Anoreksiya nervozanın altında bir ses daha var: Duyun onu

Kaybolmuşluk hissi. Ya da boynumdan ipler geçirilmişken bedenimin boşlukta salınması gibi mi desem? Kuraklıktan çatlamış toprak misali parça parça mıyım? Bedenim ruhuma, ruhum bedenime sesini duyuramıyor nicedir. “Ben” olmak ne demekti? Benlik. Kendi sesim nerede? Hastalıklı bir sesin altında kaybolan, senelerdir yeniden duymaya çalıştığım, özlediğim, özlenen gerçek sesim.

Anoreksiya nervozanın sesi başta cezbediciydi, kışkırtıcıydı ve haz veriyordu. Her ortamda en azla yetinen kız olmak, irademden ve verdiğim kilolardan dolayı aldığım övgüler ve hayatımın kontrolden çıktığını hissettiğim bir dönemde vücuduma istediğim gibi hükmedebilmek –ah Allah’ım– müthiş keyifliydi. Ama o cezbedici ses gittikçe tehlikeli, kötücül ve hastalıklı olup çıktı. Beni önce iki parçaya böldü sanki. Anoreksik tarafım ve daha makul düşünebilen, iyileşmeye çalışan tarafım. Anoreksiya gücünü her gün biraz daha artırdı; hayalleri olan, seven ve sevilen beni hızla eritmeye başladı.

“İki üç kilo versem daha iyi görünürüm.” Bu düşünce ilk kez 7 yıl önce aklıma düştü. Bundan sonra hızla anoreksiya nervozanın kısır döngüsüne girdim; onun dayattığı kurallar çerçevesinde yaşadım, hayati risk yaratacak boyutta kilo verdim, sağlığım bozuldu, “korkulu yiyecekler” listem uzadı da uzadı, öyle ki bir tam elmayı bile kendime çok görür oldum. Kaygılarım arttı. Beynim sanki en büyük düşmanım olup çıktı.

Anoreksiya için hiçbir zaman yeterince hasta olmayacağımı ve onun ancak beni bu dünyadan sildiğinde duracağını fark ettiğimde –hemen hemen iki yıl önce– “İyileşeceğim artık” dedim. Ama yeme bozukluklarından iyileşmek için girilen yol o kadar engebeliymiş, ayağınıza o kadar çok taş takılıyormuş ki… Ben hâlâ durmadan tökezleyip düşüyorum. Senelerdir aç bıraktığım vücudumu da, ruhumu da beslemeyi başaramıyorum (Bu süreci Umut Servisi’nde 3 Gün 3 Gece ve İki Ay Daha adlı yazılarımda anlattım.)

Ama henüz.

Anoreksik tarafım her ne kadar beni hayattan koparmaya çalışsa da cılız sesim “Hayata tutun,” diyor. Ve ben onu dinlemek istiyorum.

Hastalığımı kabul ettiğimden bu yana genelde yeme bozuklukları, ama özellikle kısıtlayıcı tipteki anoreksiya nervoza üzerine bıkmadan usanmadan okudum, izledim, araştırdım. Asıl mesleğimin, yani çevirmen olmanın da avantajını kullanarak, çoğu İngilizce olan bu kaynaklardan çeviriler yapmaya, özetler çıkarmaya başladım. Sesimi yeniden duyabilmek için çırpınışlar… Yetmedi, kendi deneyimlerim ve hislerim de cümlelere dökülmeye başladı. Hepsi paylaşabilme ihtiyacındanmış. Yazarak paylaşmak ve paylaştıkça kendime karşı daha dürüst olup aslında “Yalnız değiliz,” diyebilmek için.

Anoreksiyadan iyileşme sürecini sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlarından ve YouTube videolarından takip ettiğim ve ilham aldığım Hanne Arts’la yazışmaya da yine aynı zamanda başladım. Bu hastalıkla ve iyileşme süreciyle ilgili birkaç soru hazırlasam cevaplar mıydı acaba? Nasıl başlamıştı hastalığı? Onu iyileşme mücadelesine bu kadar canla başla iten ne olmuştu? Kafasındaki anoreksik sesi nasıl susturmuştu? Cevaplarını Türkçeye çevirip röportaj haline getirsem birçok insanın ulaşabileceği bir platformda yayımlatma şansım olur muydu? Yeme bozukluklarının günümüz toplumlarında gittikçe tehlikeli olmaya başladığı gerçeğini duyurmaya kimler yardım ederdi?

Uplifers.com’a hikâyemden ve hazırladığım röportajdan bahsettiğim bir e-posta yazmaya karar verdim. Yeme bozukluklarıyla mücadele edenlerin sesini duyurmaya aracı olacaklardı. Röportaj Uplifers.com’da yayımlanacaktı. Dahası, istersem yazılarımı buradan duyurmaya devam edebilirdim.

Hanne’yle röportajımız bundan iki hafta önce yayımlandı. Şu an okuduğunuz yazımda ise Uplifers.com ile yollarımızın kesişmesinden önce neler yaşadığımdan bahsetmek, hislerimi biraz daha duyulur kılmak istedim. Bundan sonra da konuşmaya devam edecek ve paylaşarak kendimizi iyileştirmeye çalışacağız.

Okuma önerileri:

Türkiye Psikiyatri Derneği: Yeme Bozuklukları

Yeme Bozuklukları üzerine İstatistikler

İlginizi çekebilir: Röportaj: Hanne Arts anoreksiya nervozaya karşı verdiği mücadeleyi anlatıyor

Burcu Uluçay
Sözcüklerle, cümlelerle dahası dille uğraşmayı hep sevdim. Bunun üniversitede mütercim tercümanlık okumamda önemli bir payı oldu. 2012’de Marmara Üniversitesi’nden mezun olduğumda bir sene kadar ... Devam