Aldığımız kararları hayata geçirebilmek için: Her daim “uyanık” olmak ve haklarını bilmek

“Öğrenmekten başka bir mutluluk duyumsamıyorum.”
Petrarca

Hukuk fakültesinin birinci yılında verilen dersler arasında medeni hukuk yer alır. Her fakültede olduğu gibi, ilk sene bölümün en temel jargonu öğretilmeye çalışılır. İlk sene bu yüzden çok zordur, bambaşka bir dilden konuşan bir sürü profesör 18 yaşlarında çocuklara hukuk bilimi anlatmaya çalışır. Mesela ben şahsen, ilk senemde derslerde ne yaptığım konusunda hiçbir fikrim yoktu.

İşte medeni hukuk dersinde hoca gelip de hepimize Almanya’da her sene en çok okunan kitap listesinde ilk sıralara kadar yükselebilen bir kanun var; medeni kanun dediğinde şaşkınlığım ve utancım başlamıştı. Bunu duyduğum derste önümdeki kitabın boş kısmına ufak bir “uyanma vakti geldi, ufaklık” diye karaladığımı hatırlıyorum. Çünkü kendimi aşırı boş hissetmeye başlamıştım. “Öğrenecek binlerce şey var, ben daha yolun başındayım” demiştim. Ama bu bana özgü bir şey değil, maalesef toplum olarak umursamama hastalığına kapılmış vaziyetteyiz. Ülke olarak kendi koyduğumuz yasalardan o kadar bihaberiz ki.

Türkiye’de hukuk, millet meclisinde bizim seçtiğimiz milletvekilleri vasıtası ile şekillendiriliyor olmasına rağmen, toplum olarak o kadar sorumsuzuz ki, bizim adımıza ne yaptıklarına, nasıl kanunlar çıkardıklarına dair tek bir fikrimiz yok. Ki bu bilinçsizlik, maalesef ülkede kendini aydın gören eğitimli kısım arasında da çok yüksek. Doktorlar çalışma saatlerine dokunulana kadar mecliste ne yaptıklarını umursamıyorlar, memurlar bütçe ile zam oranları açıklanmadığı sürece kanun yapım aşamasını takip etmiyor ve bunun gibi daha bir sürü örnek. Oysa ki biz her gün ve her yeni yılda farkındalığımızı artıracak şekilde yaşamayı hedefliyor, daha bilinçli, daha mutlu olmak istiyoruz. Söylediklerimizle yaptıklarımız arasındaki çelişkiyi kapatmak da bizim sorumluluğumuz değil mi? Peki neden yapamıyoruz?

Medeni kanun kişinin sağ doğmak koşulu ile anne karnına düştüğü andan öldüğü, hatta ölümünden sonraki miras dönemine kadar tüm toplumsal konuları işleyen ve öyle ya da böyle hayatımızın bir alanında bulunan bir kanun. Evlenme, boşanma, miras, ev alma veya satma, derneklere üye olma, vakıf kurma ve hatta nişanlılık dahi bu kanunda düzenlenmiştir. Tahmin dahi edemeyeceğimiz hemen hemen her hareketimize kanun bir anlam yüklemiştir. Ama biz maalesef o kadar başıboş bırakmış durumdayız ki, kanun yapanların sanki bizim hayatımızı değil de dünyanın öteki ucunda, Alaska’da yaşayan insanların hayatını şekillendiren adımlar attığını zannediyoruz. Bizim ne olduğunu umursamadığımız Medeni Kanun nişanlıların ayrılırsa birbirlerine verdikleri hediyelerin akıbetini dahi düzenlemiştir. Peki, biz bu kanunun ne kadarına hâkimiz?

Bu coğrafyada yaşayan kadınlar olarak haklarımıza ve sosyal hayattaki yerimize sahip çıkmadığımız sürece, bu konu sorgulanmaya devam edecektir. O sebeple bilinçli olmak bizim en birinci vazifemiz. Hiç rahatsız olduğunuz oldu mu, onlarca takım elbiseli adamın bizim adımıza bir araya gelerek ne kadar süre doğum izni kullanabileceğimize veya nafakamızın ne kadar olabileceğine karar verdiğinde? Sanki bizlerden, bizim beden ve ruh sağlığımızı etkileyen şeylerden bahsetmiyorlarmış da, birer objeden bahsediyorlarmış gibi. Haberlerde uzun bir zamandır nafaka düzenlemesi adı altında en temel haklardan bir tanesinin yavaşça elimizden alınmaya çalışılmasını izledik, izliyoruz. Kadınların herhangi bir hakka sahip olması ve sesini gür çıkarabilmesi erki elinde bulunduranları her zaman ürkütmüştür. Hayatta sağlam adımlarla ilerlemek için kendimize sahip çıkabiliyor olmamız lazım. Süt hakkımızı, annelik iznimizi, hatta neden eşit işe eşit ücret almadığımızı bilmemiz lazım. Neden sizinle aynı seviyede çalışan erkek çalışanın terfi almasının sizden daha kolay olduğunu bilmeli ve bunun önüne geçebilmek için sesimizin yeterince gür çıktığından emin olmalıyız.

İşte bunu yapabiliyor olmamız için uyanık olmamız lazım. Biliyorum, “uyanık” pek naif bir kelime değil. Ama ihtiyacımız olan kelime bu. Ve uyanık olmayı, akla gelen ilk haliyle düşünmemeliyiz; biz, haksız çıkar elde etmek için değil, aksine herkesin menfaatine olacak bilinçli, öğrenmeye açık nesiller yetişmesi için böyle davranmak zorundayız.

Yeni yıl yaklaşıyor, eminim her birimiz yeni radikal kararlar alacağız, belki de bir ay sonra unutacağımız hedefler listesi yapacağız. Ben bunu her sene yaşıyorum çünkü. Bunun sebebi temele inemiyor oluşumuz. Okuduğum bir yazı, kişinin hedefleri için iradeye ihtiyaç duymasının, o hedefi, yeterince arzulamadığının bir göstergesi olduğunu söylüyordu. İrade ne istediğimize karar veremediğimiz anlarda gereklidir, bir karar verdiğimizde o karardan dönmeyiz çünkü. Çok doğru, herhangi bir konuda daha iyi olmak için bazı içsel dürtülerle savaşmak zorunda isek, o şey bizi temsil etmiyor demektir ve ilk fırsatta yolun kenarında bırakılacaktır. Bunun önüne öğrenerek geçebiliriz. Kendi kişiliğimize oturtmamız gereken bazı gerçekler var, onları özümsemeden hedef koyduğumuzda bu karar almak demek olmuyor. İşte bu yüzden, önce kendimizi bir elden geçirmemiz lazım. Arabalarımızı zorunlu olarak yıllık muayeneye götürdüğümüz gibi, ne karar bilinçliyim, kendimi ne kadar tanıyorum ve en önemlisi öğrenmeyi hayatımın en önemli yerinde tutuyor muyum diye kendimizi de bir muayeneden geçirmeliyiz.

Bilginin başta kadını ne kadar güçlü kılabileceğini bilsek, bilgiye aldığımız nefes kadar ihtiyacımız olduğunu bilsek, her şey daha kolay olacak. Biraz hırs, biraz inanç ve biraz umut. İhtiyacımız olan şey bu. Hem psikolojik hem de fiziksel olarak iyi olmak için kendimize yatırım yapmayı unutmadığımız yeni yıl kararları almak dileği ile…

İlginizi çekebilir: Hayatın kaynağı: Başınıza gelenleri değil ama onlara nasıl karşılık vereceğinizi siz seçersiniz

Sena Akparlak
2012 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okumaya başlayarak Adana - İstanbul arasında sürecek maceralarıma başladım. Hukuk benim adalet dağıtma ve eşitlik idealimdi, edebiyat ise ... Devam