Kariyer bir takıntı olmaktan çıktığında: Direktörlükten süper kahramanlığa

Tek yön biletle ne kadar süreceğini ve sizi nereye götüreceğini bilmediğiniz bir yolculuğa çıkmak hesaba katmadığınız stresleri beraberinde getiriyor. İnsan türü belirsizlikten zaten hoşlanmıyor. Türkler olarak ise ufuklarımız daima puslu, günlük hayatımız gelecek kaygısıyla dolu olduğundan belirsizliğe karşı çok alerjiğiz. Yola çıkalı neredeyse 7 ay oluyor ve biz ilk günden bu yana en büyük iki alerjimizle mücadele ediyoruz: Belirsizlik ve onun yol açtığı kaygı. Birikimimizle ve İstanbul’dan gelen küçük aylık gelirlerimizle ne kadar süre idare etmemiz gerekecek? Tekrar düzenli para kazanmaya ne zaman başlayacağız? Eğer bir ülke seçer ve buraya yerleşmek istersek kendi alanlarımızda çalışabilme şansımız olacak mı? Birikimimizi minimumda kullanarak gezmek nasıl mümkün olur? Birbirimizi yatıştıra yatıştıra, derin nefesler ala ala, gönüllü olarak çeşitli projelerde çalışa çalışa bugüne kadar geldik.

Öyle zamanlar oldu ki sabahtan iş aldığım bir ajansın konkur sunumunu hazırlayıp, öğleden sonra Peru’da bir mekanın fotoğraf çekimlerini yaptım, akşam ise eşimin çalıştığı restoranda aşçı yamaklığı zaman zaman da garsonluk yaptım. Çalıştığım gönüllü projelerde ise bahçıvanlık, sürdürülebilir yapılar için inşaat işçiliği, tarım işçiliği… Gündüz insan, gece süper kahraman! Kısacası öğrenciyken bile yapmaktan korktuğum her türlü mavi yakalı işi deneyimledim. Bunları yaparken pek çok iniş çıkış yaşadım. Bu geziyi biraz daha kısa kesip, tüm paramızı kullanarak çok daha konforlu bir yolculuk yapamaz mıydık? Kendimize bir ev aramak yerine ülkemize geri dönemez miydik?

Hepsi olabilirdi tabii ama o zaman bu yolculuk turistik bir geziden öteye geçer miydi? Varoluşumuzu bir yerden başka bir yere taşıyabilir miydi? Tüm bu soruları kendime sorduğum günlerden birinde ağlamaklı bir şekilde duygularımı kuzenime anlattım. Yolculuğun beni büyüttüğü kadar hırpaladığını, yolumu kaybetmekten çok korktuğumu, yaşamımı çöpe atıp atmadığımı sorguladığımı, başkalarının içinde bulunduğum durumu nasıl göreceğinden endişelendiğimi… Bana hayat dersi niteliğinde bir cevap verdi:

Sen hayallerin için bahçe çapaladın, cam sildin, bulaşık yıkadın. Senin hakkında ne düşüneceğinden korktuğun o insanların kaç tanesi hayalleri için bunları yapmaya cesaret ederdi? Seninki üzülecek değil gurur duyulacak bir hikaye. Ben yaptıklarınla çok gurur duyuyorum mesela…

Onunla konuştuktan kısa süre sonra Nepal’de tapınağa giden insanlara şifalanmaları için neden yerleri sildirdiklerini, bulaşıkları yıkattıklarını çok iyi anladım. Hatta çocukluğumuzun meşhur Karete Kid filmindeki şu “cilala parlat” hikayesini de… O zaman hiç anlam verememiştim. Ruhen aydınlanmak ya da uzak doğu dövüş sanatı öğrenmek isteyen bir insana neden “vasıfsız işler” yaptırılır? Bunun nasıl bir faydası vardır?

Anlatayım… Pek çok iniş çıkış yaşayarak çalıştığım mavi yaka işler, beni hayatta hiçbir deneyimin geliştirmediği kadar geliştirdi. Neden mi? Camları silip, bulaşıkları yıkadıktan sonra bu işleri yapmadan önce her kimsem yine o insan olduğumu, eksilmediğimi tersine çoğaldığımı gördüm. Bu daima duyduğum bir klişeydi. Ama akılla algıladığım, yürekle zinhar hissetmediğim bir klişe… Oysa hep yok olacağım sanırdım. Artık bir restoranda yemek yerken geciken siparişime sinirlenmek yerine, “Acaba mutfakta kaç siparişle boğuşuyorlar? Gelecektir elbet” demeyi öğrendim. Kaldığımız hostellerde ben hamakta yatarken yerleri silen temizlik görevlisiyle göz göze gelmekten kaçınır, tuhaf bir vicdan azabı hissederdim. Şimdi bu işin de diğer işlerden bir farkı olmadığını, bu günlük rollerimizin bu şekilde dağıldığını biliyorum. Yer silmek dünyanın sonu değil, acınası bir iş hiç değil! Hatta çoğumuzun yaptığı sanal işlerden daha gerçek ve somut faydası olan bir uğraş. En önemli ders ise o kadar da önemli olmadığımız gerçeğiydi… Kendimizi önemsemek ve bazı işlere yakıştıramamak ne büyük kibir. Oysa doğanın incelikli dengesi, sayısız formu bir araya getiren tasarımı içinde ne denli kusurluyuz, bilsek. Tüm görevler insanlar için ve biz bunu fark ettikçe ağızlara sakız olan “empati” kelimesini gerçekten algılayabiliyoruz.

Bu 7 ayda pek çok farklı konuda çalıştıktan sonra teorik olarak bütün işlerin özünde aynı olduğunun farkına vardım. Tüm iş yerleri birer organizma, giderleri ve gelirleri var, bir takım halinde minimum zarar, maksimum kar sağlamak için çalışıyoruz. Temel olarak hepsi bu işte. Ne eksik, ne fazla. O halde içinde yaşadığımız çağın bizi zorladığı gibi kariyeri bir takıntı haline getirip, kendimizi ne iş yaparak para kazandığımız üzerinden var etmeye ve iş yerinde yaşadığımız her krizde yerle bir olmaya gerek var mı? Kariyer biz onun altını koca koca anlamlarla doldurduğumuz için üniversiteyi bitirdiğimiz günden beri başımızda zebellah gibi dikiliyor.

İş hayatımın son beş senesini direktör olarak geçirdim ve itiraf etmeliyim ki son 7 ayda yaptığım işler son 5 yılda yaptıklarımdan çok daha gerçekti ve bana kendimi daha mutlu ve tatminli hissettirdi. Sözde titrler, İstanbul gibi pahalı bir kentte devamlı değeri düşen bir para birimiyle yaşamak için gösterdiğimiz çabalar, hiçbir yaraya merhem olmayan bitmek bilmez toplantılar… Sadece cafcaflı bir titr için ne çok bedel ödüyoruz değil mi? Yalan olduğunu tüm tarafların bildiği tatsız tuzsuz bir evcilik oyunu… Üstelik bu evcilik oyununda minik pembe çay fincanları da yok. İmalı e-postalar, samimiyetsiz gülüşler ve gizli bir rekabet var.

Oysa bizi asıl var eden çevremizdeki insanlara nasıl davrandığımız, farklı hayatlar arasında yolculuk eden bir ruh olarak yaşadığımız hayattan ne öğrendiğimiz, her ne yapıyorsak onun hakkını verip vermediğimiz, doğayla ne kadar bir olabildiğimiz, ne kadar samimi ve gerçek olduğumuz, hayal ettiklerimiz için neleri göze alabildiğimiz… İşte bence gerçek CV, bu soruların cevaplarından oluşuyor. Bu cevaplarıysa yalnızca kalbimiz biliyor, o bizi olduğumuz gibi, yalansız görüyor. Asıl iş görüşmemiz onunla… Ona sunduğumuz CV ne kadar güçlüyse, bize o kadar huzurla ödeme yapıyor.

Şu günlerde yarı yerleşik bir düzene geçtiğimiz Peru’da artık kendi mesleğimle hayatımı kazanabiliyorum. İşin ironik tarafı artık bunun çok da bir önemi yok.

Peki sizin CV ne alemde? Yeterli bulaşık deneyiminiz var mı bakalım?  🙂

Kariyer bir takıntı olmaktan çıktığında: Direktörlükten süper kahramanlığa

Maceramızı Instagram hesabımızdan takip edebilirsiniz.

 

İlginizi çekebilir: Şilili Jose’ye mektubum: Bir insan neden yola çıkar?

Bengisu Sabuncu Senarist
Güney Amerika’da “başka türlü” bir hayat arayan dijital göçebe. Gezi yazıları ve öyküleri bugüne dek çeşitli dergilerde ve dijital platformlarda yayınlandı. 2004 yılından beri ... Devam