Dharma: Korkusuzca kendini var eden, yapmaya geldiğini yapan için her yer cennettir

Ve belki bir sabah uyandığımızda hayat hepimiz için çok farklı olur.
Şimdiye kadar dert ettiklerimiz, bizi biz yaptığına emin olduğumuz inançlarımız, vazgeçilmez gördüğümüz ruhsal tadımız ve daha niceleri uçup gitmiş olur…
Sevdiğimizi sandığımız bir yabancı, dostluk diye sürdürdüklerimiz bir şekilde mazi, dışladıklarımız kan can kardeşimiz oluverir. Olur mu olur, bir sabah ansızın beklediğimiz bize gelir…
Hani o uğruna, dünya zevklerinden kendimizi mahrum ettiğimiz, ne olursa olsun diyerek yara bere içinde, aksayan bacağımızla durmadan yürüyen halimizin mimarı.. Çıkıp geliverir.
Sadece gözlerinin içine bakıp, o tanıdığın hissi yayar tüm evrene. Tüm dünya bir anda ‘tanıdık’ bir yere dönüşür. Hep özlediğin, içinden bildiğin ama daha önce hiç gitmediğin!

Sen gelirsin…

Korkusuzca kendini var eden, kendini gerçekleştiren gelir.
Dharma!

Öyle, tüm yeryüzü tarumar olmuş, birbirlerini boğazlayan, gizli saklı küçük hesaplarının peşinde koşarken şekil değiştiren, yıkık dökük binalar ardında kendi çıplak bedenini saklamaya çalışan, kendi kendine konuşurken gerçeği kaybedenlerin arasından, sanki bir cennet bahçesinde yürür edasıyla salınarak hem de…

Kendini gerçekleştirenin, dışarıda olan bitenlerle doğrudan bir bağlantısı yoktur. Oraları başkalarına cehennemken, onun gözünden hala cennet bahçesidir.
Bu etrafta olana pembe gözlüklerle bakmak değil, gördükleri için sızlanmak yerine hareket etme seçeneğini kullanmasındandır. Yapmaya geldiğini yapan için her yer cennettir.

Bir gün, bir güneş doğuşuna, belki de o hep beklediğin dualar ile çağırdığın çıkıp geliverir. Varoluş tohumunu içinde gururla taşıyan, taşıdığı şeyin sevgisinden gözleri dolup boynu eğilen..

Beklediğinin sen olduğunu anladığında, beklediğinin gönlünün aslanı olduğunu anladığında, aslanının kükreyerek uyanmasından korkmadığında..
Davullar çalmaya başlar tüm kainatta.
Bir aslan daha kalkıyordur uykusundan ayağa, bir koca yürekli savaşçı daha başlamıştır sebep yürüyüşüne!
Bu bilinir, bu duyulur, bu gizlenemez.

Kocaman dediğin dünyanın her bir yanından, hiç bilmediğin dillerden, türlerden insanlar onurlandırır yürüyüşünü. Çünkü bu yürüyüş, asla sadece kendi basit hayatın için değildir.
Bir aslan uyandığında, ormandaki tüm canlılarının onun bir parçası olduğunu yüreğinin içinden bilir. Bu onun mutlak gerçeğidir, ruhunun esansıdır.

Belki bu sabah uyandığında, hayat bildiğin hayat olmaz! Her şey yerle bir görünse de sen içinde öyle hissetmezsin. Telaşa kapılmak yerine, bir kahve yapıp pencerenden serinleyen gökyüzünü, her şeye rağmen uçan kuşları ve kalplerinden varlığının farkında olan hiç tanımadıklarının selamlarını işitirsin.

Sen de farkındasın değil mi? Kapı çalınıyor ve bu sefer “kim o” diye sormayacaksın!

 

İlginizi çekebilir: Çekim yasası: Kendine güvensizlik, kendine güvenmeyenlere çekiyor bizi

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam