İyi miyim, kime göre?

Genellikle yazılarımı yazarken, içinizden bir yerden “bunu ben de yaşıyorum” diyebileceğiniz hikayeler üzerinden ilerlemeye çalışıyorum. Çünkü çoğu zaman anlattığım şey, benim de defalarca içinde bulunduğum bir hikaye oluyor. Yazıların birbiriyle bağlantılı olmasına da özellikle dikkat ediyorum.

Bunu zamanında üniversitede çok sevdiğim bir hocamdan öğrenmiştim.
Bilirsiniz, sınavlarda klasik bir öğrenci sorusu vardır:
“İstediğimiz sorudan başlayabilir miyiz?”

Çoğu hocadan “Başlayabilirsin.” cevabını alırız.
Bu hocam ise insan kaynakları sınavında bize şunu söylemişti:

“İstediğiniz sorudan başlamasanız iyi olur. Soruları sıralı çözerseniz cevapları daha rahat hatırlarsınız.”

Çünkü soruları zihin haritası şeklinde hazırlamıştı.
Derse gelip dersi dinlediyseniz, ilk soruyu cevaplarken ikinciyi hatırlamaya başlıyordunuz.

Bu yaklaşım o zaman çok hoşuma gitmişti. Sonrasında zihin haritası tekniğini ben de öğrenmeye, kendi hayatımda ve işimde kullanmaya devam ettim.
Şimdi de elimden geldiğince yazılarımda bu bağlantıyı kurmaya çalışıyorum.
Dikkat ederseniz, bir önceki yazı çoğu zaman bir sonrakine bağlanır.

Bugün de hayatımızdaki en önemli konulardan birine biraz daha yakından bakmak istiyorum: Performans.

Peki sizin performansınızı ne belirler?

Bugün hepimiz, birilerinden, bir şeylerden ya da “herkes bizden” bir konuda performans bekliyor gibi hissediyoruz. İtiraf etmek gerekirse, son iki yazım da bunun etrafında dolanıyordu.

Şimdi size basit gibi görünen ama içerisi oldukça dolu bir soru sormak istiyorum:

Sizce performansı ne belirler?

Örneğin:

  • İyi bir eş olmanın?
  • İyi bir çocuk olmanın?
  • İyi bir anne/baba olmanın?
  • İyi bir öğretmen olmanın?
  • İyi bir doktor olmanın?
  • İyi bir araba olmanın?
  • İyi bir telefonun?
  • İyi bir kıyafetin?
  • İyi bir sporcu olmanın performansını ne belirler?

İsterseniz listeyi uzatabilirsiniz: İyi bir arkadaş, iyi bir çalışan, iyi bir yönetici, iyi bir sevgili…

Tabii ki aklımızda bunlar için oluşturduğumuz bazı kriterler var.
Peki bu kriterleri ne belirliyor?

Kimi zaman ailemiz, kimi zaman kültür, kimi zaman sosyal medya, kimi zaman da içinde bulunduğumuz sistem.

Bir eş bazı konularda çok “iyi performans” gösterirken, başka bir konuda zorlanabilir.
Bir araba çok hızlıyken, dayanıklı olmayabilir.
Bir çocuk çok zekiyken, okul başarısı düşük olabilir.
Bir sporcu fiziksel olarak çok güçlü olup mental tarafta zorlanabilir.

Örnekleri rahatlıkla çoğaltabiliriz.

Bu kadar performans odaklı olmayı nereden öğrendik?

Aslında bunun cevabını hepimiz az çok biliyoruz:
İnsan, performans göstermese doğada hayatta kalamaz.

Tarihsel olarak baktığımızda, güçlü olmak, uyum sağlamak, çevik olmak zorundaydık.
Yıllar içinde gelişen sistem de bu tarafımızı beslemeye devam etti.
Güçlü olma, başarılı olma, daha iyi olma isteği, içimizdeki o “açlığı” büyüttü.

Bugün geldiğimiz noktada, çoğu zaman sadece performanstan ibaretmişiz gibi hissedebiliyoruz. “Ne yaptım?”, “Ne kadar ürettim?”, “Kim ne düşündü?” üzerinden kendimizi ölçüyoruz.

Fakat burada dikkat etmemiz gereken çok önemli bir nokta var:
Bedenimiz ve zihnimiz tek parça, izole sistemler değil. Tanımlarken her ne kadar parçalara ayırsak da içeride işler bağımlı bir modelle yürüyor.

Bir sistemdeki düzelme, başka bir sistemi olumlu etkileyebilir. Aynı şekilde, bir sistemdeki bozulma, başka yerden sinyal verebilir.

  • Fizyolojik bir bozulma psikolojinizi değiştirebilir.
  • Psikolojik bir zorluk bedeninizde farklı belirtilerle ortaya çıkabilir.

Özellikle hormonlarımızla ve nörotransmiterlerimizle ilgili bir dengesizlik, bizi bir döngünün içinde sıkışıp kalmış gibi hissettirebilir.

Ya performans sorunu sandığınız şey, aslında başka bir yerde başlıyorsa?

Yeme alışkanlıklarınız, haz peşinde koşma biçiminiz, sosyal medyada geçirdiğiniz süre, sürekli “hızlı dopamin” peşinde koşmak…

Tüm bunlar, beyninizin dopamin sistemi üzerinde etkili.
Sürekli, hızlı ve yoğun uyarılar aldığınızda,
temel dopamin seviyeleriniz zamanla bozulabiliyor.

Bir noktadan sonra,

  • “Hiçbir şeyden keyif alamıyorum.”
  • “Motivasyonum yok.”
  • “Başlamak istiyorum ama başlayamıyorum.” hissine çok daha açık hale geliyoruz.

Yani bazen performans gösterememenizin sebebi, “yetersiz irade” ya da “tembellik” değil; tamamen farklı bir yerde, biyolojik ve psikolojik bir dengede olabilir.

Bu yazıyı burada noktalarken, biraz bu sorularla kalmanızı istiyorum:

  • Gerçekten “başarısız” mısınız, yoksa sisteminiz yorgun mu?
  • Yeterince iyi değilsiniz, yoksa kriterler mi fazla acımasız?
  • Performans gösteremiyorsunuz, yoksa performans göstermeniz istenen şey, zaten sizin hikâyeniz değil mi?

Bir dahaki yazımda sizlere dopamin konusu hakkında daha detaylı anlatacağım.
Dopamin sistemini, dopamin detoksu tartışmalarını ve tüm bunların günlük hayatımızdaki performans duygusuyla bağlantısını konuşacağız.

O güne kadar, kendinize biraz daha şefkatle davranmanız ve gereğinden fazla performans hırsına kapılmamanız dileğiyle.

İlginizi çekebilir: Kaçmak mı, hazır olmamak mı?

Mert Bağ Egzersiz Uzmanı ve Nefes Koçu
Merhabalar, ben Mert Bağ. Erken yaşlarda ilk olarak voleybol branşını hayatıma kattıktan sonra basketbolla tanıştım ve uzun yıllar basketbol ve voleybol branşlarında çeşitli takımlarda ... Devam