“Yeni yılda, yeni ben” kararları neden işe yaramaz?

İşte bir yıl daha bitti. Yeni bir yıla girdik. Yeni umutlarla, yeni planlarla. Kendi kendimize verdiğimiz yeni sözlerle. Bunu hemen her yıl vazgeçmeden de yapıyoruz. Çok istikrarlıyız. Yeni yılda yeni ben kararları, yeni başlangıçlar için yapılan planlar. Ama Şubat ayına bile varmadan yine eski düzenimize geri dönmüş oluyoruz.

Hayaller hiç kurulmamış gibi, planlar hiç yapılmamış gibi hayatımız kaldığı yerden devam ediyor. “Peki neden?” demiyorum. Ben başka bir şey soracağım aslında. “Herkesin gerçekten de çok büyük hayalleri olmak zorunda mı?” Nedense hep böyle bir hava seziyorum. Sosyal medyanın gazı olsun, reklam kampanyaları olsun, girişimciler, onları destekleyenler, eskiden farklı iş yapan, hayatlar yaşayan ama şimdi bambaşka kafada olan insanlar…

Bunları gördükçe, okudukça sanki bizim de mutlaka bir şey yapmamız gerekiyormuş hissine kapılıyoruz belki de. Oysa ki bazılarımız belki de hayatlarından gayet memnun. Herkesin gerçekten de büyük hayalleri olmak zorunda mı? Küçük küçük hayallerimiz olamaz mı? Biri bitince diğerine koşmak istediğimiz hayallerimiz mesela? Herkes girişimci olmak zorunda mı? Herkes dünyayı gezmek zorunda mı? Herkes 40’ından sonra Ironman olmak zorunda mı? Herkes işini bırakıp şarap bağı işine girmek ya da organik tarım yapmak zorunda mı? Biraz bakmak lazım. Yapmak istediklerimiz gerçekten de bizim hayallerimiz mi yoksa teamülden mi etkileniyoruz? Durduk yere huzurumuzu mu kaçırıyoruz?

Bir zamanlar benim için en önemli hayal adımı, sabah erken kalmayı alışkanlık haline getirmekti. Öyle deliler gibi öğlene kadar uyuyan kronik uyku hastası falan birisi de değilim. Ama sabahın erken saatlerini bir iş için kullanmam gerekiyordu ama kullanmıyordum. Bir koçla çalışıyordum ve bana verdiği en büyük hedef her sabah 7’de yataktan kalkmış olmaktı. “Kalkınca ne yapayım?” dedim. “Ne yaparsan yap” dedi. “Sadece tekrar yatağa dönmek yok.”

Bir gün boş boş tavana baktım salonda. Ertesi gün kitap okudum, diğer gün Instagram’da gezindim. Dördüncü gün koşmaya çıktım. Ama asla yapmam gereken işi yapmadım. Moralim de bozulmaya başlamıştı. Dedim “Herhalde ben sabah insanı değilim ve bu iş olmayacak.” Günler sonra, hazır olduğumda yapmaya başladım. Enseyi de hemen karartmamak lazım. Alışkanlıkların değişmesi zaman alabiliyor. Sabah 7’de kalkmak ve bir işi tamamlamak bile sandığım kadar kolay değildi ve bu yöntemi denemeseydim asla başaramayacaktım. “Bu da hedef mi?” diyebilirsiniz. Benim nihai hedefime ulaşabilmem için önce bu adımı geçmem gerekiyordu. Bazen de küçük küçük adımlar bizi bir noktaya taşıyor. Büyük hayaller ve hedefler için belki de baştan atılacak adımları küçük seçmek, oraya ulaşmak, ulaştığımıza sevinip motive olarak diğer adıma geçmek iyi gelebilir. Belki de bu kısmı göz ardı ettiğimiz için nihai hedefe varamıyoruz.

Unutmadan söylemek istediğim bir şey daha var. Hedefi koymak ve yola çıkmak da tek başına işe yaramıyor. Bir de yaşamımızın iç ve dış çemberindeki kişiler var. Margaret Wheatley ne demiş? “İlişkiler her şeyden önemlidir. Evrendeki her şey birbiriyle ilişki içindedir ve var olmalarının dayanağı da budur. Kendi kendimize yetecek bireyler olduğumuz masalını artık bir kenara bırakmamız gerekiyor.”

Hedeflerimizin gerçekleşmemesinde, koyduğumuz hayallerden vazgeçmemizin ardında çoğu zaman bu yatıyor. En azından benim için öyle oldu. İç çemberimizde bize daha yakın olan kişiler var. Hemen her gün gördüğümüz. Eşimiz, çocuklarımız, annemiz, babamız, patronumuz, iş arkadaşlarımız, komşularımız. Artık kimi hemen her gün görüyorsanız… Dış çemberimizde de yine bir sebeple iletişimde olduğunuz ama her gün görmediğiniz kişiler var. Belki ayda bir, belki haftada bir gördüğünüz kişiler. Ama bu kişilerin bazıları hedeflerimize ulaşma yolunda çok anahtar kişiler olabiliyolar.

Aldığımız kararlar ya da kurduğumuz hayaller özellikle iç çemberimizdeki kişileri de direkt ya da dolaylı yoldan etkiliyorsa işte olayın patladığı yer genellikle burası oluyor. Size en yakın kişilerin desteğini almadan, onlarla kol kola vermeden hayaller gerçekleşmiyor. Size en yakın kişilere neyi, neden yaptığınızı güzelce anlatmadan ve onların desteğini, inancını almadan bu yolculuk zor oluyor. Çoğu zaman da son durağa varamıyor. Onlar sizlerle birlikte aksiyona geçmek zorunda değiller ama size manevi destek vermedikleri noktada kasıtlı yapmasalar da motivasyonunuzu düşürüyorlar.

Siz kendi kendinize çabalarken, onlar da sizi kenardan anlam veremeyen gözlerle izliyorlar. Hatta daha da kötüsü bir noktada sizinle inceden alay ediyorlar. Bir noktadan sonra siz de “lanet olsun” deyip vazgeçiyorsunuz. Çünkü ortam, zemin, arazi, iklim hayalleri ya da değişimi gerçekleştirmeye müsait olmuyor. Tavsiye vermeyi hiç sevmiyorum ama işte benim yapılan planlara ya da kurulan hayallere ulaşmaya dair öğrendiğim iki şey bu oldu.

1- Hayal adımlarını minik tut. Ama minik adımını gerçekleştir. Hazzını al. Sonra diğer adıma geç.

2- Hayaline dahil olacak kişileri asla göz ardı etme. Onları hayaline katmanın bir yolunu bul.

Hepinize müthiş bir 2019 diliyorum…

İlginizi çekebilir: Kendimizi başarılı hissetmek için her şeye yetişmek zorunda mıyız?

Özlem Sökmen
Koşucu, anne, sokak hayvanı aşığı, eğitmene dönüşmüş ex İnsan Kaynakları insanı. TED Ankara Koleji ve Hacettepe Üniversitesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Unilever, Turkcell, ... Devam