Hayatımızın olmazsa olmazı “emek” ve emek vermeyi sevmek

Zor diyorsun. Zor olacak ki imtihan olsun…” Mevlana Celaleddin Rumi

Son dönemde etrafımda çokça karşılaştığım bir kavramı yorumlamak istiyorum sizlerle birlikte… Bir konuya, bir işe, bir hobiye, bir aşka veya bir sevgiye “emek vermek”. Emek vermek çok önemli bir kelimedir ve hayatımda çok ama çok önemli bir yeri vardır düşündüğümde. Fakat çokça karşılaştığım bir durum, birçoğumuzun son dönemde “emek vermeye” niyetli bile olmadan “sonuç” bekliyor olması…

Şunu düşünelim, bir ağaç çiçek açmadan direkt meyve vermeye geçebilir mi? Bu doğal yapısına aykırı değil midir? Çiçekleri ağacın emeği değil midir? Onlar olmadan, öncelikle onları doğaya sunmadan nasıl meyve verebilir? Bir çocuk düşünelim… Gelişmek için dokuz ay anne karnında beklemesi gerekir, tek tek her saniye aldığı besinleri en maksimum düzeyde gelişmesi için kullanması demektir bu.

Bir ağaç çiçek açmadan direkt meyve vermeye geçebilir mi?

Kendimizi düşünelim… Ehliyet sınavı için çalışmaya başlarız. Tüm kursu tamamlamadan ehliyetimizi alabiliriz evet. Fakat yeterince “emek vermek” olmuş mudur? Aracı sürmeye çalıştığımızda “başarısız” oluruz çünkü çalışmak ve denemek üzerine yeterince emek vermemişizdir… Yine de aynı sonucu almayı bekleriz, henüz “emek vermeden” (ki ben bunu bir ateşte yanmaya benzetiyorum) tabiri yerindeyse “yemeğe” ulaşmak isteriz…

Şuna bakalım istiyorum bu yazımda… Dünyada önemli izler bırakmış olanlar “emek” konusunda ne yapmışlardır? Hemen çok sevdiğim hayat ilhamım Muhammed Ali ile başlamak istiyorum. Muhammed Ali kendi hayatını anlattığı Kelebeğin Rüyası isimli kitabında, boks antrenmanlarında salona en erken girip herkesten sonra çıktığını ve herkesten fazla emek verdiğini anlatır. Daha iyi olabilmek için… Bunu yapmasaydı bugün kendisinin ismini hatırlıyor olabilir miydik?

Kıtaları keşfedenlere bakalım… Eğer herkesten fazla “hayal etmeselerdi” bugün Amerika’nın varlığını evet yine bilebilirdik belki ama bu kıtanın keşfi daha uzun bir zaman alabilirdi.  

Yaptığı yapıların gizleri hala çözülememiş sevgili Mimar Sinan’a bakalım. Neredeyse 60 yaşında başladığı mimarlık hayatı boyunca sizce kaç saat uyku uyuyabilmiştir? Yaptığı yapılara olan aşkı olmasaydı bugün Selimiye “sıradan” bir yapı oluverir, halen akıl sır ermeyen matematik hesaplarıyla bile açıklanamayan gizlere haiz olmazdı…

Mimar Sinan’a bakalım… Neredeyse 60 yaşında başladığı mimarlık hayatı boyunca sizce kaç saat uyku uyuyabilmiştir?

Tüm bu örneklerde neyi görmekteyiz? Bu çok önemli örneklerin sonucu değil, emek anını nasıl da yaşadıklarını, aslında yaptıkları şeyle hayatta arzu ettikleri amaçlarıyla nasıl da bütünleştiklerini, nasıl büyük çabalar sarf ettiklerini görmekteyiz…

Peki, bizler ne yapmaktayız bugün? Ben hemen gözlemlediğim örneklerin en başında gelenlerden bahsedeyim, öncelikle gönül ilişkilerimizden… Erkek ve kadınlar olarak bugün “emek vermeye” çekiniyoruz, hatta gönüllü bile değiliz… Eskiden çok kıymetli olan (ki benim için bugün de o şekilde ve çoğu zaman bu yüzden kendi kendimi, geçtiğimiz yüzyıllarda yaşamam gerektiğini sık sık düşünürken buluyorum) “seni seviyorum” cümlesi, günümüzde “merhaba” demek kadar kolay sarf ediliyor. Sevmek kavramına verilecek “emeğe” bakılmadan, burada belki vermemiz gereken paylaşmak emeğine, kendinden vazgeçmek emeğine, sevdiği için çaba sarf etmek emeğine, sevdiğine sevdiğini gerçekten hissettirebilmek emeğine, seviyorsak sevdiğimize dürüst olmak emeğine ve en önemlisi çoğumuzun bildiği “cesaretle” sevmek ve bunun arkasında durabilmek emeğine hiç aldırmadan öylece kuru kuru “seni seviyorum” diyoruz…

Emek vermekten kaçındığımızda, sonuçları bugün çokça karşılaştığımız sığ ilişkilerimiz oluyor… Gerçekten vefa içermeyen, “önce ben terk ettim” demek için sıraya girdiğimiz, “ben senden üstünüm” diyerek kendi kendimizi avuttuğumuz ve ne yazık ki “sevmek” kavramına hiç sığmayan davranışlar, sözler, bitişler, ardından konuşmalar ve yorumlar içeren “sözde” sevgilerimiz…

Okumayı öğrenmekten, sayı saymaya kadar her türlü olasılık emek vermeyi içerir…

Hayatta herhangi bir şeye, bu küçük veya büyük bir amaç anlamında fark etmez (okumayı öğrenmekten bir uçağı kullanmayı öğrenmeye kadar her türlü olasılık emek vermeyi içerir) emek verdiğimizde, ilahi tüm güçler bizimle birliktedir. Çünkü emek vermek “ilahi” bir sınavdır. Emek, ilhamı, enerjimizi koymayı, yoğunlaşmayı, niyet etmeyi, sevmeyi, düşsek de kalkmayı, ter dökmeyi, ter döktükçe güzelleşmeyi, yanmayı, kavrulmayı ve pişmeyi, daha da olgunlaşmayı içerir.

Bu yüzden er ya da geç “emeğimizin” karşılığı işte hayatımız boyunca bu ilahi güçler tarafından karşımıza çıkartılır… Biliyorum ki bugün bu yazıyı yazarken verdiğim emek bir gün sizlerden alacağım muhteşem bir mesaj olarak bana geri dönecek… Emeğimi koyduğum her kelime daha sonra bana ulaşan muhteşem teşekkürler ile birleşecek… Bugün bu yazıya verdiğim emek ile aldığım tatmin, daha sonra, daha da çok emek vermem için bana ilham olacak…

Bugün bakmanızı dilerim, hayatta neye emek vermektesiniz, emek verirken yanmaya hazır mısınız, büyümeye, olgunlaşmaya, çile çekmeye, belki kaybetmeye, acıtsa da düşmeye ve çok emek gerektirse de yeniden kalkmaya? Çünkü tüm emekleriniz en muhteşem şekilde ilahi güçlerle size hayata dair hediyeler olarak mutlaka “bir gün” dönecektir. Çünkü emek vermek, güzeldir…

 

İlginizi çekebilir: Hayatta “kim” olduğumuzun sorumluluğunu almak: İşte ödememiz gereken esas bedel

 

Pınar Ulus
2007 yılında Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü ile Kimya bölümlerini bitirdi. Aynı üniversitede Biyomedikal Mühendisliği ve İspanya Pompeu Fabra üniversitesinde master derecelerini ... Devam