Ödül kültürü bizi nasıl yanıltıyor?

Özgür BOLAT’ın “Beni Ödülle Cezalandırma” kitabını çocuğumun gelişimine katkıda bulunmasını ümit ederek almıştım. Okudukça, kendi çocukluğumda yapılan yanlışlarla karşılaşacağımı bilmeden… Ebeveyn olmanın en zor yanı bu bence. Yanlışı fark ettiğin anda gelen o “bundanmış ya” hissi. Sende yapılan yanlışları bilip, bazen bilmeden fark edip ama engel olamadan bunu yaşamak, yaşatmak. Doğruyu herkes bildiği halde eylem kısmına gelince, ben dahil bir çoğumuzun nutku tutuluyor. 

Eğitim hayatım boyunca “Karnen iyi olursa sana bunu alabiliriz, şu sınavda bu puanı yaparsan o istediğin şeyi sana alacağız” gibi sözde motivasyon görülen cezalar aldığımı fark ettiğim bir kitap oldu. Hastayken bile devamsızlık yapmaktan korktuğum, 70’in altında not almaktan korktuğum, aman düşük gelmesin sözlüler diye çok konuşmamaya çalıştığım dönemler oldu. Farkında olmasalar da komşunun çocuğuyla yarıştırıldığımız, neden 100 değil de 80 aldığımızın moral bozukluğu yüzlerinden okundu kimi zaman. Oysa bu hem koşullu sevildiğimizi hissettirdi hem de “ders çalışmanın ve başarılı olmanın” ödüle layık olacak kadar zorlayıcı bir eylem olduğuna ikna etti hepimizi. Daha 4 yaşlarındayken öğle arasına eve yemeğe gelen abisinin peşinden koşarak okula kaçan ben bile bir yerden sonra sadece notlarıma takılır olmuştum. Okul sevgim azalmış ve sınavlar benim için stresli hale gelmeye başlamıştı. Sınavlardan bir gece önce çok çalıştığım halde 100 alamamanın korkusunu yaşar hale gelmiştim. Neleri öğrenip öğrenmediğimi kazanım olarak göremiyordum. Ve bu deneyimi sonlandırmam neredeyse üniversite 2. Sınıfı bulmuştu. Ne istediğime, neden öğrenmem gerektiğine odaklanmış ve eğitim sürecimi, öğrenme sürecimi başka bir noktaya taşımıştım. Özgür Bolat kitapta bu noktayı benden çok daha iyi açıklıyor, bu yüzden mutlaka kendiniz için de okumanız gerektiğini düşündüğüm bir yerde. Çocuklarımızın günlük görev ve sorumlulukları ödüle tabi tutulduğunda bu onlarda “demek ki ödüllendirilmesi gerekecek kadar zor ya da kimsenin yapmak istemeyeceği kadar önemsiz” mesajı veriyormuş. Son cümleyi tekrar okuyup kendi çocukluğunuzu düşünün. Nelerden keyif aldığınız halde sonrasında zorunluluk olarak geldi mesela? 

Diğer bir mesele de “çabası desteklenen çocuk” ile “zeki” diye büyütülen çocuk problemi. Araştırmalara göre üretim sürecine, emeğine saygı gösterilen çocukların yetişkinliklerinde “zeki” olarak nitelendirilen çocuklara göre daha çalışkan ve süreç odaklı büyüdüklerine vurgu yapılmış. Yaptığı şeylere karşı “zeki, vov harika” gibi tepkiler verilen çocuklar daha kolay olanı yapmaya ve çaba gerektiren işlerde daha az emek vermeye odaklanmışlar. “Zeki ama çalışmıyor” sizin de aklınıza geldi değil mi? 

Ebeveyn olmanın hep zorluklarından bahsediyoruz. Özgür Bolat sadece bir anne olmadığımı içimdeki çocuğun yaşadıklarını çözmezsem kendi çocuğumun yolunu aydınlatamayacağımı da hatırlattı bana bu kitapta. Ebeveyn olmanın en güzel yanı onun gülüşü değil sadece, onun yolunu açmaya çalışırken kendi hayatımızın da aydınlanması. İyi ki karşılaştık, iyi ki okudum.

İlginizi çekebilir: Yılın o zamanı: Vision board

Büşra Pekdüz Özkan
1995 senesinde Mayıs ayının son pazarında sabah kahvesinin hemen üstüne evin 4. üyesi olarak kolaylıkla Dünya’ya gelmişim. Bundandır ki annem “keyfine düşkün olacağın buradan ... Devam