilgisayar kadar efektif çalışamaz çünkü düşünce sistemimiz hatalarla doludur. Bilim insanları bu kusurumuzu bilişsel önyargı (cognitive bias) olarak isimlendiriyor.

Sizi, bu yazıyı okuduktan sonra, “doğruluğuna emin olduğunuz” konuları yeniden düşünmeye davet ediyorum. Beynimiz öyle mükemmel hatalar yapıyor ki objektif doğruları sorgulamadığımız sürece hata olduklarını anlamak zor.

“Hata, sevgili Brütüs, yıldızlarımızda değil, hata bizde…”
Shakespeare

Bilişsel önyargı nedir?

Bilişsel önyargı (cognitive bias), düşünce sürecimizdeki sistemsel bir hatadır. Çoğunlukla beynimizdeki heuristic adı verilen kestirme yollardan kaynaklanır. Bu kestirme yollar esasen faydalıdır. İnsan sisteminin daha az enerji ile daha verimli çalışmasını sağlar.

Kestirme yollar (heuristics)

  • Karar almak için gerekli mental eforu azaltır.
  • Kompleks ve zor problemlere pratik çözümler bulmamıza yardımcı olur.
  • Doğru sonuçlara en hızlı şekilde ulaşmamızı sağlar.

Kestirme yolların özellikle günlük yaşamlarımızda büyük bir enerji ve zaman tasarrufu yarattığını söyleyebiliriz. Giyinmekten, yemek yemeye kadar her şeyi uzun uzun düşünerek yaptığımızı hayal edebiliyor musunuz? Hiçbir şeye zamanımız kalmazdı. Hatta kestirme yollar olmasaydı, bir tehlike anında uzun uzun düşünmemiz gerekeceği için muhtemelen hayatlarımız bugünkünden çok daha kısa olurdu.

Daha iyi anlayabilmek için gelin dört temel heuristic çeşidine yakından bakalım…

1. Ulaşılabilirlik

Hafızada en çok yer eden ve bu nedenle akla ilk gelen bilgi ile hızlıca karar verdiğimizde bu kestirme yolu kullanırız. Mesela, haberlerde sıklıkla uçak kazaları gören birinin seyahat edeceği zaman kara yolunu tercih etmesi buna bir örnek olabilir. Halbuki sorguladığımızda istatistiki değerlere göre kara yolu kazalarının havayolu kazalarından daha sık görüldüğü bilgisine ulaşabiliriz. Bununla birlikte, yetişmemiz gereken bir yere zamanında ulaşabilmek için en kestirme yolu bulmamızı sağlayan da bu kısa yoldur.

2. Temsil edebilirlik

Yaşadığımız deneyimlerden yola çıkarak hafızamızda mental prototipler oluştururuz. Şu anda gerçekleşen bir deneyimi bu prototipler ile karşılaştırarak hızlıca karar aldığımızda bu kestirme yolu kullanıyoruz demektir. Mesela, annemize benzeyen bir kadın gördüğümüzde onu tanımasak bile kendimizi ona yakın hissetmemiz buna bir örnek olabilir.

3. Etki

Duygularımızın etkisi altındayken karar aldığımızda bu kestirme yolu kullanıyoruz. Araştırmalar, pozitif bir ruh halindeyken yaşadığımız deneyimin faydalarını daha yüksek ve risklerini daha düşük görme olasılığımızın fazla olduğunu söylüyor.

4. Çapalama

Duyduğumuz veya öğrendiğimiz küçük bir parça bilgiden abartılı derecede yoğun etkilenip konu hakkında daha fazla araştırma yapmadan hızlıca karar aldığımızda bu kestirme yolu kullanıyoruz. Bu durumda diğer faktörleri değerlendirmek zorlaşır ve daha iyi alternatifleri kaçırarak zayıf seçimler yapma olasılığımız artar.

Bu kestirme yolların hayatımızı ne kadar kolaylaştırdığını görmek zor değil. Bununla birlikte, geçmiş deneyimlere bağlı çalıştıkları için oldukça sınırlayıcı olabileceklerini de fark etmemiz önemli. Bir şeyin geçmişte doğru olması onu her zaman doğru yapmaz. Dolayısıyla, tüm hayatımızı kestirme yollara güvenerek yaşadığımızda alternatif çözümleri görmekte ve yeni fikirlere ulaşmakta zorlanabiliriz. İşte bu nedenle, kestirme yolların sebep olduğu bilişsel önyargıları iyi tanımalıyız.

İstisnasız her insan bilişsel önyargıya sahiptir.

Başkalarında görmek daha kolay olsa da aslında hepimiz bilişsel önyargıya sahibiz. Ne kadar okumuş, bilgili veya zeki olursak olalım bilişsel önyargılarımız olduğunu kabul etmeliyiz. Bu kabul, düşünce süreçlerimizi iyileştirmenin ilk adımıdır.
Şunlardan en az biri size tanıdık geliyorsa bilişsel önyargıların etkisi altındasınız demektir:

  • Sadece fikirlerinizi doğrulayan haberlere dikkat etmek.
  • İşler yolunda gitmeyince dış faktörleri suçlamak.
  • Başkalarının başarılarını şans olarak görürken, kendi başarılarınızı hak görmek.
  • Herkesin sizinle aynı fikir ve inançlara sahip olduğunu varsaymak.
  • Bir konu hakkında henüz çok az bilgi sahibiyken, o konuda her şeyi bildiğinizi iddia etmek.

*Her şeye rağmen, bilişsel önyargısı olmadığını iddia eden insanlar da var elbette ve bu da ayrı bir bilişsel önyargı olarak ele alınıyor.

Bilişsel önyargı tipleri

Bilişsel önyargı konsepti ilk kez 1972’de araştırmacılar Amos Tversky ve Daniel Kahneman tarafından tanıtılmış. Sonraki yıllarda birçok farklı bilişsel önyargının varlığı tespit edilmiş.

Bugün isimlendirilmiş onlarca bilişsel önyargı tipi var. Aşağıda en temel bir kaç tipi paylaşıyorum. Diğerlerini de araştırıp okumanızı öneririm. Ne kadar farklı çeşit önyargıdan haberdar olursak kendimizde ve çevremizde fark etmek o kadar kolaylaşıyor.

Doğrulama Önyargısı (Confirmation Bias)

Bu önyargı, mevcut inançlarımızı destekleyen bilgilere sahip çıkıp, inançlarımıza ters düşenleri görmezden gelmemize sebep oluyor. Bilgiyi objektif doğrulara ulaşmak için değil sahip olduğumuz inançları güçlendirmek için kullanıyoruz. Sadece inançlarımızı güçlendiren detayları hatırlıyor, inançlarımıza ters düşen bilgi ve deneyimleri yok sayıyoruz. Örneğin, solakların daha yaratıcı olduğu inancına sahipsek ne zaman solak ve yaratıcı birini görsek bu inancımız güçleniyor. Hatta daha fazla kanıt bulmak için hummalı bir araştırmaya bile girebiliyoruz. Öte yandan, o sırada karşımıza çıkan tüm sağ elini kullanan yaratıcı insanları da görmezden geliyoruz.

İyimserlik Önyargısı (Optimism Bias)

Başımıza talihsiz bir olayın gelme ihtimalinin diğer insanlardan daha az olduğunu varsaymamıza yol açan önyargıdır. Başarılı olma ihtimalimizin diğerlerinden daha yüksek olduğuna inanırız. Bu önyargının diğer adı yaralanmazlık illüzyonudur. Araştırmalar, beynimizin bazen fazlasıyla iyimser olduğunu söylüyor. Boşanan, kaza geçiren veya hasta olan insanların “Bir gün başıma geleceğine inanmazdım.” demesi muhtemelen bu illüzyondan kaynaklanıyor. Çocuklarımızın ortalamadan daha zeki olduğunu düşünmemiz de bu etkiden doğuyor olabilir. Optimizmin elbette faydaları var. İyi şeyler olacağını düşündüğümüzde mutlu olma ihtimalimiz yükseliyor, ya da başarılı olacağımıza inanmak başarı şansımızı artırıyor. Ancak, her şey gibi sorgulanmamış iyimserlik de riskleri görmemizi engelleyerek zayıf kararlar almamıza ve hatta hayatımızı tehlikeye atmaya yol açabiliyor. Emniyet kemeri takmamak, evimizi sigortalamamak, check-up yaptırmamak gibi…

Halo Etkisi

Sadece genel izlenimlerimizden yola çıkarak bir insanın hisleri ve karakteriyle ilgili varsayımlarda bulunmaya halo etkisi deniyor. Fiziksel olarak çekici insanların bu önyargı sebebiyle daha akıllı, eğlenceli ve sevilmeye layık olduğunu düşünüyoruz. Araştırmalar, halo etkisinin eğitim sisteminden iş hayatına kadar birçok noktada etkili olduğunu söylüyor. Bu önyargı sebebiyle iyi görünümlü insanların öğrencilik hayatlarında daha iyi notlar aldığı, iş hayatında daha çok gelir elde ettikleri görülmüş. Bununla birlikte, reklamcılar ve pazarlama uzmanları da uzun yıllardır bu kusurumuzu satışlarını arttırmak için kullanıyorlar. Marka yüzü olarak anlaştıkları ünlüler, ürünler üzerindeki algımızı değiştirebiliyor. Sadece o ünlüyü sevimli bulduğumuz için önerdiği ürünü sorgulamadan güvenilir kabul edebiliyoruz.

Dunning-Kruger Etkisi

Bu önyargının etkisi altındayken, olduğumuzdan daha akıllı ve yetenekli olduğumuzu iddia ediyoruz. Bu etki, öz-farkındalık ve bilişsel yeteneklerin düşük olmasının bir kombinasyonu olarak açığa çıkıyor. Bir aile yemeğinde veya arkadaş buluşmasında örneklerine rastlamış olabilirsiniz. Onlar, büyük iddialar ortaya koyarak sohbeti domine ederler. Konuşmaları, kendilerinin ne kadar bilgili ve haklı olduğu, diğerlerinin ne kadar aptal ve bilgisiz olduğu üzerine yoğunlaşır. Yeteneklerini abartırlar, diğer insanların zekâlarını ve yeteneklerini ise fark edemezler. Kendi hatalarını ve eksiklerini göremezler. Bir parça bilgi sahibi olmak bile konunun tamamına hâkim olduklarını varsaymalarına sebep olabilir. Saatlerce büyük bir özgüvenle o konu hakkında konuşabilirler. İşin ilginç kısmı bunun düşük IQ ile de bir ilgisi yoktur. Çok zeki insanlar ile alanında uzman isimler dahil hepimiz Dunning- Kruger etkisi altında olabiliriz. Bir iki konuda çok bilgili olabiliriz ancak her konuda her şeyi bilmemiz mümkün değildir.

Düşünce süreçlerimizi nasıl iyileştirebiliriz?

Araştırmalar, bilişsel önyargılarımız üzerinde çalışarak düşünce süreçlerimizi iyileştirebileceğimizi söylüyor. Daha iyi seçimler yapmak ve daha etkili kararlar almak için kusurlarımızın farkında olmak çok önemli.

  1. Önyargıların farkında olmak: Bir çalışma, bilişsel önyargılarımızın farkında olarak, bu ön yargıların etkilerini %29 oranında azaltabileceğimizi söylüyor.
  2. Kararlarınızı etkileyen faktörlerin farkında olmak: Kararlarınızı nasıl alıyorsunuz? Sıklıkla aşırı güven veya kendini gösterme/ispatlama gibi bir hal içine girer misiniz? Kararlarınızı nelerin etkilediği üzerine düşünmek daha iyi seçimler yapmanıza yardımcı olacaktır.
  3. Önyargılarınızı sınayın: Karar verme aşamasında bir takım varsayımlar içinde olup olmadığınıza dikkatle bakın. Sonra, sorular sorarak varsayımları ortadan kaldırmayı araştırın. Burada şu an için göremediğiniz bir şey olabilir mi? Kişisel doğrularınıza kuvvetle tutunuyor olabilir misin? İnançlarınıza ters düşen bakış açılarının da farkında mısınız? Değerlendirmeniz objektif mi? Apaçık ortada olmasına rağmen görmezden geldiğiniz noktalar var mı?
  4. Sürekli öğrenmeye ve pratik etmeye devam etmek: Bir konu hakkında her şeyi bildiğinizi varsaydığınız durumlarda sorgulayarak daha derinlere inmenin yollarını araştırın. Gerçekten açık bir zihinle yaklaştığınız her zaman, daha çok öğrendikçe, aslında ne kadar az şey bildiğinizi keşfedersiniz. Öğrenmek sonsuz bir yolculuktur.

Bilişsel önyargılarımızın farkında olarak yaşadığımızda daha iyi seçimler yapabilir ve daha etkili kararlar alabiliriz. Objektif doğrulara ulaşmak istiyorsak “Ben, hatalıydım.” diyebilmemiz gerekir. Bunu söyleyemeyen birinin yaşamı bir keşif olarak yaşaması da mümkün olmayabilir. Varsayımda bulunduğumuz zamanların bilincinde olmak daha temiz düşünmemize yardımcı olur. Sürekli ve ısrarla tekrar edilen bilgiye karşı uyanık olmalıyız. Bu, bir süre sonra artık oradaki gerçeği görmemize engel olur.

Politikacıların ve zorbaların uzun yıllardır kullandığı bir kusurumuz bu. Aynı şeyleri tekrar tekrar ve daha yoğun bir şiddetle tekrar ettikleri şeyler bilişsel önyargılarımıza dönüşür. Beynimiz sıklıkla maruz kaldığı bu bilgileri -sadece sıklıkla duyduğu için- sorgulamadan doğru kabul etme hatasına düşer. Bir çeşit beyin yıkama taktiği… Özellikle otorite gücü yüksek insanları dinlerken bir yandan uyanık kalarak sürekli tekrar ettikleri bilgileri sorgulamalıyız.

Şimdi kendinize sormak ister misiniz? Bu bilişsel yargılardan en çok hangileri hayatınızı yönetiyor? Kritik düşünme yeteneklerinizi geliştirerek daha iyi kararlar alabileceğinizin farkında mısınız? Bugünden itibaren bu konuda hangi adımları atmayı planlıyorsunuz? Eğer, kendinizi görmekte zorlanırsanız yapıcı eleştiri yeteneğine sahip dostlarınıza bilişsel önyargılardan bahsedip bunlara sahip olup olmadığınızla ilgili geri bildirim alabilirsiniz.

Hakkımda daha fazla bilgi için www.digdemgirici.com adresimi ziyaret edebilir, beni @digdemgirici Instagram hesabımdan takip edebilirsin. Yeni yazılarımı e-mail ile almak için Haftalık İlham email grubuma ücretsiz katılabilirsin. Haftalık e-mail listesine kaydolmak için [email protected] adresine e-mail atman yeterli. Soruların ve paylaşımların için bana her zaman yazabilirsin.

Sevgiler…

İlginizi çekebilir: Duygusal zeka: Sorun duygularda değil, ifadelerin uygunsuzluğunda

Diğdem Girici
İnanıyorum ki doğru bilgiye ulaşabilen ve bu bilgiyi hayatında doğru şekilde kullanmayı öğrenen her insan hayal ettiği yaşamı yaratabilir. İşte bu yüzden yazıyorum, yaşamımı ... Devam