Hayata dahil olmanın sırrı: Diğerlerinden önce, kendine koşabilmek

Yaşadığım hayattan öyle sıkıldım, öyle sıkıldım ki!” derken buluyorum kendimi bazen… Yaşadığın hayattan öyle sıkıldın ki belki… Herkesin beklentisine yetişme çabandan kendine koşamamışsındır. Gör sadece.

Öğrenilmiş çaresizlikle attığın adımlar hep bir beklentiye çıkartılmıştır. Normal sanmışsındır. Gör sadece. Defalarca bozup bozup aldığın yeni kararlar bugün seni bir adım ileriye taşımadı belki ama, peki ya yarın? Yarını düşünemedin işte!

Acelecilik paçalarından akarken, nefesin kesik kesik, yetişmeye çabalarken hayata, geçip giden bir hayat olduğunu gör sadece. Geçip gidenin zaman olduğunu hissettiğimiz günlerdeyiz hepimiz. Dünya insanları olarak, hemen hemen aynı noktalardan kırılıp aynı noktalardan parlıyoruz aslında. Eskiyi yıkıp, yeniyi görmeye çalışma çabamız ortak. Yalnız değiliz. Gerçekten değiliz, okudukça görüyoruz. İzliyor, duyuyoruz ki… Hepimizin sancıları ortak bir yerlerden. Tek fark, olayları algılama şeklimizde. Hayat tecrübemizde. Ve kendi tekamülünde… 

Ama geçip gidenin zaman, yaşanmamışlıklar olduğunu bir kere anlayınca insan… 
Görüyor. 
Duyuyor.
Sevebiliyor da.

Yorumlarımız, varsaydıklarımız üzerine ellerimizle ördüğümüz bir dünya yaratmışız kendimize. Adına kimi zaman “ben”, kimi zaman “biz” demişiz. “Hayat” demişiz. Halbuki bir kalp atışından, bir soluktan habersiz, sadece oldurmaya çalışmışız. Bildiğimiz kadarıyla. Olması gerekenlerce.

Hayatı öyle gözümüzde büyütmüşüz ki… Korkmuşuz. Kendimize sınırlar çizmişiz. Hapsetmişiz kendimizi. Herkese, evrene, insana, doğaya… İyi olmaya, iyi kalmaya çalışırken, kendimize hep kötülük etmişiz… Görmemişiz kendimizi. Duymamışız. Sevmemişiz! Sevilememişiz. Sahi, sevmeyi bilmiyorsan, sevilmeye nasıl katlanabilirsin ki! 

Şimdi kendini o çorak toprakların altından çıkarma zamanı… Bildiğini sandığın her şeyi bir kenara koyup kalbine kulak kesilme, kendini sevme zamanı. Yaradana şükredip olanı kucaklama zamanı. Kaybedecek vaktimiz yok. Dört elle sarılma zamanı. Sadece olanı sevme zamanı. Direnme değil, değiştirme değil, sadece senin istediğin hale getirme değil, olan hali görmeye başlama, kabullenme ve sevmeye başlama zamanı…

Hayatın içinde kendini dinleme zamanı. Doğruluğunu, yanlışlığını hayat söyler zaten sana. Sadece sabretme zamanı. Tüm aceleciliklerine… Tüm olmazlarına rağmen durma zamanı… Görme zamanı… Eski olan tüm yöntemleri, tüm inanç kalıplarını, tüm kaynağı belli bile olmayan olmazsa olmazlarını görme zamanı…

Çünkü artık “hayata dahil olma zamanı.” Hayatına… İçine doğduğumuz hayatın dışından, kendimizi yeniden içeriye çekip hayata tam olarak dahil olma zamanı. Nereden olursa olsun, artık bir yerden kendi hayatını yaşama zamanı. Bir diğerinin eylem, söylem ve ihtimaller dahilinde olan tüm yargılarına bir perde çekip bile isteye görmek istediğin yönü seçme zamanı. Yaşamak istediğini yaşama zamanı! Geçip gidenin zaman olduğunu, kalbinde hissetme zamanı!

İlginizi çekebilir: Hayalden gerçeğe, gerçek sandığından hayal sandığına bir yol: Hayat

Şebnem Pınar
Yetişkin ve Çocuk Yogası Eğitmeni Bioenerji Uzmanı Meditasyon Uygulatıcısı Om Chanting Organizatörü Varoluş amacını sorgularken; kelimeleri var, yüreğinden yürüdüğü yollara dökülen; o kelimelerin birçoğu ... Devam