Mutluluğu hayatınıza davet edin: Düşük frekanslı enerjilerden, yargılardan uzak bir yaşam mümkün

Beklentilerimiz o kadar dışa dönük ki, bazen içerideki beklentilerimize, kendi potansiyelimizin bizden beklentilerine bakamayabiliyoruz. Birçoğumuz ailenin, arkadaşların, toplumun bizden beklentisiyle yönlendirildik. Okulda başarılı olmalıydık, iyi meslekler sahibi olmalıydık, düzenli gelirlerimiz olmalıydı vs…

Peki bu dış beklentileri karşılamak üzere koştururken kaç kez kendimize bakıp gerçekten bunu yapıp yapmak istemediğimizi sorguladık? Zorluk derecesine göre değişir. İçinde bulunduğumuz düzenin bize kendini sorgulatıyor olması aslında hayatı ve hayatı nasıl yaşayacağımızı da sorgulatıyor. Bu noktada eğer kendimizle ilgili yeterli fikre sahipsek bu döngüden çıkabiliyoruz.

Biz dünyanın tezahürünün kendi gözümüzden yansımasıyız ve bunu en yüksek potansiyele ulaştırmak yine sadece kendi elimizde.
Kendini tanımak uzun ve bariyerleri olan bir süreç. Daha derinliklere indikçe bizi biz yapan ama acı veren kötü anılarımızla karşılaşırız. Önemli olan bunun geçmişte kaldığını ve hayatımızda önemli bir rolü olduğunu bilmek.

Zaman şu anda başlar. “Ben artık kendimi tanıyorum ve şunu hayatımda istiyorum” dediğimiz noktada sabırlı olmamızda fayda var, çünkü böyle olmayı başarırsak eğer, bu süreçte tatsız bir olay yaşanırsa bu bizi yolumuzdan alıkoymaz. Heyecanımızı taze tutmalıyız, hayatta olmaz diye bir şey yoktur. Karşımıza çıkan her şeyin ne öğretmek istediğine bakmalı ve durumlara karşı soğukkanlı olmayı deneyimlemeliyiz. Geçmişte yaşadığımız acıların hiçbiri ilelebet kalmadı.

Kendimize koşulsuz saygıyla bağlı olmamız bu yoldaki ışığımız olacak. Hayatı sadece kendi tarafımızdan gördüğümüzü kabul edersek, başkalarına ve kendimize daha şefkatli oluruz. Birileriyle konuşurken, onu içimizden yargıladığımızı fark edersek, bu durumun farkında olup, mutlak dinleyici olmalıyız. Karşımızdakinin söylediğini ne kadar iyi dinlersek o kadar iyi anlarız ve yargılayacak zamanımız olmaz. Bu durum da bizi doğal ilişkiler kurmaya yönlendirecektir.

Kin ve haset enerjisi beslememekte fayda var, çünkü bunlar en düşük frekanslı enerjilerdir ve sizi uzun vadede yorabilir. Başarılı insanları, güzel insanları, iyi aileleri takdir etmeli ve onlardan öğrenmeyi denemeliyiz. Takdir ettiğimiz insan sayısı arttıkça karşılıklı saygı ortamı oluşacaktır. Bu durum bize hayat enerjisi verecek ve hem kendimize hem de diğer insanlara yüksek frekanslı enerjilerin etkileriyle bakmaya başlayacağız, cesaret, özgüven, saygı gibi…

Toplumdaki yerimizi ve kendimizi artık tanımaya başladığımızda yeteneklerimizi keşfedecek ve hayat amacımıza yaklaşacağız, kendimizi gerçekleştirmeye… Çok param olsun, evim, arabam olsun gibi hayat amaçları materyal ile bağlantılı olduğundan bir ömrü olacaktır. Hayat amacımızı sürdürülebilir hale getirmek için bu amacın insanlığın yararına olduğunu bilmeliyiz. Bu süreçte olabildiğimiz en nazik halimizle hayata bakmalıyız; hem kendi hayatımıza, hem de birlikte yaşadığımız sekiz milyar insanın hayatına.

İlginizi çekebilir: Dönüşüm çağında dengeyi bulabilmek: Dişil ve eril enerjinin uyumunu deneyimlemeye var mısınız?

Gizem Demirci
Ben Gizem Demirci, Hemşirelik okulunu bitirip çalıştıktan sonra sanata olan yakınlığım vesilesiyle, Mimar olmak üzere Türkiye’de başlayıp, İspanya’da devam edecek olan eğitimimi başarıyla tamamladım. ... Devam