Yorgun ama dinlenemeyen insanlar
Bazen hiçbir şey yapmamış olmanıza rağmen yorgun hissedersiniz. Gün bitmiştir ama sanki gün sizi bitirmiştir. Uyursunuz ama dinlenmiş uyanmazsınız. Tatil yaparsınız ama zihniniz hala doludur.
Bu yorgunluk, bildiğimiz yorgunluklardan biraz farklıdır. Bedenden çok zihinde başlar. Görünmezdir, anlatması zordur. “Ne yaptın ki yoruldun?” sorusuna verilecek net bir cevap yoktur. Ama içinizde bir ağırlık vardır. Çünkü artık sadece yaptıklarımızdan değil, düşündüklerimizden de yoruluyoruz. Sürekli bir şeyleri planlamak, yetişmeye çalışmak, olasılıkları hesaplamak… Geçmişi düşünmek, geleceği kontrol etmeye çalışmak, “ya şöyle olursa”larla zihni doldurmak… Zihin hiç susmuyor. Ve insan, en çok susmayan şeyden yoruluyor.

Gün içinde belki onlarca kişiyle iletişim kuruyoruz ama kendimizle baş başa kaldığımızda bile dinlenemiyoruz. Çünkü o sessizlikte bile zihnimiz konuşmaya devam ediyor. Yapılması gerekenler listesi, yarım kalanlar, söylenmeyenler, içimize attıklarımız… Hepsi sırayla sahneye çıkıyor. Bu yüzden artık birçok insanın ihtiyacı uyumak değil, gerçekten durabilmek. Hiçbir şey düşünmeden oturabilmek. Bir süreliğine hiçbir şeyi çözmeye çalışmamak.
Ama bu da kolay değil. Çünkü durduğumuzda hissettiklerimizle karşılaşırız. Ve bazen insanı en çok yoran şey, tam da kaçmaya çalıştığı duygulardır. Yorgunluk bazen sadece yoğunluktan değil, taşıdığımız duygulardan gelir. Belki de bu yüzden dinlenmek artık sadece fiziksel bir ihtiyaç değil. Zihnin de dinlenmeye ihtiyacı var. Kendine yüklenmediğin, hiçbir şeyi toparlamaya çalışmadığın, sadece olduğun bir alana… Her şeyi çözmek zorunda olmadığın bir ana. Belki bugün kendinize küçük bir alan açabilirsiniz. Telefonu bir kenara bırakıp birkaç dakika hiçbir şey yapmadan oturmak gibi. Kısa ama gerçek bir duraklama.
Çünkü bazen insanı toparlayan şey, bir şey yapmak değil, bir süre hiçbir şey yapmamaktır.
İlginizi çekebilir: Toplumsal öfkenin yükselişi: Modern hayat, iletişim kopukluğu ve öfke