Yuvaya dönüş: Bu yolculukta rehber sensin
Yaşamı ne kadar kontrol etmeye çalışırsak çalışalım, gelecekteki yaşam akışı her zaman bilinemez bir kapıdır.
Bu bilinmezlik kimi insanları sürekli tetikte tutarken, kimileri bu akışta eminlikte oturabilmektedir.
Ben, bu iki varoluş hâlinin büyük ölçüde içsel bakış açılarımızdan doğduğuna inanıyorum.
Hayatı nasıl algıladığımız, hayata hangi pencereden baktığımızın bir ürünüdür.
“İstediklerim olursa tam hissederim” diyen biri, o koşul gerçekleşene kadar mutlu olamaz. Hayatım eksik algısıyla yaşar.
“Hata yaparsam değerim düşer” diye düşünen biri, öğrenmek yerine o hatanın acısıyla boğuşur ve suçluluk algısıyla yaşar.
“Mükemmel olursam rahat ederim” diyen biri ise hiçbir zaman yaptığından memnun olamaz ve kendini durmadan kamçılar.
Bu ve benzeri bakış açıları bizi ileri taşımak yerine içten içe yaralar.
Çünkü bunlar, zihnimizde kendimize kurduğumuz hayat oyununun duvarlarıdır — yapay sınırlarımızdır.
İnsan bu duvarları fark ettiğinde ve onlara temas ettiğinde, onları esnetme gücünü de eline alır. Yani kendi yaşamına bilinç getirecek rehberliği açar. Ben de uzun bir süre hayatı sert bir iç sesle yaşadım. Beni ileri taşımayan, önümde set olan bir sesle… Sonra fark ettim ki bu sesler, beni çocukluğumda korumaya çalışan mekanizmalardı.
O günkü küçük Burcu’nun hayatta kalması için gerekli olan stratejiler, kısa yollu hayat kurtarıcılarıydı. Ama biz onları güncellemedikçe, onlara artık bir yetişkin olduğumuzu hatırlatmadıkça, kaç yaşında olursak olalım hayatımızı yönetmeye devam ederler.
Ve zamanla bu yapay benlik bizi korumaktan çok yorar, incitir ve kendimize dair derin bir hayal kırıklığı yaratır. İşte bu yapıyı fark etmek ve yeni bir benlik inşa etmek için sorduğumuz sorular çok kıymetlidir:
Bu korkuyu hala taşımaya ihtiyacım var mı?
Yetersiz hissetmek beni gerçekten bir yere taşıyor mu?
Bu duygu beni neyden korumaya çalışıyor?
Bunlar yetişkin bilincimizin sorularıdır.
Bazı korkular ve yetersizlik hisleri gerçeği yansıtabilir; ama çoğu, geçmişten kalan koruma refleksleridir. Onlara tutunmak bugün bize hizmet etmez.
Yetişkinlikte yapılması gereken en elzem görevlerden biri, kendimizle kurduğumuz bu toksik bağı temizlemektir.
Eğer hiçbir şey yokken bile kendini suçlu ve yetersiz hissediyorsan, hayatına işlenmemiş, bastırılmış duygularla devam ediyor olabilirsin.
Bizi büyüten sert sesler değil; bizi büyüten, güven ve güvenle atılan sağlam adımlardır. Hayatımızı daha sağlam bir zemine taşımak için bir müddet durup soru sormalı ve içimizi araştırmalıyız. Çünkü büyürken ebeveynlerin, öğretmenlerin ya da bize bakım veren otoritelerin katı seslerine maruz kalmış olabiliriz.
Ve bugün o sesleri kendi sesimiz sanıyor olabiliriz. Ama artık onları ayırt edebiliriz. Düşüncelerini şahit bir gözle, yargısızca izlediğinde, onların sadece birer düşünce olduğunu fark edersin.
Ve ancak sen inanıp anlam yüklersen seni etkileyebileceklerini idrak edersin. Eğer bir düşünceye inanıp inanmamayı seçebiliyorsan, o düşünce sen olamazsın.

Biz otomatik düşüncelerimiz değiliz.
Biz, olmayı seçtiğimiz kişi ve daha fazlasıyız.
Yaşam, insanın kendisiyle yaptığı bir yolculuktur.
Bu yolculukta bazı vadiler keyifle geçilir, bazıları ise insanı derinden zorlar.
Ve büyüme, çoğu zaman o zor vadilerin içinden geçerken olur.
Zor bir vadide olduğunu fark ettiğinde kendine nasıl davrandığın, her şeyin özünü belirler.
Bazı insanlar bu vadilerde kendileriyle şöyle konuşur:
“Neden hep bu benim başıma geliyor? Hiçbir şey düzelmeyecek. Yapamıyorum. Ben değersizim.”
Başka bir bilinç ise şunu seçer:
“Her gün bir adım atabilirim. Bu da geçecek. Buradan ne öğrenebilirim? Şu an zor… ama kendimin yanındayım.”
İnançlı biri burada “Allah’a güveniyorum” demeyi seçebilir.
Bu kişi yaşadıklarını bir tehdit olarak değil, bir süreç olarak görür.
Olanı izler, kabul eder ve bilinçli seçimleriyle hayatını yeniden düzenler.
Biz ne hissedersek hissedelim, otomatik düşüncelerimizin ötesinde kendimiz için en iyi seçimi yapabilecek bir bilince sahibiz.
Karanlık sandığımız yerler, çoğu zaman sadece düşüncedir. İnsan o seslerden ibaret olmadığını fark ettiğinde, kendine şefkat göstermeyi öğrenir. Onu yuvaya sadece kendisinin götürebileceğini fark eder. İşte bu farkındalık, bir ömürlük özgürlüktür.
Bu yolculukta yorulduğunda dur, nefes al ve kendine dön. Çünkü kendine geldiğin her an, yuvaya bir adım daha yaklaşırsın.
Ve bir gün fark edersin: Yol boyunca aradığın rehber, hep sendin.
Sevgiyle…
İlginizi çekebilir: Duyguların rehberliği: Akışa teslim olmanın ve kendine dönüşün yolculuğu

