Zihni kullanmayı öğrenmek: Hayvan ile insan canlısı arasındaki en büyük fark

Düşüncelerine sahip çıkmak hayatına sahip çıkmaktır aslında bir yerde. Düşüncelerin ve onlara tutkunluğun ile yarattığın yeni dünyalar, şu an yaşamakta olduğun dünyadan koparır alır insanı. Öyle bir yere atar ki, sanki elleri ayakları işlevsiz, tüm gücü işlevsiz bir köşede atıl kalır. Sanrılar dünyasında gezinirken kaçırır, nefes alıp bedenlendiği hayatı es geçer, unutur…

Zihni yönetmek ve bu konuda ehil olmak “insan” dediğimizin özelliğidir. Belki de en önemli eğitimlerimizden birisidir bu.
Insan olmak demek, hem kendisi hem de dış dünya ile aynı anda birçok olguyu gözetebilecek yeteneğe, zekaya ve donanıma sahip bu makinaları kullanabilme yetisine sahip olan demektir. Öyle ya, hayvan diye adlandırdığımız canlıların yönetmeleri gereken “sürekli düşünen bir zihinleri” yok.

Hayvan ile insan canlısını birbirinden ayıran en önemli özelliklerden birisi zihnin sınır tanımaz olasılıklar deryasında seyretmesidir. İnsan olmak yani “ehil beden sürücüsü” olmak zihni yönetebilmeyi gerektirir. Zihni yönetebilen ise, düşünceler deryasının çıkmaz sokaklarında kendini unutmak yerine hayatı yaşamak, sihirli dünyanın tadına bakma şerefine nail olur.
Doğum, zihni yönetebilip, “an” dediğimiz şu anki hayatın farkında olarak yaşadığımızda başlar. Ondan öncesi için “yaşam” ifadesini kullanmak, gerçekten yaşamı deneyimleyenlere haksızlık olur.

Zihni kullanma, kontrol edebilme yolculuğunda, düşüncelerimizi kendimiz sanırız. Düşündüğümüz şeylerin biz ve bizim dışımızdaki herkes için geçerli olduğu sanrısında bulunuruz. Yaşamı tek bir pencereden algılar başka olasılıklara bilinçsizce göz yumarız. Bulunduğumuz, inandığımız düşünce balonu içinde kendimize gerçekle bağlantısı olmayan yeni bir evren yaratırız. Onun içinde öyle bir kaybederiz ki kendimizi, hayatın bize getirdiği her türlü rengi yok sayarız, kör oluruz. Ve yavaş yavaş kısırlaşır, yaşam deneyiminden çok zihinsel, sürekli tekrar eden bir deneyim içine sıkışırız. İşte bu yüzden de, öfke, korku, endişe gibi düşük frekanslar bizim normallerimiz olur.

Bu yolculukta, yaşam yolculuğunda, yeni bilgisayarımız zihni kullanmayı öğreniyoruz. Onu yönetmeyi, ona hakim olmayı…
Bunu yapabilen, yaşamı gözlemleyebilen olur. Ömrü değil de yaşamı, yani sonsuzluğu fark edebilen, idrak etmeye adım atan olur.
Kendini tanımak, zihnini tanımak ve bunu yönetebilmek “ehil” olmaktır. Bu yaşama ışık olmak, bu derin uykudan uyanmaktır.

Basitçe, sürmeyi öğrendiğimiz bu bedenlerin kullanma kılavuzunu okuyup yerinde kullanırsak, yaşam bizim için bir macera, lunapark olur.

Herkese sevgiler…

İlginizi çekebilir: Bakış açımız ne kadar bize ait: Varlığımızın vahşiliğini koruyabilmek

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam