İçsel bir psikolojik deneyim: Tükenmişlik sendromunun kökleri

Stres her birey için fiziksel, duygusal ve kimyasal etkileriyle mevcut dengeyi değiştirecek tarzda bedensel ve zihinsel gerilime sebebiyet vermektedir. Stres yaratan olayın devam ediyor olması gerekli değildir. Geçmiş olayların hatıraları (travmatik deneyimler), hatta hiç olmamış olayların gerçekleşme olasılığını düşünmek (gelecek anksiyetesi) bile vücudun fizyolojik ve psikolojik cevaplar vermesine neden olmaktadır. Ve stres bireyin baş etme kaynaklarını zaman içerisinde tüketmekte, kaygı ve depresyon artmakta ve akabinde tükenmişlik ortaya çıkmaktadır. Burada önemli olan stres değil strese verdiğimiz yanıttır.

Stres her birey için fiziksel, duygusal ve kimyasal etkileriyle mevcut dengeyi değiştirecek tarzda bedensel ve zihinsel gerilime sebebiyet verir.

Vücudumuzun sempatik (savaş/kaç; enerji gerektiren faaliyetler) ve parasempatik (dinlen, sakinleş; vücudu yenileyen sistem) sistemleriyle tepkiler üç dönem halinde yaşanabilir. Bunlar alarm, direnç ve tükenme dönemleridir.

Dönemlerin en dibi olan tükenme içsel bir deneyimdir çünkü beklentiler, tutumlar, güdüler ve duyguları içerir. Tükenmişlik sendromu; başarısız olma, yıpranma, enerji ve gücün azalması veya tatmin edilemeyen istekler sonucunda bireyin iç kaynaklarında meydana gelen tükenme durumudur. Bu durumu ölçümleyebildiğimiz en iyi ölçek olan Maslach’ın yaratıcılarından Maslach’ın ifadesine göre, “yoğun duygusal taleplere maruz kalmak durumunda kalan kişilerde görülen fiziksel bitkinlik, uzun süreli yorgunluk, çaresizlik ve umutsuzluk gibi duyguların hayata ve diğer insanlara karsı olumsuz tutumlarla yansımasıyla oluşan bir sendrom” olarak adlandırılmaktadır.

Dönemlerin en dibi olan tükenme içsel bir deneyimdir çünkü beklentiler, tutumlar, güdüler ve duyguları içerir.

Tükenmişlik yaşayan birey, yaşamın anlamını yitirdiğini ve tüm isteklerinin kaybolduğunu düşünür. Metaforik olarak açıklamak istersek enerji boşalması, mumun sönmesi hali vardır. Daha önce kendisi için anlamlı olan uğraşlar, artık sıkıcı gelmekte ve hiçbir ödül vaat etmemektedir. Bu bireyler garip, eleştirici, kızgın, katı, önerilere kapalı ve itici davranışlar içinde görülürler. Tükenmiş bireyler, bağlandığı bir yaşam tarzı ya da ilişkiden beklediklerini elde edememesine bağlı bir yorgunluk ve hayal kırıklığı içerisindedirler. Bireylerin yaşadıkları duygusal, fiziksel ve psikolojik tükenme, zamanla heyecanlarını kaybetmelerine yol açar. Bu durum onların kişisel başarılarında düşüşe ve ilişkide bulundukları kişilere karşı duyarsızlaşmalarına da sebep olmaktadır.

Bireylerde tükenmeye yatkın olma nedenleri içerisinde; fazla vaatte bulunmak, söz vermek, hayır diyememek, kendisini herhangi bir şeye adamak, kendini tam olarak tanımamak, kişilik yapısının strese elverişli olması (A tipi kişilik yapısı), iş ve özel hayat arasında dengeli bir ilişki kuramamak, stresli iş ortamı, yetki ve sorumluluğun eşitsizliği, yetersiz kaynakla iş yapmaya çalışmak, yetersiz destek almak, aşırı duygusal talepler vb. durumlar sayılabilir.

Tükenmişlik sendromunun belirtileri nelerdir?

Bu durumlara ne kadar maruz kalırsanız tükenmeniz de bir o kadar kolaylaşacaktır. Tükenmişliğin belirtilerine bakacak olursak; canlılığı kaybetmek, yorgunluk ve bitkinlik hissi, uykusuzluk, sık olan baş ağrıları, solunum güçlüğü, uyuşukluk, genel ağrı ve sızılar, kilo kaybı, yüksek kolesterol, çok sık grip soğuk algınlığı ve kalp/damar problemleri gibi belirtiler karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca stresle başa çıkma yeteneğinde azalma, baş dönmesi,  sinirlilik, uyku bozuklukları da sık karşılaşılan belirtilerdendir.

Bu süreci, kendimizi, kaynaklarımızı ve desteklerimizi anlamaya çalışarak, düşünme sistemlerimizi olumlayarak aşabiliriz.

Tükenmişlik sendromunun fiziksel, duygusal ve zihinsel boyutları vardır. Tükenmişliği öfkeyle başlayıp, benlik kaybıyla devam eden ve kendimizi çatışmanın ortasında bulduğumuz bir süreç olarak da düşünebiliriz. Bu süreci, kendimizi, kaynaklarımızı ve desteklerimizi anlamaya çalışarak, düşünme sistemlerimizi olumlayarak ve daha yapılabilecek birçok olumlu müdahalelerle ve terapötik yaklaşımlarla aşabiliriz. Evet, aşabiliriz ancak yine de önceliğimiz stres yanıtlarımızın farkında olmak olmalıdır…

 

İlginizi çekebilir: İlişkinizin durumu kök ailenizde yaşadıklarınızda saklıdır

İdil Arasan Doğan
Üsküdar Üniversitesi Uygulamalı Psikoloji Yüksek Lisans eğitimi ile başladığı akademik çalışmalarını, Psikoloji Doktora programı ile sürdürmektedir. Pozitif psikoloji ve KİPT (Kişilerarası İlişkiler Psikoterapisi) temelinde ... Devam