Kendine iyi gelmeyen bir hayattan nasıl çıkarsın?

Hayatını değiştirmek, sana iyi gelmeyen şeylere daha fazla katlanmamayı öğrenmektir.

Normal değil, sadece alışıldık

İnsan, kendine iyi gelmeyen bir hayatın içinde bir sabah uyanıp “bu yanlış” demez. Önce küçük rahatsızlıklar başlar; bir ortamda biraz fazla susarsın, bir ilişkide biraz daha fazla tolere edersin, bir işte biraz daha az görünür olursun. Sonra bu “birazlar” birikir ve bir noktada hayatının tamamını kaplar.

Zor olan şudur ki bu birikim dramatik görünmez. Bir kriz yoktur, büyük bir kırılma yoktur. Bu yüzden de insan kendini kandırmaya daha açıktır. “O kadar da kötü değil”, “herkes böyle yaşıyor”, “şimdi değiştirmenin sırası değil” gibi cümleler, hayatı sürdürülebilir kılmaz ama katlanılabilir hale getirir.

Tam da bu yüzden birçok insan hayatını değiştirmez. Çünkü ortada değişimi meşrulaştıracak “yeterince kötü” bir hikâye yoktur. Sadece içten içe daralan bir alan vardır. İnsanların çoğu mutsuz oldukları için değil, alıştıkları için aynı hayatı sürdürür. Alışmak, insanın en güçlü adaptasyon mekanizmasıdır. Ama aynı zamanda en büyük tuzağıdır. Çünkü bir şeye ne kadar alışırsan onu o kadar az sorgularsın.

Fark etmek bir kırılmadır

Kendine iyi gelmeyen bir hayatın içinde olduğunu fark etmek çoğu zaman rahatlatıcı bir aydınlanma gibi anlatılır. Oysa gerçek hayatta bu farkındalık bir konfor getirmez, bir huzursuzluk başlatır çünkü fark ettiğin anda iki seçenek kalır: Ya gördüğünü görmezden gelmeye devam edeceksin ya da bir şeyleri değiştirmek zorunda kalacaksın.

Bu yüzden birçok insan aslında fark etmekten kaçınır. Bir ilişkide sürekli kendini geri çektiğini fark etmek, bir işte değerinin görülmediğini anlamak, bir arkadaşlıkta yalnızca veren taraf olduğunu görmek… Bunlar bilgi değildir, yük getirir. Çünkü bu bilgiyi taşıdıktan sonra eskisi gibi davranamazsın.

Yani gerçek, insanı özgür bırakmadan önce rahatsız edebilir. Bu rahatsızlık, çoğu zaman insanın geri adım atmasına neden olur. Çünkü değişim romantize edildiği kadar kolay değildir. Bir şeyi bırakmak, yalnızca o şeyi değil; onunla birlikte gelen alışkanlıkları, kimliği ve güven hissini de bırakmaktır.

Sınır koymak: Başkalarını değil, kendini korumak

Sınır koymak, sanki insanlara karşı bir tavır almak, bir şeyleri kesmek, mesafe koymak gibi algılanır. Oysa sınır koymak, başkalarına yönelik bir hareketten çok, kendine verilen bir sözdür. Bir yerde daha fazla kalmamayı seçmek, bir konuşmayı uzatmamak, bir davranışı tolere etmemek… Bunlar dışarıdan bakıldığında küçük hareketler olsa da aslında içeride büyük bir düzenleme yapar.

Sınır koyduğun anda kendini, başkalarının tepkilerine göre değil, kendi ihtiyaçlarına göre konumlandırmaya başlarsın. Tabii ki bu kolay bir şey değildir. Çünkü birçok insan için “iyi biri olmak”, “uyumlu olmak” ve “sorun çıkarmamak” birbirine karışmıştır. Sınır koymak ise bu dengeyi bozar, rahatsız eder. Hatta bazen yalnız bırakır.

Hayır diyemediğin yerde, aslında evet dediğin şey kendin değilsindir. Bu yüzden sınır koymak aslında bir hizalanma hareketidir.

Hayatını değiştirmek dramatik değil, tutarlı bir süreçtir

Hayatını değiştirmek çoğu zaman tek bir büyük karara indirgenir. Oysa bu süreç daha çok küçük ama geri alınmayan hareketlerle ilerler.

Bir gün bir şeye daha az açıklama yaparsın.

Bir gün bir ortamda biraz daha erken kalkarsın.

Bir gün bir ilişkiyi zorlamamayı seçersin.

Bunlar dışarıdan bakıldığında önemsiz görünür ama tekrarlandıkça yönün değişir. 

Kalmak mı, kendinle kalmak mı?

Kendine iyi gelmeyen bir hayattan çıkmanın en zor kısmı da içeride oluşan boşlukla kalabilmektir. Çünkü insan genelde kötü olanı değil, tanıdık olanı seçer. Tanıdık olan, güven verir. İyi olmasa bile bilinir oysa yeni olan belirsizdir.

Bu yüzden birçok insan kendine iyi gelmeyen bir ilişkide kalır çünkü yalnız kalmaktan çekinir. Kendine iyi gelmeyen bir işte kalır çünkü bilinmeyenden korkar. Kendine iyi gelmeyen bir hayatı sürdürür çünkü alıştığı düzeni kaybetmek istemez.

Kendine ev olamadığın sürece, hiçbir yer sana yeterince güvenli gelmez. Ve kendine iyi gelmeyen bir hayatın içinde kalmak, aslında kendinden uzaklaşmanın en görünmez yollarından biridir.

Çıkmak bir cesaret değil, bir netlik meselesi

Kendine iyi gelmeyen bir hayattan çıkmak her zaman güçlü hissettiğin bir anda olmaz. Çoğu zaman hâlâ korkarken ve hâlâ emin değilken olur.

Bir noktada böyle devam etmek istemiyorsundur. Bazen hayatını değiştiren şey, neye daha fazla katlanamayacağını fark etmektir belki de. Ve o fark, insanı yavaş yavaş başka bir hayata doğru taşır.

Daha mükemmel bir hayata değil belki. Ama kendine daha az yabancı olduğu bir hayata.

Herkesin kendine iyi gelmeyen bir hayattan çıkması dileğiyle! 

İlginizi çekebilir: Aşkı yaşamak neden herkes için aynı değil?

Aslı Yirsutimur
Aslı Yirsutimur; yazı, psikoloji ve kişisel gelişim alanlarında üretim yapan bir yazar ve içerik editörüdür. Metinlerinde “daha iyi hissetme” vaadinden çok, insanın kendisiyle ve ... Devam