Dünyadan beklediğimiz değişimin kendisi olmak: İlk adım kendimizi sevmek

Epey zamandır aklımda olduğu halde düzenli olarak yazmaya bir türlü cesaret edemedim. Ürettiğim bahanelerin başında zamansızlık gelse de asıl sebebim beğenilmemekten ödümün kopmasıydı. Başladığım yazıları yarıda bırakmalarım da bu halimin bir ürünü. Parasını baştan ödediğim yaratıcı yazarlık kursunu bile ortasında terk ediverdim. Kısaca başarısız olma ihtimalim olduğunu düşündüğüm konularla ilgili adım dahi atmıyorum. Varsayımlar ve yerinde saymalarla gidip gelirken asıl becerenin, başaramama riskini göze alarak bilinmezliğe doğru yürümek olduğu kanaatine vardım. Ve ellerim titreye titreye, tüm çıplaklığımla karşınızdayım!

Geçtiğimiz akşam Türkiye’nin ünlü sanatçılarından birinin konuk olduğu bir kitap söyleşisine katıldım. Sanatçı; “Halk, ünlülerden örnek olmasını bekler” tarzı bir söylemde bulundu. Ünlülerin güçlü durmaları, örnek işler çıkarmaları beklenirmiş. Bu da onlarda haklı olarak bir gerginlik yaratırmış. Ertesi sabah yatağımdan, böyle bir genellemeyi hazmedemeyerek uyandım. Yetersizlik korkularından, hırslarından ya da kıskançlıklarından bahseden ünlü sayısı artsa fena mı olurdu? “Hadi oramı çekiştirdim, buramdan filtre koydum da bedenimi tutturdum ama içimi bir türlü sevemedim” demesin mi birileri de? “Ben ünlü olsam”, “Ben köşe yazarı olsam” diyerek varsayım yapıyor, ünlü olmak nedir bilmeden oturduğum yerden söyleniyorum.

“Şeffaf bir iletişim kurmadığımız, maskelerimizi düşürüp gerçek kimliğimizi paylaşmadığımız, içimizdeki şeytanı kucaklamadığımız, nerelerde eksik olduğumuzu ve ne istediğimizi açıkça söylemediğimiz sürece… Aşk geçici bir his olmaya devam edecek.”

Niyetim; oku kendime çevirmek. Dünyadan beklediğim değişimin kendisi olmak. Hayatta zorlandığım, bazen kendimden soğutan ve hatta utandıran yanlarımı kaleme alma kararı aldım. Duygu ve düşüncelerimi sahiplenesim, paylaştıkça özgürleşesim, değişime cesareti olanlara ilham olasım, yalnız değilsiniz diye haykırasım var.

Ellerimle büyüttüğüm ve bugün çokça insan tarafından bilinen, “ismi bende kalsın” bir markanın annesiyim ben. Benim doğrumca yanlış yönetildiğine inandığım için sonradan davranış tonumla ilgili pişman olduğum, hırs dolu birtakım aksiyonlar aldım. Ben yönetimden ayrıldıktan sonra, ellerimle kurduğum markanın başarılı olmasını bile isteyemedim bir müddet. Sırf yokluğumda değerimi anlasınlar diye. Karanlık düşüncelerimin farkında olmak ve aksiyona dökmeden sakince içimdeki karanlığın dinmesini beklemek, beni yumuşak yapan tarafım olmalı. Dünyadaki her enerji zıttını da barındırıyor. Dolayısıyla hepimizin içinde ışık olduğu kadar karanlık da var. Eğer karanlık olmasaydı ışığı göremezdik. Işık olmasaydı karanlığı bilemezdik. Diyeceğim o ki; gelin ışık tutulmayı bekleyen karanlık taraflarımızı kucaklayalım.

İç sesimizi; sosyal çevremize uymak, olmamız gerektiğine inandığımız kişi olmak ve beklentileri karşılamak için susturuyoruz. Dilerim insanlığımızı, birliğimizi, benzeştiğimiz duygulara rağmen otantikliğimizi keşfedemeden toprakla kavuşmayız. Mutlu olmak bir şeylere, kendimizi sevmek birilerine, hayattaki başarımız işimize bağlanmamalı. Sevgi kendimizden başlamalı, mutluluk içimizden taşmalı, asıl başarı mutlu dakikalarımızla hesaplanmalı. Buradan paylaşacaklarımla, özünüzden var olmanıza ve düşüncelerinizden özgürleşmenize katkım olabilirse, ne mutlu bana. Aranıza, ailenize hoş geldim.

Sizi seven, Yasemin.

Yasemin Yapanar
Yaşam yolculuğumun öyle çıplak bir noktasındayım ki, kendimi tanıtırken aldığım eğitimden, çalıştığım markalardan, bugüne kadarki başarılarımdan bahsedesim kaçtı. İnançlarım, alışkanlıklarım, sevdiklerim/sevmediklerim, hayatı yaşama biçimim, ... Devam