Şükür ve teşekkür: Daha çok şükür daha çok teşekkür!

“Şükür etmedikten sonra, dünyaları yesen ne fayda. Şükürle başladıktan sonra, bir kuru ekmek değmez mi dünyalara!..” Şems-i Tebrizi

En son ne zaman gönülden teşekkür ettik? En son ne zaman sahip olduğumuz şeyler konusunda alabildiğimiz nefesten tutun da yediğimiz (ama sağlıkla tadına vara vara yediğimiz) yemeğe kadar en son ne zaman gerçekten “içimizden” akarak teşekkür ettik? En son ne zaman, bizler gerçekten bize bahşedilmiş olanı gözlerimizle değil de kalbimizle görmeyi kabul ettik? En son ne zaman “hiçbir şey” beklemeden birine yardım ettik? Ve bu fırsatı bize vermiş olduğu için ona yine teşekkür etmeyi bildik (öyle küçümsemek azımsamak hor görmek yerine ne zaman gerçekten o yardıma muhtaç olanın elini elimizle değil de kalbimizle tutabildik)!

En son ne zaman hayatımızda ne giydiğimizden çok (yani nasıl göründüğümüzden çok) içimizdeki kocaman altın kalp daha önemli oldu (ama bizler için o diğerleri ne düşünecekler ne söyleyecekler diye değil)… En son ne zaman hayat öyle ellerimizin arasından akıp da gitmedi, en son ne zaman biz zamanı bir iyilikle, bir şükür sözüyle, kalpten bir teşekkürle durdurabildik? En son ne zaman sağlıkla atan kalbimiz için, sağlıkla görebilen gözlerimiz için, bu dünyada ışığı görebilmek şansına eriştiğimiz için, sağlıkla duyabilen kulaklarımız için ve bu dünyada binlerce güzel sesi, denizi, kırları, rüzgarı, özgürlüğü duyabildiğimiz için teşekkür ettik?

Şükür ve teşekkür: Daha çok şükür daha çok teşekkür!

Bizler en son ne zaman sağlıkla yataktan doğrulabildiğimiz için, herhangi bir diğer kişiye ihtiyaç duymadan o muhteşem ayaklarımızın, bacaklarımızın, gövdemizin üzerinde denge ile durabildiğimiz için ne zaman bir durup teşekkür ettik? Ne zaman hayatın, evrenin, çalışmanın, emek vermenin ardından önümüze gelen çorbanın, önümüze gelen bir “anne” pilavının, önümüze gelen bir “teyze” aşuresinin, önümüze gelen muhteşem bir balık ziyafetinin en son ne zaman kıymetini gerçekten bildik de teşekkür ettik?

Bizler en son ne zaman bir günün beş dakikasını olsun aldığımız nefesin aslında ne kadar zor ne kadar karmaşık bir şey olduğunu düşünebilmeye ayırdık? En son ne zaman sokakta koşabildiğimizde bunu yapamayan onlarca çocuk, onlarca insan olduğunu hatırlayıp da can-ım bacaklarımıza teşekkür ettik? En son ne zaman bir dostla paylaştığımız kahve kokusuna ve o kokunun sade samimi güzelliğine dalıp da o “anımıza” sonsuz bir teşekkür ettik? Bizler en son ne zaman, ben olmayı bırakıp da elimizdeki bir simidi, bir kurabiyeyi, bir keki, bir ekmeğin yarısını bir diğeri ile paylaşabildik? Ve yine bunu yapabildiğimiz için deli deli şükürle dolduk?

Ben bugün bu yazımda sizlerle birlikte çok teşekkür edelim istiyorum… Öncelikle bu yazıyı “görebildiğimiz” için. Sonra bunca harfi ve kelimeyi bir araya sorunsuzca getirerek “okuyabildiğimiz” için… Sonra bu okuma yeteneğimiz ertesinde sorunsuzca sağlıkla “algılayabildiğimiz” için… Sonra algıladıklarımızı bize “hissettiren” sapasağlam kalbimiz için… Sonra kalbimizin tın tın eden atışlarına kulak kabartabildiğimiz için… Bir teşekkürümüz ise bu seslerden sonra hemen şu anda hayatımıza dönüp de bir dakika olsun “düşünebildiğimiz” için… Düşündüğümüz her şeyin teşekkür ve şükürle bize ulaştığını görebildiğimiz için…

Belki bir yerlerde bizi bekleyen annemize, belki sabah uyandığında bizi özlemiş olan babamıza, belki gün daha bitmeden deli deli bizi arayarak “nasılsın” diye soracak o can dostlarımıza bir teşekkür gönderelim… Gelin sonrasında kalbimizle yol olan tüm “yapmak istediklerimize” yarınlara planlarımıza bir teşekkür yollayalım değil mi? Nasıl olsa bizi bugünden yarına taşıyacak umutlarımızdır güzel olan…

Şükür ve teşekkür: Daha çok şükür daha çok teşekkür!

Şimdi paragraflarca teşekkürümüz oldu… İşte hayatımızda neye bakarsak ve nasıl bakarsak o çoğalır… Biz daha çok teşekkür daha çok şükür ile dolduğumuzda sevgili evren o muhteşem elleriyle bize daha fazla “teşekkür” edilecek olandan getirir… Biz daha fazla şükürle doldukça sevgili evren bereketiyle bolluğuyla güzellikleriyle sevgisiyle bizi kucaklar…

Bu yazımda bana eşlik ediyorsanız bu okuduğunuz bir teşekkür yazısıdır… Öncelikle bana bu yazıya bu kelimelere ayırdığınız zamanınız için size çok ama çok teşekkür ederim… Benimle bugüne uyandığınız için, bu güzel hayat gününüzden bir birim bile olsa benimle paylaştığınız için size teşekkür ederim…

Kalbinizi anınızı hayatınızı bana açtığınız için teşekkür ederim… Bugün bu saatte bu hikayeyi, kalbimden akanları buraya dökmeme vesile olduğunuz için orada bir yerde bu kelimelerin bu akışa gelmesine “sebep” olduğunuz için size çok ama çok teşekkür ederim… Işığı paylaşmama kaderimle buluşmama ve hayata gelişime bir anlam katmama yardımcı olduğunuz için size gönülden teşekkür ederim… Bugün bu yazıya dökülebilen, sağlıkla size ulaşabilen her cümle için kocaman kocaman ve kucak dolusu sevgi ve şükürle… İyi ki varsınız…

 

İlginizi çekebilir: Gerçek başarı her şeyden önce kendini aramaktan geçer

Pınar Özeken (Ulus)
2007 yılında Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü ile Kimya bölümlerini bitirdi. Aynı üniversitede Biyomedikal Mühendisliği ve İspanya Pompeu Fabra üniversitesinde master derecelerini ... Devam