Konuşarak yürüme terapisi nedir?
Terapi denilince aklınıza dört duvar arasına sıkışmış klasik poliklinik odaları gelebilir. Ancak online görüşmelerin de en az yüz yüze seanslar kadar etkili olduğu anlaşıldığından beri, terapi seanslarının sınırları genişlemeye başladı. Rahat koltuklardan önce evlere, şimdilerdeyse yeşil alanlara taşınan terapi seanslarının, açık havada gerçekleşmesinde sayısız fayda bulunuyor. Doğal bir çevrede sakin tempoda yürümek bedenin fiziksel ve zihinsel rahatlamasına yardımcı olurken bu esnada konuşmak, seanstan alınan faydayı adeta katlayarak çoğaltıyor. Eğer bir koltuğa oturup sorunlarınızdan bahsetme fikri size hitap etmiyorsa, o halde ihtiyacınız konuşarak yürüme terapisi olabilir. İşte yürümenin ve konuşmanın faydalarını bir arada sunan bu terapinin size uygun olduğunu gösteren en güçlü işaretler:
1. En iyi fikirlerin yürürken aklınıza gelmesi.

Bilgiyi ve duyguyu işleme şekli herkes için aynı değildir. Kimileri daha steril ve sabit ortamlarda dikkatini toparlarken sizin için durum bunun tam tersi olabilir ve düşünceler hareket halindeyken aklınıza daha iyi kazınabilir. Çünkü bazı kişilerde zihinsel hareket fiziksel hareketle tetiklenir. Bu sayede en derin ve aydınlatıcı konuşmalar sabit oturarak değil de hareket halindeyken yaşanır.
2. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite probleminizin olması.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite (DEHB), insan hayatının her aşamasında etkili olabilir ve buna sabit şekilde oturarak gerçekleşen terapi seansları da dahildir. DEHB’li kişiler için uzun süre sıkılmadan oturmak hem zihinsel hem fiziksel açıdan çok zor ya da rahatsız edicidir. DEHB problemleri yaşıyorsanız; küçük bir ofis içine hapsolmak yerine bedeni açık havada serbest bırakarak konuşmayı deneyebilirsiniz. Bu serbest akış odaklanmayı kolaylaştırır ve düşüncelerin daha özgürce paylaşımına izin verir.
3. Deneysel yaklaşımların ilginizi çekmesi.
Bazı kişiler için terapiye yönelik somatik ve deneysel yaklaşımlar çok ilgi çekicidir. Sadece zihinle değil, bedeni de çalıştırarak bütüncül fayda sağlamak istiyorsanız, yürüyerek konuşma terapisi size harika bir alternatif sunabilir. Psikolojiyi kelimelerin yanı sıra adımların ritmi, nefes egzersizleri ve beden hareketleri ile birleştirmek iyileşme sürecini hızlandırır.
4. Klinik ortamından rahatsız olmanız.

Birçok insanın terapiden kaçınmasının temel nedeni, klinik ortamının steril ve tekdüze ortamıdır. Sırf hastaneyi anımsattığı için rahatsız olduğunuz klinik ortamını, sizi rahatlatacak bir açık alanla değiştirdiğinizde süreçten edineceğiniz fayda da artmış olur. Resmi klinik ortamından uzaklaşarak doğada gerçekleştirilen bir seans, süreci tıbbi değil doğal bir ritim haline getirir. Üstelik kliniğe giderken yaşanan seyahat etme, park etme ve zaman yaratma gibi sorunları ortadan kaldırarak erişimi kolaylaştırır.
5. Sürekli göz temasının sizi tedirgin etmesi.
Polikliniklerdeki mekan düzeni, ziyaretçileri karşı tarafla sürekli göz temasında bulunmak zorunda bırakır. Oysa sosyal hayatta çekingen ve içe dönük olan kişiler için bu durum fazlasıyla tedirgin edicidir. Bu durum sizde de eski travmatik deneyimleri, gizli korkuları ya da kaygıları gün yüzüne çıkararak seanstan beklediğiniz faydayı almanız önünde engel teşkil edebilir. Terapistle karşı karşıya oturma riskini devreden çıkaran yürüyerek terapi seanslarında, böyle bir durum söz konusu değildir. Gözün odak noktası zihni rahatlatan açık ve yeşil alanlar olduğundan, kendinizi eski kaygılara takılmadan daha öz güvenli ve net şekilde ifade etmeniz mümkün olur.
6. Terapi odasındaki hiyerarşinin sizi kısıtlaması.
Klinik ortamındaki güç eşitsizliği de bazı kişiler için zihinsel akışı şeffaf şekilde yansıtmayı engelleyen bir sorun olur. Geleneksel terapinin getirdiği bu görünmez hiyerarşi, size kendinizi her hareketi ve kelimesi dikkatle analiz edilip yargılanıyor gibi hissettirebilir. Görünmez güç dinamiklerini ortadan kaldıran yürüyerek konuşma terapisinde ise tamamen eşitlikçi bir zemin mevcuttur. Doğa en tarafsız iş birlikçi olduğu için terapist ve danışan arasındaki sınırları yıkarak, konuşmanın daha doğal ilerlemesini sağlar.
7. Doğanın size iyi gelmesi.

Terapi, doğası gereği oldukça yoğun ve bazen bunaltıcı bir süreçtir. Baskılanmış duyguları açığa çıkararak kişinin pek çok yüzleşme yaşamasına yol açar. Bu durumda aşırı uyarılan sinir sistemi bir tepki olarak kortizol salınımını hızlandırır ve vücuttaki stres faktörlerini artırır. Park ve orman gibi açık alanlarda bulunmak ise uyarılan sinir sistemini rahatlatmak için alacağınız en iyi ilaçtır. Çevredeki kuş sesleri, yaprak hışırtıları, güneş ışınları veya dal çıtırtıları zihne güvende olduğu sinyalleri göndererek stres hormonunu dengeler. Doğada olmak size kendinizi güvende hissettireceğinden yüzleşmesi zor duyguların hazmedilmesini de kolaylaştırır.
8. Duygusal dengeyi bulmakta zorlanmanız.
Geleneksel bir terapi seansına giderken insan ister istemez kendini toplamak ve karşı tarafa daha dengeli görünmek ister. Duygusal bariyerlerin ortadan kalktığı klasik bir seans, genellikle kişiye kendini en savunmasız hissettiren deneyimlerden biridir. Dışarıda olmak ise bu tür ek baskıları ortadan kaldırarak tamamen doğal bir akışa geçmenizi sağlar. Tende hissedilen güneş ışınları veya tanıklık edilen sakin görüntüler, sirkadiyen ritmi düzenleyerek bedenin kendi ritmini bulmasını sağlar. Böylece derin konuları daha kolay açmanıza ve konuşmadan aldığınız verileri daha iyi özümsemenize katkı sağlar.
9. Duygularınızı dolaylı bir dille ifade etmeniz.

Duygular, herkes için sadece kelimelerle ifade edilecek kadar basit değildir. Bazı insanlar için yaşanan içsel deneyimleri kelimelere döküp ifade etmek bambaşka bir mücadeledir. Sosyal koşullanma, toplumsal cinsiyet rolleri ve aile içi travmalar gibi sebepler sizin de hissettiğiniz duyguları tanıma ve ifade etme konusunda yetersiz hissetmenize neden olabilir. Canlı bir organizma olan doğa ise duyguların, herhangi bir şartlanma olmadan kendiliğinden akmasına uygun zemini hazırlar. Böylece hissedilen bir yası, üzüntüyü veya kimlik mücadelesini çevredeki semboller üzerinden aktarmaya yardımcı olur. Bu da hissedilen duyguyu anlatacak kelimelere sahip olmasanız bile sizin için fazlasıyla yol gösterici bir rehber olabilir.
10. Zihinsel sağlığınızı destekleyecek yaşam alışkanlıkları aramanız.
Bazen aksi düşünülse de zihinsel ve fiziksel sağlık iç içe geçmiş durumdadır. Dolayısıyla bunlardan birini pekiştirerek diğerini desteklemek mümkün olabilir. Sürekli ekranlara baktığınız, can sıkıcı haberler izlediğiniz ve yaşam sorunlarıyla mücadele ettiğiniz bir düzlemde kendinize genel bir iyileşme penceresi arıyorsanız, yürüyerek konuşma terapisini deneyebilirsiniz. Belirli bir rutinde tekrarlandığında hem zihni hem bedeni ayrı ayrı iyileştiren kalıcı bir alışkanlığa dönüşebilir ve ileride daha aktif bir yaşam sürmek için güçlü bir temel hazırlayabilir.
Elbette yürüyerek konuşma herkes için uygun bir terapi değildir. Sınırları net ve kesin şekilde çizilmiş klasik poliklinik ortamı, bazen kişiye kendini güvende hissettirir ve zihinsel gürültüden arınarak odaklanmasını kolaylaştırır. Bu nedenle hayatta içinden geçtiğiniz sürece, o günkü ruh halinize ve günlük rutinlerinize uyumlu karma seanslar da talep edebilirsiniz.
Kaynak: psychologytoday
İlginizi çekebilir: İstanbul’da sessizlik: Şehir içi meditasyon noktaları