Kurgusuyla neşe katan: Dalay Lama’nın Kedisi

“… Sonraki gün Lasya’nın öğlen ziyareti için uğramasını zar zor bekleyebildim. Bütün sabahı kalın ve beyaz tüylerim güzelce parlasın diye kendimi süsleyerek geçirdim. Kulaklarım tamamıyla yıkanmıştı; bıyıklarım ise parıl parıl parlıyordu. O gün çelloyu farklı bir canlılıkta çaldım. Dvorak’ın ünlü konçertosunu bilenler için: allegro vivo’dan ziyade adagio çaldım.

Lasya kapıyı açar açmaz dışarı fırladım. Sanki kendimi orada kazara bulmuşum gibi bir hava yaratmaya çalışarak derhal duvara gittim. Yine ilerideki sahada heyecanlı ve hareketli bir maç vardı. Arkamdaki odalardan artık aşina olduğum aile yaşantısı sesleri geliyordu. Lasya bir ders kitabı okuyarak birkaç dakika orada oturdu, sonra koşarak içeri gitti.

Gözümün ucuyla ona baktım. Gölge, fıçının üzerinde belirmişti. Kalkıp önce ön pençelerimi, sonra şatafatlı bir vurdumduymazlıkla sırtımı gerdim ve duvardan atlayıp eve gidiyormuşum gibi yaptım.

Umduğum gibi bu hareketler hayranım için yeterliydi.

Tekir kedi gürültülü bir şekilde fıçıdan indi ve yollarımızın kesişeceği bir şekilde yürüdü. Birbirimizden makul bir uzaklıkta durduk. İlk kez doğrudan, o parıldayan kehribar rengi gözlerin içine baktım.

Dalay Lama'nın Kedisi

Tekir kedi tarihteki en sıradan cümleyi seçerek “Daha önce tanışmış mıydık?” diye sordu.

“Sanmam.” Çok rahat görünmeden ama yeterli cesareti sesime katarak konuşmaya çalıştım.

“Seni daha önce gördüğüme eminim.”

Beni tam olarak nerede gördüğünü biliyordum, ama onu görmüş olmaktan ne kadar etkilendiğimi anlatmaya hiç niyetim yoktu.

En azından şimdilik.

Benim belgelenmemiş olsa da kusursuz soyumu onaylayarak; “Etrafta çok az Himalaya kedisi var,” dedim. “Burası senin bölgen mi?”

“Jokhang’a kadar. Ve de ana caddeden market tezgahlarına kadar.” dedi.

Market tezgahları benim tercih ettiğim güzergahın birazcık aşağısındaydı. “Ya Café Frank?” diye sordum.

“Deli misin? Oradaki adam kedilerden nefret ediyor.”

Gayet serinkanlı bir şekilde “Hayder’s Food Guide dergisine göre Himalayalardaki en iyi yemekleri orası yapıyormuş.” dedim.

Gözlerini kırptı. Ne yani daha önce hiç şehir dışından bir kediyle tanışmamış mıydı? Merak ettim.

“Hiç oranın yakınına kadar gittin mi?”

“‘Önemli olan tanıdığın kişilerdir’ diye bir söz var biliyor musun?” diye sordum.

Kafasını salladı.

Anlaşılmaz bir biçimde gülümseyip “Ama öyle değil işte. ‘Önemli olan seni tanıyanlardır’ olmalı” dedim.

Bir an gözleri üzerimde dondu kaldı. Gözlerindeki merakı görebiliyordum.

“Şehrin öteki tarafından olan bir tekir kedi için tavsiyen var mı?” diye sordu.

Ne kadar da tatlı!

Tenzin’in Amerika’nın en iyi romanı olduğunu düşündüğü Muhteşem Gatsby kitabından alıntı yaparak “O zaman tak altın şapkanı, eğer sevdiğini etkileyecekse. Eğer zıplayabiliyorsan yükseğe, onun için de zıpla. Ta ki o ‘Sevgilim, altın şapkalım, zıplama sevdalım! Benim olmalısın, deyinceye kadar.’” diye başladım.

Tekir kedi düşünceli bir şekilde burnunu oynattı. “Bunu nereden biliyorsun ki?” diye sordu.

Yürümeye başladı.

Onun kaslı duruşuna hayran kalmıştım. “Gidiyor musun?” dedim.

“Şapkamı almaya,” diye yanıtladı.

Sonraki sabah onu göremedim, ama öğleden sonra göreceğimden emindim. Daha önce hiç böyle romantik bir coşkunluk, arzu ve kaygının baş döndürücü karışımını hissetmemiştim…”

Romandan kısa bir bölüm ile başladık. Eğlenceli, enteresan, öğretici, maceraperest, Dalay Lama’nın Muhteşem Kedisi (DLMK) tarafından anlatılan kitap “Dalay Lama’nın Kedisi”. Yazar David Mitchie, harika kurgusuyla mest ediyor, heyecanla, neşeyle okunan bir roman.

 

Kaynaklar
Michie D. Dalay Lama’nın Kedisi. Maya Kitap. Çeviren: Burcu Yalçınkaya.

Emsal Salık
Tıp doktoru, Histoloji-Embriyoloji Uzmanı, Klinik Ayak Refleksoloji Uzmanı, Shiatsu Uzmanı, bass gitaristim. Marmara Üniversitesi İngilizce Tıp Fakültesi mezunuyum. Artı Bahçeşehir Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü ... Devam