Hayatımıza değen kitaplar: Bir kitapla hayatı değişir mi insanın?

Bir kitap ile hayatı değişir mi insanın? Belki evet belki hayır, ama birçok kitap ile hayatlarımızın değişmesi mümkündür elbette.

Hayata bakış açımız değişir mesela, hayal kurmayı öğreniriz sonra. Yeni kelimeler öğrenir, yepyeni hikayelere ortak oluruz. Karakterlerin hayatlarından dersler çıkarır, bunları bazen kendi hayatımızda uygularız.

Her insanı farklı diyarlara alıp götürür aslında kitaplar. Kimisine hayata tutunmayı öğretirken, kimisine kendini sevebilmeyi öğretir. Kiminin uyumasına yardımcı olurken, kiminin sabahlara kadar uyanık kalmasını sağlar.

Bana göre ise kitap okumanın bize tüm faydalarından en önemlisi, kendimiz ile baş başa kalmamızı sağlamasıdır. Yalnızca satırlara odaklanıp tüm hayatımızı sessize aldığımız nadir anlardandır aslında kitap okuduğumuz zamanlar.

Eskiden yalnızlığı hiç sevmezken, yalnız yemek bile yemek istemezken, artık yalnız olmaktan keyif aldığımı fark ediyorum. Kimi zaman dışarı bile çıkmak istemiyorum sırf kendim ile baş başa kalıp, birkaç sayfa daha kitap okuyabilmek adına.

Sanırım benim hayatımı etkileyen, içinde kendimi bulduğum birçok kitap olduğunu söyleyebilirim. Ama bunlar arasında beni en çok etkileyen “Ve Dağlar Yankılandı” olmuştu.

Çok yakın bir arkadaşı anneme bu kitabı hediye etmişti. Kitap okumayı çok seven, ama son yıllarda pek de vakit bulamayan annem kitabı okumaya başlamıştı. Ne yazık ki hastalığından dolayı kitabı bitirmeye fırsatı olmamıştı ve kitap yarım kalmıştı.

Hastalığı başladıktan iki yıl sonra ben de kitabı okumaya başlamıştım, annem gibi ben de kitaba hayran kalmıştım. Kitabın son sayfalarına geldiğimde ise karşılaştığım şu cümle ile yaşadığım şok bu kitabın beni ağlatan ilk kitap olmasını sağlamıştı diyebilirim.

James Parkinson, George Huntington, Robert Graves, John Down. Şimdi de bizimki, yani Lou Gehrig. Nasıl oluyor da erkekler hastalık adlarını bile tekellerine alıyor?

Evet, “Şimdi de bizimki, yani Lou Gehrig” cümlesi beni derinden etkilemişti, çünkü her şeyden çok sevdiğim annem de Lou Gehrig, yani bilinen adı ile ALS hastası idi. Hani şu buz kovası ile hayatlarımıza giren hastalık. 2018 yılında, tam da tıp bayramı gününde kaybettiğimiz dünyaca ünlü, belki de gelmiş geçmiş en başarılı, bilim insanlarından biri olan Stephen Hawking’in elli yıldan fazla bir süre savaştığı hastalığı…

Ya İhsan Oktay Anar’ın “Puslu Kıtalar Atlası” adlı muhteşem kitabındaki o cümle. “İstediği şey, eski, güzel, rahat, endişesiz ve tekdüze günlere dönmekti.” Evet, o kitabı okurken istediğim tek şey buydu aslında.

Çok genç yaşta hayatını kaybeden Türk edebiyatının belki de en önemli yazarlarından Tezer Özlü’nün Yaşamın Ucuna Yolculuk isimli kitabında dediği gibi “Dayanılmaz yaşamdan kaçılacak tek köşe gene kitaplardı…” Benim de o zamanlar düşüncem aynen buydu.

Belki de tüm kitaplar arasında adeta benim için yazılmış diyebileceğim cümleyi ‘Yerdeniz Büyücüsü’ kitabının arka kapağında okumuştum. “Büyümek, benim yıllarımı alan bir süreç oldu; bu süreci otuz bir yaşımda tamamladım…” Çünkü annemi kaybettiğim yaştı 31. İşte o zaman gerçekten büyüdüğümü söyleyebilirim.

Gerçekleri okuduğumu bildiğim için duygulanmıştım. Hatta gözlerimden akan yaşlar hiç bitmemişti Selahattin Demirtaş’ın hapishanede yazdığı ilk kitabı Seher’i okurken.

Hazal Yılmaz’ın Anlamarama kitabı babama olan özlemimi anlatıyordu adeta…

Daha ne çok kitap vardı beni etkileyen. Kim bilir daha da ne kadar çok kitap dokunacak kalbime.

Peki sizin bir kitapta kendi hayatınızı okuduğunuz ya da bir cümlesinin sizin için yazılmış olduğunu düşündüğünüz oldu mu hiç? Bir düşünün belki de mutsuz olduğunuz bir anda ya da hayatınızın en zor zamanlarında okuduğunuz bir kitap fark etmeden de olsa etkilemiştir sizi.

Belki de zor zamanlarımızda hayata tutunmamızın en büyük dostlarından oluyor kitaplar. Çünkü hiçbir beklentileri olmuyor bizlerden. Aksine hayatımıza bir an olsun ara vermemizi, bambaşka diyarlara gitmemizi sağlıyor. Düşünsenize her okuduğunuzu kendi dünyanızda kurgulayabilmek, yönetmenin sahnesini izlemeden kendi sahnenizi oluşturabilmek. Bundan güzeli olabilir mi?

Bana göre boş zamanlarımızı kitap okuyarak değerlendirmek değil, kitap okumak için boş zaman yaratmamız gerekir. Belki biraz geç yaşta bunun bilincine vardım, ama hiçbir şey için geç değildir öyle değil mi?

Hadi şimdi düşünün ne kadar sıklıkla kitap okuyorsunuz? Ya da ne kadar önem veriyorsunuz kitaplara? Yalnızca fenomen bir dizide gördüğünüz için mi alıyorsunuz bir kitabı, ya da sevdiğiniz bir blogger paylaştı diye mi? Belki de sadece fotoğraf çekip sosyal medyada paylaşmak için alıyorsunuzdur?

Gelin siz onlardan olmayın. Başkaları için değil kendi dünyanızı keşfetmek için girin kitapların dünyasına.

Son olarak, bu kitaplar arasında okumadığınız varsa yeni yılda okunacaklar listesine eklemenizi öneririm…

İlginizi çekebilir: Bugün dışarıdaki sesleri sustur, kalbine kulak ver

Gizem Okut
1986 yılında İstanbul’da doğdum ve Kıbrıslıyım. 2010 yılında DAÜ’de Turizm ve Otel İşletmeciliği bölümünü bitirdikten sonra Londra'da moda yazarlığı da dahil olmak üzere moda ... Devam