Pişman olmamak mümkün mü?
Hayat, seçimlerden oluşur. Bazen bir şey yaparız ve sonradan pişman oluruz. Bazen de yapmayız… Bu kez de yapmadığımıza pişman oluruz.
Peki hangisi daha zordur: Yanlış bir karar vermek mi, yoksa hiç karar vermemek mi?
Belki de asıl soru şudur: Hangi yolu seçersem seçeyim, yine de pişman olur muydum?
Bu soru sandığımızdan daha önemlidir. Çünkü pişmanlık çoğu zaman verdiğimiz karardan değil, kararlarımızla kurduğumuz ilişkiden doğar.
Neden pişmanlık duyarız?

İnsan, kararlarını bulunduğu anın şartlarıyla verir. O günkü duygularıyla, o günkü bilgisiyle, o günkü psikolojisiyle… Yıllar sonra geriye dönüp baktığında ise aynı kararı vermeyeceğini düşünebilir. Bu çok normaldir. Çünkü insan değişir, olgunlaşır, farkındalığı artar. Sorun geçmişte yanlış karar vermiş olmak değildir. Sorun, bugünkü aklımızla geçmişteki kendimizi yargılamaktır. Oysa o gün verdiğimiz karar, o günün şartlarında elimizden gelenin en iyisiydi.
Neden bazı insanlar daha çok pişmanlık yaşar?
Bazı insanlar gerçekten daha çok hata yaptıkları için değil, zihinleri verdikleri kararların arkasında durmayı bilmediği için daha çok pişmanlık yaşar.
Sinir sistemi kendini güvende hissetmediğinde zihin sürekli ihtimaller üretir: Ya yanlış yaptıysam? Ya başka bir yol daha iyiyse? Ya geri dönüşü olmayan bir şey yaptıysam? Ya hayatımı mahvettiysem? Bu durumda kişi hangi yolu seçerse seçsin, zihni seçmediği ihtimali yaşamaya devam eder. Seçilmeyen yol, zihinde çoğu zaman daha iyi görünür. Bu yüzden bazı insanlar için zor olan şey karar vermek değil, karar verdikten sonra kendini rahat bırakabilmektir.
Pişmanlık aslında bir sinir sistemi meselesi olabilir mi?
Bazı ailelerde hata yapmak ağır bir duygudur. Karar vermek, geri dönüşü olmayan bir kader gibi görülür. Pişmanlık ise sessizce taşınması gereken bir yük gibidir. Böyle bir ortamda büyüyen zihin şunu öğrenebilir: Yanlış yaparsan suçlusun. Karar verirsen sonuçlarına katlanmalısın. Hata yapmak zayıflıktır.
Bu inançlarla büyüyen biri, yetişkin olduğunda her kararın ardından kendini sorgulamaya başlar. Hangi yolu seçerse seçsin, iç sesi şöyle der: “Daha iyisini yapabilirdin.” Bu bir karakter özelliği değildir. Bu, öğrenilmiş bir sinir sistemi refleksidir.
Bir kararın zor sonuçları olması, onun yanlış olduğu anlamına gelmez

Hayatta bazı seçimler kolay değildir. Bazı kararlar doğru olsa bile acı getirir. Bazıları ise yanlış olsa bile bize bir şey öğretir.
Zihin çoğu zaman şöyle düşünür: Zor olduysa, demek ki yanlış yaptım. Oysa gerçek şu: Bir kararın sonucu zor olabilir. Ama bu, kararın yanlış olduğu anlamına gelmez.
Bazen bir seçim bizi büyütür. Bazen bir seçim bizi kırar. Bazen bir seçim, geçmişteki yaralarımızı görünür hale getirir. Ama bu, o seçimin değersiz olduğu anlamına gelmez.
Pişmanlıkla baş edemediğimizde ne yaparız?
Pişmanlık yoğunlaştığında zihin genellikle aynı döngüye girer: Kendini suçlama, sürekli geçmişi düşünme, “Neden böyleyim?” diye sorma, başkalarına açıklama yapma ihtiyacı, kendini savunma isteği, onay alma ihtiyacı…
Bu döngü pişmanlığı azaltmaz. Aksine büyütür. Çünkü zihin çözüm aramaz, suçlu arar. Ve çoğu zaman en kolay suçlanan kişi yine kendimiz oluruz.
Pişmanlıkla baş etmenin ilk adımı: Kendini durdurmak
Bazı dönemlerde en sağlıklı şey, hemen karar vermeye çalışmayı bırakmaktır: Hemen sonuç çıkarmaya çalışmamak, kendini savunmamak, herkese açıklama yapmamak, geleceği zorla netleştirmemek…
“Şu an bana ne iyi gelir?” sorusunu sormak, “Neden böyleyim?” sorusundan çok daha iyileştiricidir.
Bazen insanın ihtiyacı olan şey, her şeyi çözmek değil, kendini toparlamak için alan açmaktır.
Her duyguyu anlatmak zorunda değilsin. Güçlü görünmek, her zaman en iyisini yapmak zorunda değilsin. Herkesi ikna etmek zorunda değilsin. Hemen karar vermek zorunda değilsin.
Bazen en sağlıklı mesafe, kaçmak için değil, kendini kaybetmemek için alınır. İnsan kendine döndüğünde, kararlar daha sakin, daha net ve daha az pişmanlıkla gelir.
Pişmanlık hayatın bir parçasıdır
Herkes hata yapar. Herkes yanlış karar verir. Herkes bazen “keşke” der. Ama hayat, pişmanlık yaşamayanların değil, pişmanlıkla yaşamayı öğrenenlerin yoludur.
Geçmiş değişmez. Ama bugün değişebilir. Olan oldu. Gerçekler şu an böyle. Bununla yanıp tutuşmak da mümkün, üzerine basıp ilerlemek de. Ve çoğu zaman gerçek özgürlük, şunu diyebildiğimiz anda başlar: “O gün elimden geleni yaptım. Bugün kendime yük olmayacağım.”
İlginizi çekebilir: Koşullu özdeğer tuzağı: Başarmazsam yok muyum? Çocuklukta özdeğer nasıl öğrenilir?