Tamamlayan ve yargılayan zihin iş başında: “Bliğidni samna, ksien ygraıda buulmna, çknüü aıkl elkskieri tmamalr”

Bliğidni samna, ksien ygraıda buulmna, çknüü aıkl elkskieri tmamalr. 

Ne kadar bildiğimizi söylesek hatta sansak da, her seferinde bilmenin küçük bir parçasının ucundan tutuyoruz. Her şeye hakim olmak isteyen, kendi imparatorluğunu ilan etmek isteyen akıl ise; “İşte!” diyor. “Anladım her şeyi, bu kadar.
Oysa yine filin bu sefer başka bir yerine tutunmuş, elimizde tuttuğumuz kuyruğu filin tamamı sanan bebeklerden biri oluvermişizdir o anda. Çünkü akıl her zaman eksikleri tamamlar hem de bildiklerinden, şimdiye kadar depoladıklarından. 
Örnekleyecek olursak, sadece başı ve sonu doğru yazılan, ortası karışık harflerden oluşan kelimelerden bir yazı, gördüğünü okuyanlar için anlamsız kelimeler yığınıyken, genel için kolayca okunan metinler oluyorlar. (bkz başlık)
Çünkü fotografik akıl, aradaki boşlukları, yanlışlıkları “bildiğine” göre düzeltip doğruluyor. Böylelikle akıcı bir şekilde okuyup anlayabiliyoruz.
Hatta birçok dikkat bilmecesinde de aynı şey kullanılır. Yeni ve hiç bilmediğimiz bir şeye bakar gibi baktığımız zaman görebiliriz aradaki 7 farkı, eksik olan veya fazla olan parçaları.
“Zaten bildiğimiz” bakış açısından bakarsak aradaki 7 farkı da, eksikleri de görmekte zorlanırız. 

Bu basit örnek de gösterir ki, akıl tamamlar.

Elimizde filin kuyruğu varsa, bu alamet hayvanın tamamını kuyruk gibi düşler. 
Eğer bir acı yaşıyorsa o an, tüm hayatı acılarla dolu olacak diye endişelenir.
Birine aşık ise ömür boyu aynı histe olmayı bekler.
Birinin bir hatasını görürse, o kişi ne yaparsa yapsın hatalıdır diye düşünür, yargılar.
Kendini bir konuda başarısız görür ise, her konuda başarısız olduğunu veya olacağını varsayar ve özgüvenini zedeler. 
Çünkü tek bir veri ile, tamamı, bütünü yargılar. Genele yayar, geneller.

Günlük yaşamımızda, aşina olduğumuz bir konuyu dinlerken bu durumun başka bir versiyonunu yaşarız. Başını sonunu bildiğimiz bir konuda konuşulmaya başlandığında, aralarda ne olduğuna dikkatimizi vermez, hali hazırda bildiğimiz bilgiyi anda konuşulanın yerine koyarız. Belki arada minik bir ayrıntı bize ışık olabilecekken, otomatik “ürün yerleştirme” programımız sayesinde bundan mahrum kalırız.
Bir filmin sonunu tahmin etmeye çalışmak ve tüm filmi bıkkınlık ile izlemekten bahsediyorum. Bu tavır ile, neleri kaçırıyor olabiliriz?

Bilim insanları öncelikle zekalarını nasıl kullanabileceklerini öğrenmiş insanlardır.
Doğru kabul etmeden önce tüm olasılıkları değerlendirmeyi. Bütün, bir bütün olarak belirmeden isimlendirip nihai noktayı koymazlar. Bir şey sonsuzluğa gidiyorsa, sonsuz kere sonsuzu belirtirler. Yuvarlamaz, ortalama böyledir demezler, çünkü o küsuratın evrenler yaratabileceğini, minik ayrıntıları görmenin hayat kurtaracağını bilirler. Bu yüzden de her deneyin sonucuna, binbirinci kez denemiş olsalar da, ilk anki merak ve “bilmezlik” “yargısızlık” ile bakarlar.
Ve en büyük sevinç, o her şeyi tamamlayan aklın bilmecesinden sıyrılıp, bir yeniliğe dair “ipucu” bulmaktır!

Hayatlarımızda, anda kalmaya çalışan, olanı olduğu gibi görmeye çalışan insanlar olarak, aklımızın bir olayı neye doğru evrilttiğini izlemekte fayda var. 
Akıl, aldığı verileri hangi geçmiş anısına, hikayesine benzetiyor?
Çocukken sözlü şiddete maruz kalmış birisi, yüksek sesle konuşan birini gördüğünde azarlandığını düşünür. Oysa belkide, sadece sağır olduğu için kendini duymayan kişinin kontrolsüz sesidir yükselen.
Aradaki farkı algılayabilmek için, tamamlayan zihnin nereye tamamladığını takip edebilecek kadar ayık, kendinde olmak gerekir. 
Gözlemcinin, düşünme ve tamamlama esnasında olanı izliyor olması gerekir. 
Eğer, olanın nereye evrilmeye başladığını görürseniz, sorunu ya da sizi huzursuz eden anıyı da tespit etmiş olursunuz. 
Belki bu anıyı zaten biliyorsunuzdur, bu sefer bu anının sizin düşünce yapınızı nasıl değiştirdiğini gözlemlersiniz. Bunu gözlemlediğiniz anda oyun afişe olmuş olacağından, bir daha benzer bir durumda kaldığınızda, evrilmeye meyilli olan yere doğru meylederken akıl, onu orada durdurabilir, başka ne gibi olasılıklar olabiliri araştırabilirsiniz.
Böylelikle bilmediğinizi de kabul edersiniz ve doğruyu bilmek için de kendinize bir şans vermiş olursunuz. 
Aklımızı böyle düşünmeye eğittiğimizde, anda olan değişimleri, her gün gördüğümüz insanların her an başka insanlar olduklarını, yaşamın değişen enerjilerini, kendimizin değişen hallerini görebilmeye, izleyebilmeye başlarız. 
Anda kalmak, nefes tutmak gibi olmaz o zaman!
Her an değişene şahit oluruz. Sürekli devinen ve şekil değiştiren yaşama, kendimize şahit. 

Sevgiyle olsun!

Benimle www.magicalchiloftheworld.com ve [email protected] üzerinden veya @magicalchildoftheworld ve @esrauyman Instagram hesaplarından iletişime geçebilirsiniz.

 

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam