İçimizdeki renkler: Teslimiyet, kabul ve rengarenk olma hali
Bazı günler içimiz masmavi. Sakin, derin, sessiz. Bazı günler kıpkırmızı. Coşkulu, öfkeli, canlı. Bazı günler gri. Ne tam mutlu ne tam mutsuz… sadece yorgun.
İç dünyamız her sabah aynı renkle uyanmaz. Hislerimiz sabit değil; akışkan, değişken ve canlıdır. Bir gün umutla aydınlanırken başka bir gün içe çekilmek isteyebiliriz. Bu geçişler bir sorun değil, insan olmanın doğal ritmidir.
Bize öğretilen şey ise çoğu zaman tek bir rengi korumamız gerektiği oldu. Hep iyi hissetmek, hep pozitif olmak, hep “aydınlık” kalmak… Oysa insan dediğimiz şey, tek renkten oluşmuyor. Biz bir paletiz. İçimizde sayısız ton, geçiş ve kontrast var.
Her gün aynı renk olmak zorunda değiliz

Duygularımız tıpkı renkler gibi; ışığa, zamana ve bakış açısına göre değişiyor. Sabah uyandığında sarı hissedip akşam mora bürünebilirsin. Bir haberle yeşerebilir, bir anıyla solabilirsin. Bu değişkenlik bir dengesizlik değil; canlılığın ta kendisi.
Sorun, rengin değişmesi değil. Sorun, değiştiği için kendimizi yargılamamız.
Bugün griysen, bu başarısız olduğun anlamına gelmez. Bugün koyu bir renkteysen, ışığını kaybettiğin anlamına gelmez.
Sadece bugün o tondasın.
Teslimiyet: Rengi değiştirmeye çalışmamak
Teslimiyet çoğu zaman yanlış anlaşılır. Vazgeçmek ya da pes etmek gibi algılanır. Oysa teslimiyet, o anki rengi olduğu haliyle görmeye razı olmaktır.
“Bugün buyum.” diyebilmek.
Maviyi sarıya zorlamamak. Kırmızıyı bastırmaya çalışmamak. Griyi hemen beyaza çevirmek için acele etmemek.
Renkler karıştığında çamur olmaz; doğru oranda karıştığında yeni bir ton oluşur. Duygular da böyledir. Kabul edilince dönüşürler. Bastırılınca koyulaşırlar.
Kabul: Paletin tamamını sahiplenmek
Kendimizi sadece “güzel” renklere layık gördüğümüzde, içimizdeki diğer tonları dışlarız. Oysa bizi biz yapan şey, o farklılıkların bir arada var olabilmesi.
Neşe varsa hüzün de var. Cesaret varsa korku da. Işık varsa gölge de.
Bir resmi derin yapan şey sadece parlak renkler değildir; gölgeleridir. Hayatımıza anlam katan da tam olarak bu kontrasttır.
Kabul, “Keşke böyle hissetmeseydim” demek yerine, “Bunu da hissedebilen bir insanım” diyebilmektir.
Rengarenk hissetmek = Dengesiz olmak değil
Her gün farklı hissetmek, tutarsız olmak değildir. Bu, iç dünyanla temas halinde olduğunun göstergesidir.
Duygusal olarak tek renkte sabit kalanlar değil; renk geçişlerini fark edebilenler derinleşir. Bir gün pastel, bir gün neon. Bir gün yumuşak, bir gün keskin.
Hayat zaten bir renk skalası. Bizim görevimiz, sadece en açık tonları seçmek değil; tüm skalaya bakabilmek.
Farklılıklarımızla varız

Hepimiz aynı rengi taşısaydık dünya ne kadar sıkıcı olurdu. Aynı hisler, aynı tepkiler, aynı yollar…
Oysa biri turuncu cesaretiyle yol açar, biri yeşil şefkatiyle iyileştirir, biri mor sezgisiyle derinleştirir.
Kendi rengini bastırmak yerine tanıdığında, başkasının rengine de alan açarsın. Çünkü kabul bulaşıcıdır.
Son bir hatırlatma
Bugün hangi renkteysen, orası yanlış bir yer değil. Sadece bir durak.
Yarın paletin başka bir köşesine geçebilirsin.
Kendine şunu sormayı dene: “Bugün içimde hangi renk var ve ben ona ne kadar izin veriyorum?”
Rengini değiştirmeye çalışma. Onu gör. Tut. Ve izin ver.
Çünkü biz, tek bir duyguya indirgenemeyecek kadar rengarenğiz.
İlginizi çekebilir: Sessiz terapi: Yazmak, ruhun kendi kendini onarma biçimidir

