Yüksek sesli bir sessizlik

Yapay zeka ile birlikte şarkıların ses tonu yükseldi, isyan eder gibi bir tarzda şarkı örnekleri  görüyoruz. Dikkatlerin dağınık, ilgilerin sabun köpüğü, saygıların yüzeysel olup, sevgilerin dirhemle verildiği, tepkilerin içe atıldığı bir dünya düzleminde yaşayan insan; belki de isyanda buluyordur tek çareyi. İsyan dediğime bakmayın, avaz avaz şarkı söylemekle biraz da olsa rahatlatan bir isyan. 

Belki de bugün en çok eksikliğini hissettiğimiz şey, sesimizi gerçekten duyurabildiğimize inanmak. Kalabalıkların içinde her zamankinden daha görünürüz ama aynı ölçüde duyulmuş sayılmayız. Sosyal medya, mesajlaşmalar, bildirimler… Her biri konuşmayı kolaylaştırırken anlaşılmayı zorlaştırıyor. Böyle bir çağda insanın sesi, yalnızca kelimelerle değil; melodilerle, çığlıklarla, yükselen nakaratlarla da kendine bir çıkış arıyor. 

Yapay zeka da bu arayışın sessiz ortaklarından biri hâline geldi. Artık birkaç komutla orkestralar kuruluyor, hiç söylenmemiş şarkılar yazılıyor, var olmayan sesler bile duyguyu taklit edebiliyor. İlginç olan ise teknolojinin kendisinden çok, ona ne söylettiğimiz. İnsan, makineye bile en çok kırgınlığını, öfkesini, özlemini ve itirazını anlattırıyor. Çünkü algoritmalar notaları üretse de, o notaların beslendiği duygu hala insana ait. 

Yükselen seslerin sebebi belki de budur. İnsan uzun zamandır bağırmıyordu; içine atıyordu. Kırgınlıklarını “idare eder” diyerek erteliyor, hayal kırıklıklarını günlük telaşın içine gömüyordu. Şimdi  ise müzik, bastırılan duyguların güvenli bir çıkış kapısına dönüşüyor. Kimseyi hedef almayan ama herkese dokunan bir isyan… Dünyayı yıkmayı değil, insanın içindeki ağırlığı biraz olsun hafifletmeyi amaçlayan bir isyan. 

Belki de gelecekte yapay zekanın ürettiği milyonlarca şarkıyı değil, o şarkılarda neden hep aynı duyguların yankılandığını konuşacağız. Çünkü teknoloji değişse de insanın yalnızlığı, anlaşılma arzusu ve kendine bir ses arayışı pek değişmiyor. Bazen bunun adı bir türkü oluyor, bazen bir rap, bazen de yüksek perdeden söylenen bir nakarat. Ortak olan tek şey ise şu: İnsan, söyleyebildiği sürece biraz daha hafifliyor. 

İnsan, sesini kaybettiğinde susmaz; başkasının sesine sığınır. Belki de bu yüzden bazı şarkılar milyonların ortak cümlesi haline gelir. Kimsenin birbirini tanımadığı bir dünyada aynı nakaratı söyleyen insanlar, birkaç dakikalığına aynı duyguda buluşurlar. Çünkü müzik, anlaşmanın değil, anlaşılmanın sanatı.  

Yapay zeka bunu hızlandırabilir; kolaylaştırabilir; çoğaltabilir. Ama hissedilen hiçbir duygunun kestirme yolu yok. Acının da, sevincin de algoritması yazılamaz. Taklit edilebilir; yaşatılamaz. İnsan, makineyi kendine benzetmeye çalışırken farkında olmadan kendisini makineleştirme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Daha hızlı düşünüyor ama daha az tefekkür ediyor. Daha çok  üretiyor ama daha az anlam veriyor. Daha çok bağlantı kuruyor ama daha az bağ kuruyor. Oysa bağlantı kablolarla kurulur; bağ ise kalple. 

Belki de çağımızın en büyük yalnızlığı budur. Kimse kimsesiz değil ama herkes biraz yalnız. Eskiden insanlar aynı sofrada susardı. Şimdi aynı masada ekranlarına konuşuyorlar. Mesafeler kilometrelerle değil, dikkatin bölünmesiyle uzuyor. 

Bir insanı dinlemek için kulak yetmez; vakit gerekir. Vakit ise modern insanın en cimri olduğu servet. Belki de bu yüzden sevgi azalmadı; sabır azaldı. Saygı bitmedi; tahammül inceldi. İnsan değişmedi; temposu değişti. Hız, çağın en büyük başarısı olabilir. Ama ruhun hiçbir zaman acelesi  olmadı. 

Yapay zeka geleceği değiştirecek, buna şüphe yok. Fakat insanı geleceğe taşıyacak olan yine  insanın kendisi olacak. Çünkü teknoloji medeniyet kurabilir; anlam kuramaz. Anlamı ancak  yaşayan, kaybeden, özleyen ve affeden insan inşa edebilir. 

Belki de bu yüzden korkmamız gereken şey, makinelerin insan gibi düşünmesi değildir. İnsanların  makine gibi hissetmeye başlaması. İnsanlığın geleceği işlemcilerin hızında değil; kalplerin  yavaşlamayı hatırlamasında saklı olabilir.

Ve belki de yükselen o şarkılar, sadece bir isyan değil; insanın kendi sesini yeniden arama  çabasıdır. Sesini bulan insan bağırmaz; yüksek sesli bir sessizliğin içerisinde hayali bir yankı olur.  

Sevgilerimle…

İlginizi çekebilir: Senin hikayen kaç bazen ediyor?

Özlem Güller Ünal
1979 İstanbul doğumluyum. 2000 yılından beri iletişim sektöründe medya ve iletişim danışmanı olarak çalışıyorum. An'ı önemseyen, meraklı bir yaşam sevdalısıyım. Gözlem yapmayı, araştırmayı, öğrenmeyi ... Devam