Unuttuklarını hatırlamak ve özüne dönmek için kendine sorman gereken sorular

Nefes alıyorsun… Aldığın nefesin farkında mısın? 

İstisnasız hepimiz “bir şey” olmaya çalışıyoruz. İyi arkadaş, iyi sevgili, iyi bir çalışan, iyi bir ebeveyn vb. Dünyaya geldiğimizden kısa bir süre sonra hayatımızı, geleceğimizi “kendi ellerimizle” örmek için uzunca sürecek olan eğitim öğretim sürecine başlıyoruz. Okullara gidiyoruz, senelerce… Bizi ilmek ilmek geleceğimizi seçmemiz için ören bir sistemin içerisindeyiz. Sonra belirli bir yaşa geliyoruz. Ve artık  burada hayatımızla  ilgili önemli kararlar almamızı gerektirecek ve bu sorumluluğu yüklenecek zamanların başındayız artık. Evimizi seçmemiz bekleniyor, yaşayacağımız şehri, çok para kazanıp güçlü olacağımız mesleği, bize yakışan eşi, dostu…

Çünkü içinde bulunduğun zaman bunu gerektiriyor, öyle değil mi? 

Hafta içleri günün erken saatlerinde kalkıp, bir kaosun içerisinde koştururcasına bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz. Eğer güzel bir tatil/dinlence planı yapacaksan, ya uykundan ödün vermen gerekiyor ya da aylardır yoğunluğun sebebiyle göremediğin aileni, bir sonraki haftasonuna erteleyerek başka bir plan içerisinde buluyorsun kendini. Yani hep bir şey olmak/bir şey yapmak için, bir şeyleri ertelediğini fark etmiyorsun. Çünkü içinde bulunduğun zaman bunu gerektiriyor, öyle değil mi? 

Sun Earth Day 2008 – Nasa
Peki sen neredesin?

Koşturduğun anlarını düşün… Bir şey olmak için… Sen kimsin? Neden buradasın ve neye hizmet ediyorsun? Ay sonunda ödeyeceğin faturalarının haricinde hizmet ettiğin başka şeyler olamaz mı bu hayatta? Bir bak çevrene… Rollerini düşün… Düşün. Gerçekten sen kimsin? Bu dünyaya neden geldin? Burası neresi? 

En son kendini ne zaman sevdin? En son kendine ne zaman şevkat gösterdin? Ya da herhangi birisine? Belki alelacele attığın adımların arasından sana sokulmaya çalışan ve senden sevgi bekleyen bir sokak kedisine? En son ne zaman? Cevabın yoksa, korkma, itiraf et bu satırlarda kendine. Kabul et ve sonra kendine zaman yarat, kendin için. Aynaya gidip gözlerinin içine bakıp, gülümseyip kendinin farkında olman için 30sn’den fazlasına ihtiyacın yok. 

Bazen o kadar çok sıfatlar yükleniyor ki hayatımızda bize, “olmamız gerekenlerimizin”,” yapmamız gerekenlerimizin” listesi, uzadıkça uzuyor. Ve tüm bunların arasında güneş bugün ne güzel pırıldıyor, bugün gökyüzü ne kadar güzel, ağaç ne güzel tomurcuk vermiş, yeni mevsime açmaya hazırlanıyor, orada bir doğum var..Bir doğum için bir ölüm yaşandı belki.. “leri düşünemiyoruz bile.. Ve bunu ookadar farkedemiyoruz ki. Bunları farketmememiz gerektiğini bize kim öğretti? 

MÖ. 3000 civarında kazılı olan Zümrüt Tablet.

“Aşağıda olan yukarıda olan gibidir, yukarıda olan da aşağıda olan gibidir ve birlikte tek bir şeyin mucizesini gerçekleştirirler.

Ve bütün her şey bir olandan geldiğinden, bir olanın düşüncesinden gelmiştir. Böylece her şey bu tek olandan uyum sağlayarak çıktı.

Güneş O’nun babasıdır, Ay annesidir. Rüzgar O’nu karnında taşımıştır, Toprak beslemiştir.

Dünyanın bütün gücünün babası budur. Onun gücü eğer toprağa dönerse her şeye yeter.

Toprağı ateşten ayıracaksın, sübtil olanı kalın olandan; bu büyük bir maharetle olmalı…

Topraktan gökyüzüne çıkacak ve yeniden toprağa inecek ve yukarıda ve aşağıda olanın gücünü alacak. Bununla bütün dünyanın zaferi senin olacak; bunun için bütün karanlık senden uzaklaşacak.

Bu bütün kuvvetlerin en kuvvetlisi; çünkü her sübtil şeyi yenecek, her katı şeyin içine girecek.

Dünya da böyle yaratıldı.

Hayranlık verici biçimler bundan çıktı , bunların ortamı buradadır.”

Bu yüzden bana Üç Kere Büyük Hermes denir, çünkü bütün dünyanın felsefesinin üç bölümü de bana aittir. Güneş’in yaptıkları hakkındaki söylediklerim böylece bitiyor ve tamamlanıyor.” – ZÜMRÜT TABLET / MÖ. 3000 DOLAYLARI

MÖ. 3000 civarında kazılı olan bir tablette ne yazdığını okudunuz. Şimdi takvime bakın. Şimdi kendinize bakın.

Dedesinin gerçek bir şaman olduğunu ve köklerinin İnka Medeniyeti’ne ait olduğunu söyleyen Peru’lu bir arkadaşla tanıştım. Ve öyle bir şey söyledi ki, ertesi gün önüme, tesadüfen gelmediğini düşündüğüm yukarda sizinle paylaştığım Zümrüt Tablet’in yazısı çıkageldi.

Dedi ki; “Biz şehrin içinde de olsak, her gece yatarken ve her sabah, doğaya, bize sunduklarına teşekkür ederiz ve O’nu hiç unutmayız.” 

Peki ya biz? Biz bu şehrin içinde? Gerçekten kimiz? Ne yapıyoruz?

Dedi ki; “Biz insanlar hep sorarız, “neden, neden?” diye… Bir çok şeyi bilemeyiz. Sadece bilmek isteriz. Ama önce her şey için teşekkür et ve her şeyden önce kendini sevmekle başla” dedi.. 

Bugün unuttuğun, ertelediğin ne varsa tüm bunları yapmak için bir adım attığın gün olmasını dilerim. Camdan şehre baktığında doğan güne şükranlarını iletmeni belki. Belki batan güne… Yarın yeniden doğacağı için. 

Aşağıda; İnka diline ait, Quena adını verdikleri özel bir flüt eşliğinde Doğa Ana’ya atfettikleri ritüelleri olan bir duayı paylaşıyorum. Dinlediğinizde sizi alıp, unuttuklarınızı hatırlatması için… 

 

İlginizi çekebilir: İçindeki tüm gücü olumlu bir enerjiyle yönettiğinde senin dünyan nasıl dönüyor?

Şebnem Pınar
Sinema ve Televizyon sektöründe yapımcı. Filmli günleri arasında aynı zamanda bir yoga eğitmeni. Varoluş amacını sorgularken; kelimeleri var, yüreğinden yürüdüğü yollara dökülen; o kelimelerin ... Devam