Şiddetsiz iletişim ilişkilerde dönüşüm 4: İhtiyaç

O gün harika uyandınız. En sevdiğiniz kıyafetleri giydiniz, ışıl ışıl pırıl pırıl bir gökyüzü… Sokağa ilk adımınızı attınız ve harika gökyüzünden bir ciğer dolusu alıp otobüs durağına yürümeye başladınız. Otobüs de tam zamanında geldi, üstelik oturacak yer de buldunuz, oh keyfiniz sonsuz.

Harika gökyüzünden bir ciğer dolusu alıp otobüs durağına yürümeye başladınız…

Harikalı tıngırlı mıngırlı manzaralı mutluluğunuz, otobüsü son durak olan Taksim Meydanı’na park etti. Otobüsten indiniz ve adım adım ofise doğru yürüyorsunuz…

Yol üstünde, bir anda bir kalabalık gördünüz. Baktınız acaba ne olmuş yine diye… İki adam tartışıyorlar, biri diğerine bas bas bağırıyor. Ne dediği de pek anlaşılmıyor ama belli ki çok sinirlenmiş. Aradan seçtiğiniz birkaç kelime adamın bir “haklılık” arayışında olduğunu söylüyor size… Sizce, o sırada oradan geçmekte olan diğer insanlar bu adama nasıl tepkiler verirlerdi? Ya da siz nasıl tepki verirdiniz?

Muhtemelen bazılarının kulaklıklarını takıp hızlı adımlarla hemen oradan uzaklaşmaya çalıştığını görürdük, bazılarının çok sevdikleri bir filmi izler gibi durup izlemeye başladığını ve hatta belki tartışmanın dozu arttıkça daha çok keyif aldığını gözlemlerdik, bir başkasının muhtemelen olaya müdahale ettiğini ve tartışmanın içine atılarak durdurmaya çalıştığını görürdük… Belki bir başkası çok panik olur ve hemen polisi arardı. Hatta orada öylece donup kalan bir insan bile hayal edebiliyorum…

Aynı olaya, binlerce farklı insan, yüz binlerce farklı şekilde tepki verebilirdi… Peki, ya “bağıran adam” imajından ötesini görebiliyor olsaydık o zaman nasıl olurdu?

Aynı olaya, binlerce farklı insan, yüz binlerce farklı şekilde tepki verebilirdi…

Bu, bağırdığını gördüğümüz bir adamın bizde yarattığı otomatik tepkiye kapılıp gitmeden ve onu yargılamadan, bir saniyeliğine durup, “acaba bu adam neden bağırıyor?” diye düşünmekle başlayıp “İnsanın Temel İhtiyaçları”na ulaştıracak bir keşif turuna çıkarırdı bizi. Bu keşif davetini kabul ettiğimizde “bağıran adam” imajının ardında “karşılanmayan ihtiyaçları sebebiyle acı içinde kıvranan bir insan” olduğunu görürdük. Yol burada bitmezdi tabii, hatta tam da burada başlardı. Sonra, “Bu adam neden acı çekiyor? Ne hissediyor olabilir? Öfkesinde başka hangi duygular gizli?” diye sorardık… Hemen sonra, asıl soru belirirdi: “Bu adamın acısı bende neden ve nasıl bir tepki yaratıyor? Bu olay bana nasıl hissettiriyor? Öfkemde, kızgınlığımda ya da korkumda başka hangi duygular var?” Ve bu soru kendimizle ilgili yeni bir keşfe götürürdü bizi ve kendi gerçeğimize bir adım daha yaklaşırdık. Kendi gerçeğimize yaklaşmak yaşamla dolup taşırırdı bizi. Peki, o bağıran adamın ötesini görebildiğimizde o adamı nasıl algılardık? Acı çeken birini gördüğümüzde hala ona karşı öfkeli kalabilir miydik acaba?

İşte yaşama “ihtiyaçları görebilen gözlerle” bakmak bu kadar önemli ve derin. Biliyorum, ben dahil birçoğumuz için yeni bir kavram bu. Ancak ben bu bakış açısını yaşamıma kattıkça hafiflediğimi gözlemliyorum ve gerçekten peşinde olduğum ve peşinde olmaya inandığım en nadide şey bu; hafiflik. Siz de benim gibi hafifliği arayanlardansanız bu konuda çok hazine bulabilirsiniz. 

İhtiyaç nedir ve neden vardır?

Şiddetsiz İletişim eğitim kitapçığından bir alıntıyla cevaplamak istiyorum bu soruyu; “Biz insanlar yaptığımız her şeyi bir ihtiyacımızı karşılamak için yaparız. İhtiyaçlar, daha kaliteli-konforlu bir yaşam sürmemiz için vardır ve davranışların ardında yatan ihtiyacı görmek bizi rahatlatır. Yaşadığımız sıkıntılarda karşılayamadığımız bir ihtiyacımızı fark ettiğimizde kendimizle daha derinden bağlantı kurarız. Ancak, ihtiyacımızı anlamakta çoğunlukla zorlanırız ve bu süreçte sıklıkla stratejileri ihtiyaçlarla karıştırdığımız için çözümsüzlük içinde tıkanıp kalırız. Halbuki, davranışın ardındaki gerçek ihtiyacı görebildiğimizde sonsuz sayıda çözüm potansiyeli önümüzde açılıverir“.

İnsanın temel ihtiyaçları nelerdir?

Maslow bu soruya “İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramidi” ile cevap verir. İhtiyaçlar hiyerarşisine göre; insanın 5 Temel ihtiyacı vardır. Bunlar, ilk basamaktan son basamağa doğru şöyle sıralanır:

  1. Fizyolojik ihtiyaçlar (yeme, içme, nefes alma…)
  2. Güvenlik ihtiyaçları (barınma, korunma)
  3. Ait olma ve sevgi ihtiyacı (sosyalleşme, bir gruba ait olma)
  4. Saygı ihtiyacı (öz saygı ve başkaları tarafından saygı duyulan kişi olmak)
  5. Kendini gerçekleştirme ihtiyacı (soyut olarak yaşamsal varoluş amacını anlamak)

Bu teori özetle der ki, insanın ulaşabileceği en üst basamak “Kendini Gerçekleştirme İhtiyacı”nı tanımlamasıdır ve bu basamağa ulaşabilmesinin yolu ondan önce gelen tüm basamakları aşması ile mümkün olabilir. Bu durumda, yeme-içme, nefes alma gibi fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayan biri için barınma ve korunma ihtiyaçları öne çıkacak ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılamış biri ise ait olacağı bir grup arayışı ile ait olma ve sevgi ihtiyacını karşılamaya odaklanacaktır. Başkaları ile etkileşim sayesinde kendi varlığını hissetmeye başlayan insan için ise bir sonraki aşama olan saygı ihtiyacı öne çıkacak ve bu aşamada kendine duyduğu saygıyı güçlendirmeye çalışacak ve başkaları tarafından saygı gördüğü bir yaşam inşa etme yolunda olacaktır.

Kaynak: Güncel Psikoloji

Maslow’a göre modern insan en son basamak olan “Kendini Gerçekleştirme İhtiyacı”na geldiğinde kendine “Ben neden yaşıyorum? Varlığım ne şekilde daha büyük bir amaca hizmet edebilir?” gibi soyut sorular sormaya başlar. Bu aşama soyutluk içinde kalmak yerine çoğunlukla piramidin alt basamaklarına geri dönüp bu arayışını somut çözümlerle karşılamaya çalışır. O zaman aşırılıklara başlar; ihtiyaçtan fazla yemek, alışveriş bağımlılığı, seks bağımlılığı, aşırı kontrolcülük, sürekli kendine duyduğu sevgiyi sorgulamak, kendini bir yere ait hissedememek, yeterince saygı duyulan biri olmadığını düşünmek, içki-sigara bağımlılığı gibi gibi… Özetle kendi gerçeğinden kaçan insan kendine türlü türlü bağımlılıklar geliştirir.

Maslow’un bu “İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramidi” bugüne kadar hem kendimin, hem de yaşamımdaki insanların davranışlarını anlamak adına bana rehber olmuştur. Ancak, Şiddetsiz İletişimin Kurucusu M.B.Rosenberg’in yıllarca süren analizlerine dayanarak hazırladığı “Temel İhtiyaçlar” listesi benim için güzel bir tamamlayıcı oldu. Rosenberg’in listesinde tüm insanlara hitap edebilecek birçok ortak temel ihtiyaç tek tek yazılmış. Bu sayede, ihtiyaçlarımı daha kolay fark edebilir ve ayırt edebilir oldum.

Aşağıda bu listenin Şiddetsiz İletişim kitapçığından alıntıladığım bir kısmını paylaşıyorum. Tüm listeye ulaşmak için Şiddetsiz İletişim Türkiye ekibi ile iletişime geçmenizi öneririm. Bence ne kadar çok farklı tanımlanmış ihtiyaç görürseniz kafanızda o kadar çok yeni kapı açılacaktır.

Marshall Rosenberg
M.B. Rosenberg’e göre İnsanın Temel İhtiyaçları 7 başlıkta toplanabilir. 

Özerklik/ Otonomi: İnsanın kendi hayallerini, hedeflerini ve değerlerini seçmesi ve bunları gerçekleştirmek için kendi planlarını seçmesi.

Kutlama/Anma: Hayatın yaratılmasını ve hayallerin gerçekleşmesini kutlamak ve sevdiklerimizin, hayallerimizin ve başka kayıplarımızın yasını tutmak

Bütünlük: Hakikilik, yaratıcılık, inandırıcılık, anlam, kendine değer vermek

Manevi Birlik/İçsel Bağlılık: Güzellik, uyum/denge, ilham/esinlenme, düzen, barış, iç huzuru, büyüme/gelişme, şifa…

Karşılıklı Bağlılık ve Dayanışma: Kabul görmek, şefkat, yakınlık, takdir etme-edilme, saygı, destek, kolaylık, rahatlık, güvenmek/güvenilmek, iş birliği, iletişim, maddi güvenlik, netlik, denge…

Fiziksel: Hava, besin, su, hareket/egzersiz, yaşamı tehdit eden canlılardan korunma, cinselliğin ifadesi, dinlenme/rahatlama, dokunma/temas…

Oyun: Eğlenmek, gülmek, şakalaşmak/mizah, keşif, kendini ifade etmek

Benim için bu listede en ilgi çekici olan “Oyun” ihtiyacı oldu. Oyunun bir ihtiyaç olarak tanımlandığını görmek beni muhteşem hissettirdi. Belki de en çok ihtiyacımız olan şey bu değil mi?

İhtiyaçları anlarken en sık düştüğümüz tuzak nedir?

Rosenberg’e göre, ihtiyaçlarla ilgili en sık düştüğümüz tuzak; ihtiyaçlarımızı, ihtiyacı karşılayacağımız yol ve yöntemlerle yani stratejilerle karıştırmaktır. Bence buna en genel ve en güzel örnek “para”.

Mesela, ailesiyle yaşayan ve kendine ait bir eve çıkmak isteyen biri olduğunu var sayalım. Burada sormamız gereken soru; “Ayrı bir eve çıkmaya neden ihtiyaç duyuyorsun?” olmalı. Bunun cevabı olarak “çünkü kendi kurallarımla yaşayacağım kendime ait bir ortam istiyorum” diyen birinin öne çıkan ihtiyacı “alan” ihtiyacı olabilir.

Oysaki, gerçek ihtiyaç olan “alan ihtiyacını” görmek o an için geçerli olabilecek birçok farklı çözüme götürebilir.

Peki, bu ihtiyacını nasıl karşılayabilir? Eğer, yeterince parası varsa istediği gibi bir ev seçip oraya çıkabilir. Yeterince parası yoksa o zaman kendine ait bir ortamı başka ne şekilde yaratabileceğine bakmalıdır. Mesela, aynı ev içinde kendine ait bir alan yaratmanın bir yolu olabilir mi? Belki bir arkadaşının evinde boş bir oda vardır ve onun odasını hizmet karşılığı tutabilir veya daha küçük bir bütçe ile sadece hafta sonları vakit geçirebileceği bir alan yaratmak bile ihtiyacını karşılayabilir. Ne için alana ihtiyacı olduğu sorusunu sormak da farklı çözümler açabilir karşısında…

Halbuki, bu kişi “Yeni bir eve çıkmak istiyorum ve bunun için 3.000 lira paraya ihtiyacım var” diye düşünseydi o zaman o para gelmeden asla bu ihtiyacını karşılayamayacağını düşünür ve muhtemelen kendini çözümsüzlük içine hapsedip ihtiyacını karşılayamamaktan dolayı acı çekmeyi sürdürürdü. Oysaki, gerçek ihtiyaç olan “alan ihtiyacını” görmek o an için geçerli olabilecek birçok farklı çözüme götürebilir. Bir ihtiyacı tespit ettiğimizde onu karşılamak için sonsuz çözüm vardır ve biz ihtiyaç odaklı bakabildiğimizde bu çözümleri görebilir oluruz.  

İhtiyaçları nasıl tespit ederiz?

İhtiyaçlarımız duygularımızda saklıdır, ihtiyaçlarımızı duygularımız yoluyla fark ederiz (Bu yazı dizisinin Duygular başlıklı yazısını da okumanızı öneririm. Orada bulacağınız duygular listesi duygularınızı tanımanıza yardımcı olacak).

Duygularımızı harekete geçiren bir olay yaşadığımızda kendi içimize bakıp öncelikle orada hangi duyguların olduğunu tespit ederiz. Sonra o duygu ile biraz vakit geçirip, duyguyu geçiştirmeden o duygunun içinde kalmaktan bahsediyorum, duygunun taşıdığı ihtiyacı görmeye çalışırız. Bu duygu, tam şu anda bana hangi ihtiyacımı haber vermek için burada?

Duygu ve ihtiyaçları tanımlama aşamasında, başlangıçta Şiddetsiz İletişim ekibinin paylaştığı “duygu ve ihtiyaçlar listelerini” rehber almanızı öneririm, çünkü duygularımızı ve ihtiyaçlarımızı sıklıkla düşünceler ve stratejiler ile karıştırıyoruz ve bu nedenle kaynağı doğru tespit edemediğimizde çözüm yolunda tıkanıklık yaşayabiliyoruz.

İhtiyaçları tespit etme çalışmasını hem kendinizi anlamak hem de bir başkasını gözlemlemek için yapabilirsiniz. Kendiniz için yaptığınızda kendiniz hakkında yeni bilgiler edinirsiniz. Bir başkasını anlamak için yaparsanız diğer insanlara karşı anlayış geliştirirsiniz. Ben bu uygulamayı iki türlü de çok zenginleştirici buluyorum.

İhtiyaçlarımız karşılandığında ne olur?

Kendimizi hafif ve özgür hissederiz. Rahatlarız, mutlu oluruz. Yaşamla ve kendimizle daha derinden bağ kurarız, ilişkilerimiz gelişir. Zenginleşiriz.

Şiddetsiz İletişim Yazı dizinin bir sonraki yazısı “Rica” haftaya aynı gün yayında olacak. Bu yazıda kendimizi sağlıklı şekilde nasıl ifade edebileceğimizi konuşacağız.

 

İlginizi çekebilir: 

Şiddetsiz iletişim ve ilişkilerde dönüşüm 1: Duymak ve dinlemek

Şiddetsiz iletişim ve ilişkilerde dönüşüm 2: Gözlem ve yorum

Şiddetsiz iletişim ve ilişkilerde dönüşüm 3: Duygular

Diğdem Girici
İnanıyorum ki doğru bilgiye ulaşabilen ve bu bilgiyi hayatında doğru şekilde kullanmayı öğrenen her insan hayal ettiği yaşamı yaratabilir. İşte bu yüzden yazıyorum, yaşamımı ... Devam