Yaşamak denen şey: Kaybolmadan oynamaya devam etmek

Artık kocaman bir oyunun içinde olduğumuzu anladık mı? Bu oyunun içinde birer oyuncu olduğumuzu, bu kozmik oyunun içinde kendi şahsımıza münhasır yeteneklerimiz ile var olmadığımız sürece oyunu oynayamayacağımızı? Yaşamın sonlu, maddesel, katılıkta ve kesin hatlar içinde olmadığını idrak ettik mi?

Kendi kurduğumuz oyunun içinde olduğumuzu, yazanın ve oynayanın, hatta yönetenin kendimiz olduğunu anladık mı? Yaşam, bizim kurguladığımız çoklu hologramdır. Her hareketimiz, düşüncemiz ve düşümüz ile adım attıkça kendini var eden bir hologram. Sıçrayışlar ile her noktasına aynı anda dokunabildiğimiz ve deneyimlediğimiz. Deneyimlemek kelimesi bile “eski” tınlıyor kulağıma. Deneyimlemek, yaşamı yaşayan değil de, “mış gibi” yapan gibi tınlıyor artık. “Oyunu oynayan” olmak ise, gerçek…

Oyunu oynuyor musunuz, yoksa oyunun içinde kayıp mı oldunuz?

İnsanlık olarak, bir içinde bir dışındayız yaşamın. Onunla bir kavgalı bir barışık geçiyor ilişkimiz. Ama yine de, çoğunlukla oyun oynayan isek, gittikçe genişleteceğiz bu alanı. Düşsek de, darılsak da kalkıp devam edeceğiz, düşenin de darılanın da “varlığını unutan biz” olduğumuzu fark edip, o anda tekrar başlayarak. Zaten hep böyleydi, şimdi bilerek, idrakı ile olduğu gibi olmaya devam ederek. Ufak bir fark ile, kendi titreşiminin farkındalığı ile kendi yaratımının içinde olmanın bilinci ile, “gücünü kullanma yetkisi” ile ve yeni titreşimin ile.

Bugün 21 Aralık, bir seviye atladığımız gün. Oyunun yeni seviyesi. Bir önceki bölümlerde, esen yoğun rüzgarlarda bir dala tutunmak bizi hayatta tuttu. Bu bölümde, esen rüzgarlar bizi yerimizden havalandırırken, rüzgarın da bizim gibi bir varlık olduğunu anlayıp, karşılığında bir yere tutunmaya değil onunla hemhal olmaya ihtiyacımız olduğunu anlayacağız. Kendi varlığımız ile, kendi titreşimimiz ve yeteneklerimiz diğer tüm varolmuşlar (şekilden bağımsız) ile iletişim içinde olmayı öğreneceğiz.

Rüzgarla, toprakla, bitkiyle, hayvanla, duvarlarla, koltukla, suyla, hayallerle, düşüncelerle, bedenle… Hiçbirini birbirinden ayırmadan. O kalabalık varolmuşlar içinde kendimiz olmanın ne demek olduğunu öğreneceğiz. Hep beraber “oynamayı” öğreneceğiz. Hep beraber!

Onlar, değişik formlardaki varlıklar bizler için ve bazılarını bizim yarattıklarımız gibi algılamış olsak da şu vakte kadar, artık onların bizim oyun arkadaşlarımız olduklarını idrak etme zamanı. Bütünün ne olduğunu öğrenme zamanı. Bütün dediğimiz, belirli bir kesimin birbirini “tanıması” değildir. Bütün, bütündür. Dışarıda tek bir parça bile kalmayana dek!

İnsanlık, varoluşun kraliyet ailesi değil, türüdür.

Buna hazırlandık, evrimsel olarak buna hazırlandık. Birbirimizin ve yaşamın sorumluluğunu almaya, hem tek olup hem de bütün olmanın farkını ve bir aradalığını yaşamaya. Astrolog değilim, ama bir enerji okuyucuyum. Gezegenlerin anlamlarını bilmesem de, şu an bir enerjinin toplandığını hissedebiliyorum. Her birimize yeni bir frekansın aktarıldığını ve bunu kullanmaya çoktan başladığımızı. Oyunda geçtiğimiz seviyeden sonra, yeni aletler edindik gibi. Şimdi bunları aktif olarak kullanmayı öğreneceğiz. Yeni teknoloji hissedişlerimiz var. Yenilenmiş titreşimlerimiz var. Bu geçirdiğimiz son günler sanki bu yüklenen yeni enerjinin ince ayarlamaları içindi. Yavaş yavaş iyice alışacağız.

Olaylara hala ikilik dünyasından, yani madde dünyasından bakmaya ve orada çözüm bulmaya çalışmakta ısrarcı olursak, bir oyun değil de “katı kadersel bir ölümlü dünyasında” olduğumuz hipnozundan çıkmaz isek olanı biteni algılamakta zorlanabilir, bir şekilde kendimizi bir kenara itilmiş, old fashion, bıkkınlık içinde, ızdırap içinde, sonsuz bir tekrarın içinde bulabiliriz. Artık başarısızlıklarımıza, umutsuzluklarımıza, eskiden “biz olduğumuzu sandığımız” hallerimize tutunmayı bırakalım. Yeniye adım atmak, önce kendimize bu şansı tanımak ile başlar.

Dünya üzerindeki herkes, her bedenli, her form, varolmayı ve yaşamı hak etmiştir. Her biri kendini oyunun içinde eşsiz bir yere konumlamış ve öyle yada böyle oyunu oynuyordur. Kendinizi sevin! Bu kozmik oyunun içindeki usta oyuncu; sen olmasan olmazdı!

Hep beraber yürümeye devam edeceğiz, yüreğini serin tut, yanı başında her zaman elini tutup varlığını sana hissettirecek bir can olacak. Nerede olursan ol, sana gönderilecek. Çünkü sen, hepimiz için değerlisin. Bu ne bir son, ne de bir başlangıç. Bu bir geçiş, bu yürüyor olduğunun bilgisi. Bugün aynada gözlerinin içine bak ve söyle “Buradayım.”

Olan sevgiyle olsun!

İlginizi çekebilir: İçinizdeki çocuğa sorun: Dışarı çıkıp oyuna katılmak için neye ihtiyacın var?

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam