Ölümden korkan aşık olmaz

Hayalini bulunca insan, hani onun tam göbeğinde nefes aldığını fark ettiğinde bir şaşkınlıkla ama o kadar da güçlü olmayan bir şaşkınlıkla… 

Sanki buraya kadar yürürken yaşadığı hezimet, vardığı noktadan daha kıymetliymiş, hani buraya gelene kadar yaşadığı herşeye bağımlılığı o yoksunluğa olan tutkusu hayalinden çok daha büyükmüş gibi hissettiği boşlukta kalakalıyor, şaşkınlıkla, yine de o kadar da güçlü olmayan bir şaşkınlık.. 

Varmanın rahatlığı batıyor desem yeridir, belki de bundan sebep insanoğlu aşkı hep kavuşamadıklarına ithaf etmiş. Böylelikle aşk, manasının ötesinde bir yere taşınmış, kabullenildiği noktaya da sevgi denmiş. Biraz daha düşük, büyüsüz ve çabasız… 

Hezimetine, yaralarına, çabasına bu kadar düşkün olanın sonrasını yürümek ile ilgili cahilliği onu hep bildiği yere “arayıp bulamayan, bulana kadar arayan, her daim eksik kalan” sonsuz döngüsüne hapsetmiş. 

Tamamlanmanın verdiği ölüm hissi, sonlanma trajedisi, bir sonraki varoluşunu tekrar arayıştan kurmaya sebep olmuş hep, ölmemek için..

Hayal ettiğinin ayaklarının dibinde eriyip kendinden vazgeçerek bütünleşmeyi kabul edemediği için.. Korkuların tanımladığı dünya sözlüğünde kelimelerin büyüleri bir zincir daha vurmuş özgürlüğüne…

Nihaiyetin, kuyruğunda dönmek olduğuna inanmış. Biz bunların tam ortasına, dönüp duran spiralin tam ortasından yukarıya doğru ip gibi bir çizgide yükselelim, başlayan ve bitenlerin izlencesinde. Bizden değil de,  senden , benden, ve diğer her şeyden bağımsız bir çizgi olarak. 

Belki de ancak o zaman, kalbinde taşıdığın olgun yumurtanın bir sebebe bağlı olmadan, hiçbir dış etkenden, herhangi birinin “ben” inden etkilenmeden çatlayıp açılmasına şahit oluruz. 

El değmemiş, yersiz yurtsuz ama müjde olanının kendini açışına hiçbir kelimenin çeperine sığmayacak hissine şahit oluruz. 

Varmayı planladığımız yerlerin, varılacak noktaya gitmeden önceki ölüm kapısı olduğunu o zaman idrak ederiz. Kurduğun hayallerinin oluşturduğu merdivenin asıl olana ulaşamayacak bir hologram olduğunu. Oraya ulaşmanın bir hayal değil bir eylemin, bir vazgeçişin, “büyük kurbanın” verilişinin karşılığı, mükafatı ya da sonucu olduğunu. 

Aşkı ilanını iki kelimeyle sözlendiremeyişinin  ardında hissedilen boşluğun varoluşunuzun manasını kapsayan ruh olduğunu, çok daha büyük bir kozanın içinde şaşkınlıkla birbirinize baktığınızı sonra keşfederiz. 

Adı sanı olmayan, ilk defa görmeyi anladığın, ilk defa ayrışmadığın, bu ilkin ilk değil sonsuz olduğunu anladığın ve bir kelimenin daha sözlüğünden manasızlıklar dünyasına dökülüşünü izlersiniz. 

Kelimeler, hayale giden yolu tarif ederken, gerçekler sessizce sade’ce  yaşanır. Tarifsiz dünyanın sihri bedenine nakış gibi işlenir ruhun oluk oluk varlığını üzerinden akıtırken, sen sadece taşarsın. 

Bazıları taşarından çamaşırlarını yıkar sakız gibi, bazıları kabını doldurur susuz varlığını kanlandırır, bazıları kapkara ettiği yüzünü temizler serin serin, sen sadece taşarsın…

Su ne zaman karıştı ki, aktığı yerlerde oluşagelen hayata… 

Bazen kelimelenmemek, kuraklıktan değil, çağımaktan gelir.

İlginizi çekebilir: Kendimi seçtim: Vazgeçtim, aynı kapıyı tırnaklarımla yontmaktan

Esra Uyman
Lise yıllarında başlayan kişisel gelişim, ruhsal gelişim ve metafizik konularına duyduğu yoğun merak onu yurt içi ve yurt dışında birçok özel eğitim çalışmalarına katılmaya ... Devam