Günümüz ilişkilerinin problemi: Bağlanma korkusu nasıl aşılır?

Siz de kelebeklerin ömrünü 1 gün zannedenlerden misiniz?

Çoğu insanın evet dediğini duyar gibiyim. Kelebekler 1 gün olmasa da 3-6 hafta arası yaşayarak en kısa ömürlü canlılar sıralamasına girmiştir. İnsanoğlunun da yaş ortalaması uzun olsa da her canlının hayat süresi aynı değildir. Peki bu kısa ve özel yaşam nasıl değerlendirilir? Günümüzde bağlanmaktan kaçan, ait olmaktan korkan kadın ve erkeklerin sayısı salgın hastalık gibi yayılarak artıyor. Bu kişilerin temel özellikleri kendilerini kelebek gibi görüp; “tek bir yaşamım var bir kişiye neden adayayım” gibi rasyonalize ettikleri sorunlardır. Dışarıdan yalnız, kibirli ve küçümseyici gibi gözükseler de, hatta sizlere mükemmeliyetçi gibi gelseler de, klinik ortamda incinmiş çocuklar olarak karşımıza çıkıyorlar.

Yaradılış gereği her canlı bağlanma arayışı ve ait olma gayesi içerisindedir. Bu yüzden özgürlük ve anın tadını çıkarmak mottosu popüler yaşamda hakim olmasına rağmen bireyler stabil ilişki kurmanın peşindedirler. Güvenli bağlanma en az su kadar ihtiyacımız olan şeydir. “Bağlanma korkusu” gibi özel terimler ile bunu semptom haline getiren kişiler, çocukluklarında koşulsuz sevginin doyumuna ulaşmamış yetişkinlerdir. Peki nedir bu koşulsuz sevgi?

Her bireyin çocuklukta sahip olduğu güzel bir anıya sığındığı bir dönem, durum olmuştur yetişkin hayatında. Kimileri çocukluk arkadaşı olan ayıcığı saklar, kimileri başucunda bir müzik kutusu bulundurur. Erişkin hayatımızda yaşadığımız üzücü olayları çocukluk anılarımıza sığınarak atlatmaya çalışırız. Peki ya bizim güzel, doyurucu ve besleyici anılarımız yoksa? Ya biz çocuklukta eleştirilen, kabul görmeyen, başarısı kendinden önce gelen, hatalarına tahammülün az olduğu yetişkinlersek?

İşte bu noktada koşulsuz sevginin önemi de devreye giriyor. Her aile çocuğunu sevdiğini, kıyaslamadığını düşünür ve her çocuk hatalar hatta büyük yanlışlar yaparak büyür. Eğer ebeveyn, öğretmen ve diğer bakım verenler çocuklarına her durumda ve her hali ile onu kabul ettiği ve sevdiğini gösterememiş ise bu çocuklar koşulsuz sevgiden payına düşeni almadan büyür ve ancak sevginin bir karşılık sonucu verildiğine inanır. Bu karşılık başarı, ahlak, üzmemek, örnek öğrenci olmak, ailesinin her dediğini yapmak gibi birçok şey olabilir. Bunları yerine getiremeyen çocuklar, kendilerini sevilmeye layık bulmazlar. Sevilmeyi hak ettiklerini düşünmezler. Ne kadar özel olduklarından bihaber büyümüşlerdir. Bu yüzden yaralı çocuğu günümüzde yaşatmaya devam ederler ve olası bir terk, kayıp yaşamamak için veya olası bir karşılık (sevgi alabilmek için) beklenmemesi için bağlanmaktan kaçarlar.

Çevrenizde böyle kişiler varsa onları onlara inat sevin, sarıp sarmalayın ve korktuğu kehanetin gerçekleşmediğini onlara gösterin. Hayatlarındaki sabit duruşunuz onlara çok daha önce alamadıkları koşulsuz sevgiyi, kabulü ve değeri anımsatacaktır. Ancak bu şekilde bu yaralı çocuğa veda edebilirler. Onlar aslında en çok bağlanmak isteyenlerdir. Çocukluk algıları değiştiğinde ise çok iyi bir eş, dost ve ebeveyn olurlar.

İlginizi çekebilir: Ebeveyn olma sanatı: Aileler tarafından doğru bilinen yanlışlar

Nihal Tural
Nihal Tural; Bilkent Üniversitesi Psikoloji Bölümünü ve Üsküdar Üniversitesi Klinik Psikoloji Bölümü yüksek lisans mezunudur. Öğretim hayatının yanı sıra alanında uzman kişilerden terapi eğitimlerini ... Devam