Kendimize alan tanımak üzerine: Durdurun dünyayı inecek var

Elim gitmez oldu farkındalık konuları üzerine yazıp çizmeye. Bu aralar o kadar çok eğitim ve atölye var ki ‘durdurun dünyayı’ diye haykırmak istiyorum. Bir parçası olduğum yoga, kundalini, refleksoloji, nefes, ayoaska, meditasyon, kuşlar, kelebekler gruplarının altın çağındayız. Kendime dönmekten, içime ışık tutmaktan fenalık geldi. Işıkları söndürüp öylece durasım var. Kendimden başlayarak her şeyi tiye almayı, kahkaha atmayı özledim.

Bugüne kadar ne yaptık ettik, kendimizi oyalamanın, hislerimizi uyuşturmanın bir yolunu illa ki bulduk. An itibariyle kendimizle yakın ilişki kurmaktan kaçmak için yaptığımız çoğu alışkanlığımız durmuş vaziyette. Ve artık bizi zorla yalnızlığa, hareketsizliğe iten bir dönemdeyiz. Tam kendimizden kaçacak delik kalmadı derken bu sefer de evin içinde, yeni delik kazı çalışmalarına başladık. Bu süreci yaşama sebebimiz yemek blogger’ı olmak, dünya temizlik şampiyonasına olimpiyat adayı seçilmek, ağır siklet playstation turnuvasında evren rekortmenliği, ukulela senfonisine katılmak veya yoga dünya şampiyonluğundan öte olmalı. Netflix’te tanıdıklarım var, her şeyi izlemezsek üyeliğimizi iptal etmeyeceklermiş. House Party uygulaması kurucularından müjde getirdim. Kaçırdığımız muhabbetlere özet geçen geliştirmeler yakında çıkarmış. Farkındalığı bol online buluşmaları kaçıranların notu, sene sonu sınavında kırılmayacakmış. Kesin bilgi. Yayabilirsiniz.

Yukarıda yazdıklarım ve yazamadıklarım, dozunda yapıldığı sürece elbette faydalı şeyler. Hızla dönüşen dijitalleşme sürecinden insanlığımızı koruyarak çıkabilmemiz için ‘dışarıyla bağlantı kurmadan, içeriye bağlanmak’ şart. Buna diyecek lafım yok. Derdim iki eğitim arası konuşulanları sindirecek alan tanımak kendimize. Bir gün de yemek yapmayıvermek. Uçuşan kedi/köpek tüyüne göz yumabilmek. Offline kalabilmek. Canın hiçbir şey yapmak istemiyorsa, iç sesine kulak vermek. Boş boş durmak. Bildiğin aylaklık yapmak.

Aranızda ‘okuduklarımda direnç görüyorum’ gibi kanılara varanlar olabilir. Ben de sizin gibi en doğrusunu bildiğimi sanıyorum. Ve durma eylemini deneyimledikçe içimden kibir çıkıyor. Bir şeyleri çok biliyorum yani. Doğru yanlış diye bir şey olmadığını bildiğim halde, en doğrusunu ben biliyorum sanıyorum. ‘Anda kal, pozitif ol’ gibi ezber farkındalık cümleleri karnımı doyurmadığı gibi hazımsızlık yapıyor. Ve fark ediyorum ki okudukça, araştırdıkça, zamanla öğrenen değil ‘bilen’ kişi oluyoruz. Güneş giremez oluyor bilgi bahçemizden içeriye. Hani yapmaktansa, olma halindeydi marifet? Az bi’ duralım da bilgiyi bilişe geçirelim. Aydınlanmanın önündeki en büyük engel, kendi kendimize indirdiğimiz ‘ben biliyorum’ perdesi değil mi? Biz perdeleri kaldırmadıkça, ışığın içeriye girme şansı olabilir mi ki?

Çok şükür ki kendimi yerden yere vurmak yerine görüyor ve kapsamaya çalışıyorum bu halimi. Üstelik seviyorum dinginliğimi ve bir kabuk daha atıyor olmaktan heyecan duyuyorum. Bu sefer de zihin ‘sen nasıl bu kadar kabulde olabilirsin, acaba bir şey mi bastırıyorsun?’ diye alıyor beni. Deli mi ne? Gelen hisse teslim oluyorum izniyle. Kapsıyorum diyorum kendimi. Ben salabildikçe yavaş yavaş dönüşecek işte. Yıllardır çalışmıyor musun teslimiyet, kızım zaten? Tam ucundan güldü, bu sefer de teslim olabileceğine inanmıyorsun. Ne yapsam yaranamıyorum kendime.

Kafamın içinde bir ben varım, bir de olmayı hayal ettiğim kişi. Şu anki ben, henüz olmamış ben’e resmen hayran. Bi’ görsen, arada taklit filan ediyorum hayalimdeki beni. Onun gibi giyiniyor, konuşuyorum. Tüm gayretim, en büyük hayalim de bu ikilinin birleşmesi.

Hadi az laf, az iş. İzninizle ben biraz daha duruyorum.

 

İlginizi çekebilir: Özgürlüğün belirsiz, sisli yolları: Özgürlük için küllerinden doğmak

Yasemin Yapanar
Yasemin, Savannah College Of Art And Design - Güzel Sanatlar ve Fotoğrafçılık mezunu. Dört yıl boyunca Bernaylafem İletişim ve Marka Danışmanlığı’nda marka temsilciliği yaptı. ... Devam