Konuşmaktan korkmayın: Sağlıklı iletişimin sırrı duyguları dile getirmek

Biraz dağılmış, biraz kırgın, biraz kızgın mısın? Belki her şeyin tam ama eksik bir şeyler mi hissediyorsun hayatında? Belki yanlış anladığın birçok şey var. Belki kendi mutsuzluğunun farkında bile değilsin. “Hadi boş ver şimdi, kırgınlık olmasın, söylemeye değmez” dediğin ve içine attığın her ne varsa, işte her şeyin kilit noktası orası, yani iletişim…

Hepimiz bazen böyle yapmıyor muyuz? “Aman takılma canım, ne gerek var şimdi? Söylemeyeyim, gitsin bitsin” diye kolaya kaçıyoruz ya? Hani hem karşı tarafa hem de kendine iyilik yaptığını sanarak konuşmaktan kaçınıyoruz ya? En büyük problemimiz bu işte! Karşı taraf kırılacak diye sustuklarımız kar topu gibi büyüyerek bilinçaltımızda saklı durup büyüyor, büyüyor, sonra en ufak başka bir yanlış anlamada daha da büyüyerek durdurulamaz koca bir kar küresine dönüşüyor. Sonrası önüne geleni ezip geçmek oluyor tabii. İşler o noktaya ulaşmadan küçük kar toplarını yok etmek gerekiyor.

Birbirimizi kırmaktan ya da bir şey söylediğimiz zaman karşı tarafın vereceği tepkiden neden bu kadar korkuyoruz? Bu denli kırılmaktan neden korkuyoruz? Geçmişe bir sünger çekip beynimizi sadece altında hiçbir şey aramadan yalın olana, söylenene odaklamak bu kadar zor olmamalı.

Aslında bunların hepsinin kaynağı çocukluğumuzdan itibaren bize bilinçaltı olarak kodlanmış yaşanmışlıklardan başka bir şey değil. Ama atalarımızdan bize geçen davranış bozuklukları zincirini bir yerde kırıp çocuğumuza da doğru olanı aşılamak en büyük görevimiz diye düşünüyorum. Burada en büyük görev kişinin sadece kendisine düşüyor. Zinciri kıracak olan halka bir yerde durup neden-sonuç ilişkisine varmalı ve tüm bu tepkileri vermem doğru mu diye düşünmeli. Başka türlü öğretilmiş ama yanlış olan davranış bozukluklarına doğru tepki vermeyi öğrenemeyiz.

Hiç kimseyi değiştirmemiz mümkün değildir. İnsan yalnızca kendisini değiştirir ve geliştirirse bu dünya güzelleşir ve iyileşir. Bunun için de en temel ihtiyacımız her ne olursa olsun ortada yanlış olduğunu düşündüğünüz bir olay ya da düşünce varsa boş vermeden ve korkmadan “Bunu neden bu şekilde yaptın? Bu yaptığın bana şu duyguyu hissettirdi ve üzüldüm” vs. şeklinde sorabilmeli ve iletişim kurabilmeliyiz.

Sonra ne oluyor biliyorsunuz zaten. Kırılan gidiyor, başka birine anlatıyor. Üçüncü bir kişinin olaya dahil olması ile farkında olmadan, bilmeden yanlış anlamaya sebep olmuş olan taraf kırılanın kırıldığını başka bir kişiden öğreniyor. Bu sefer kırılan tarafın samimiyetini sorgulamaya başlıyorsunuz ve bu da başka bir sorun olarak ortaya çıkmış oluyor.

Konuşabilmek samimiyettir. Altında hiçbir şey olmadan karşı tarafa yüreğini açabilmektir. Bu sizi zayıf göstermez. Aksine ne hissettiğinizi söyleyebilmek sizi güçlü kılar ve her ne yanlış anlama varsa hiç büyümeden düzelir, gider.

Bazen de her şey yanlış anlamadan ileri gelmeyebilir. Bazı insanlar maalesef ki kendi içlerindeki mutsuzlukların kurbanı olurlar. Ben bir uzman değilim. Fakat bana göre o da yine insanın durup şöyle bir kendi duygu ve düşüncelerini süzgeçten geçirip tartmamasından, o öğretilmiş kodlama ile zinciri bir yerde kendi içinde kırmamasından, kendini geliştirmeye çalışmamasından kaynaklanır.

Herkesin yaşanmışlıkları, eksik hissettiği tarafları, çocukluğundan kalma acıları olabilir. Ama bir yerde bir şeylere tepki verirken vereceğimiz tepkiyi düşünmeden veriyorsak bu da bizim kendimizi geliştirmeye çalışmamızdan kaynaklanıyor demektir. Bu sefer ne oluyor? Sen farkında bile olmadan -kendi içindeki mutsuzluktan dolayı- başkasının en ufak mutluluk ve sakinliği sana batmış oluyor. Böyle insanlara tüm kalbimle iyilik ve sonsuz mutluluk diliyorum. Ama her şeyden önce o mutluluğu fark edebilecek bir farkındalık diliyorum.

Çünkü bir yerde hepimizin mutsuzlukları var. Hepimizin acı tecrübeleri var. Ama sonuçta hayat nefes aldığın her saniye devam ediyor ve herkes kendinden sorumludur. Kimse kimsenin ne yaşadığını, sorumluluklarını, ihtiyaçlarını bilemez.

Başka bir duruma ya da kişiye kızıp en çok nazınızın geçtiği ya da sakin görüp ses çıkartmaz sandığınız insanlara verdiğiniz saçma tepkiler, laf sokmalar falan tamamen sizin mutsuzluğunuzdan kaynaklıdır. Hiç kimse kimsenin mutsuzluğunun ağır yükünü çekmek zorunda değil ve buna da hiç kimsenin hakkı yok.

Hayat zaten çok karmaşık bir denklem üzerine kurulmuşken, birbirimize daha çok ihtiyacımız varken her ne olursa olsun iletişim kurmaktan korkmamalıyız. Biz duygu ve düşünceden ibaretiz. Ama hiç kimse müneccim değil ve sizin sessizliğinizden bir şeyleri anlamak zorunda değil.

Daha çok iletişim, doğru kelimeler ve hoşgörü eşittir samimiyet ve sevgi. Bu böyledir! Kır zincirleri ve konuşmaktan korkma!

Sevgilerimle…

İlginizi çekebilir: Kendine rağmen susmak mı, konuşmak mı: Duyguları ifade etmek neden önemlidir?

Gamze Okutan
15 Aralık 1986 Beykoz doğumlu olan Gamze Okutan 2004 yılında Paşabahçe Ferit İnal Lisesi’nden mezun oldu. 18 yaşında kendi ayakları üstünde durma heyecanına kapılıp ... Devam