Çevre bilinci kazanmanın en keyifli yolu: Mutlaka okumanız gereken 24 ekoloji ve çevre kitabı

Gezegenimiz büyük bir değişim içinde. Ekolojik dengenin terazisi her geçen gün biraz daha eğiliyor. Havamız solunulamaz, suyumuz içilemez, topraklarımız ekilemez hale geliyor. Temiz suya ve gıdaya ulaşmak güçleşiyor, astım gibi solunum bozukluklarından kanser gibi ciddi ve ölümcül hastalıklara kadar geniş bir yelpazede sağlık sorunlarının görülme yüzdesi artıyor.

Ekolojik dengenin bozulması ve kirlilik sadece bizi değil, gezegenimizi de hasta ediyor. Dünyamız öksürüyor, ateşi çıkıyor, “yardım etmezseniz öleceğim” diye adeta bize yalvarıyor. Onun bu hale gelmesinde payımız çok büyük, dolayısıyla bize yaşamak için gereken her imkanı veren ve karşılığında bizden sadece kendisine saygı göstermemizi isteyen gezegenimizi kurtarmak için harekete geçmek de bize düşüyor.

Çevre için bir adım atmak istiyor ama nereden başlayacağınızı, ne yapmanız gerektiğini bilmiyor olabilirsiniz. Yaşadığınız yerde tertemiz, yemyeşil bir ekosistem olduğundan çevre kirliliğinden etkilenmiyor ve dünyanın geri kalanında durumun ne kadar kötüye gittiğini bilmediğiniz için abartıldığını düşünüyor da olabilirsiniz. Tüm bu konularda bilgi alabileceğiniz muhteşem bir kaynak var: Kitaplar! Çevre kirliliğinin ne boyutlara ulaştığını, ne kadar tehlikeli bir hal aldığını, doğa ile barışık şekilde yaşamanın nasıl mümkün olduğunu anlatan çok sayıda harika kitap var. Siz kütüphaneye veya kitapçıya gidip saatlerce kitap aramayın diye, sizler için en iyi kitapları derledim. İşte, ekoloji ve çevre konularında yazılmış kitaplara örnekler:

Zehirsiz Ev

Mercan Yurdakuler temizlik konusunda annelikle başlayan farkındalıkla edindiği birikimi bu kitapta bir araya getiriyor. Malzemeler, tarifler, pratik uygulamalar ve bu yolda başvurabileceğiniz adresler bir arada. Zehirsiz Ev yıllar içinde biriken bilgilerin, büyükannelerimizden kalma saf tariflerin günümüzdeki karşılığı. Yazar öğrendiklerini bu alanda kulak verilebilecek herkesin adresini göstererek, dahası “Beraber büyüyebiliriz,” diyerek anlatıyor. Mercan Yurdakuler asırlık bir çınarın kırılmış dalını aynı ağacın hemen dibine, büyüdüğü o verimli toprağa tekrar dikiyor. Onun orada tekrar filizleneceğine, ait olduğu ağacın köküyle buluşacağına olan inancı tam. Diktikten sonra ilk cansuyunu verdiği o dalı koruyup kollamaya var mısınız?

“Elinizdeki kitap, içeriğinden emin olduğumuz, doğanın sağlığına ve kendi sağlığımıza zararlı olmadığını bildiğimiz, yüzlerce yıldır insanoğlu tarafından kullanılagelen reçeteleri içeriyor. Bununla kalmıyor, hazır ürünlerin içerik listelerindeki zararlı maddeler hakkında bilgi veriyor. Hem bilgi hazinemizi genişletiyor hem de umut dolu çözümler sunuyor. Bu yolla gündelik yaşamımıza çok küçük gibi görünen ama çok anlamlı bir dokunuş yapmamız için yol gösteriyor.”
Güneşin Aydemir.

Atık Küre

Atık Küre insan türünün Yerküre ve barındırdığı yaşamsal sistemler üzerinde yarattığı etkinin geniş bir tarihini sunuyor. Kitabın çevre meselelerinin tarihi konusunda yazılmış pek çok kitaptan farkı, yazarın kontrolsüz nüfus artışı ve atık üretimi gibi temel iki sorunu sistem teorisi bağlamında ve karşılıklı etkileşimlerini merkeze koyarak ele almasıdır.

Açık Yeşil-Teorisi ve Pratiği ile Bir Ekoloji Rehberi

On yılı aşkın süredir Açık Radyo’da devam eden, Türkiye ve dünya çapında ekoloji mücadelesinin seyrini kayıt altına alan Açık Yeşil’den bir ekoloji rehberi. Üstelik teorisi ve pratiği ile.

Açık Yeşil’in bu birinci kitabı, her gün 150 ila 200 canlı türünün yok olduğu, iklim krizinin tüm dünyanın gündemine oturduğu İnsan Çağı’nda (Antroposen) çevre ve iklim hareketlerinin teorik temellerini ortaya koymanın yanı sıra, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından alan kayıtları ve mülakatlara yer verilen bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.

Yeşil düşüncenin köklü tarihinden düşünürler ve aktivistler hakkında özel dosyaların da yer aldığı bu rehber kitap, çevre muharibi ve grevci Greta Thunberg’in, “Evimiz yanıyor!” diyerek işaret ettiği iklim krizinden hep birlikte nasıl çıkabileceğimize ilişkin yeni bakış açılarına kaynaklık ederken, kainattaki yegâne evimize karşı sorumluluklarımızı da yeniden gözden geçirmeye davet ediyor.

İklim Değişikliği Konusunda Neden Anlaşamıyoruz?

Mike Hulme iklim değişikliğinin ayrıntılı incelemesini yaptıktan sonra, konunun ekonomik, psikolojik ve sosyolojik boyutlarını ele alarak, bu olgunun atmosfer, özellikle de karbondioksit gazının metalaştırılması için meşrulaştırma aracı olarak kullanıldığının altını çiziyor. Atmosferin, küresel ısınma gerekçesiyle özel mülke çevrilerek, metaya fiyat biçen ve onu denetleyen piyasaya tahsis edildiğini ya da satıldığını vurguluyor.

Yeşil Paradoks

İklim değişiyor, dünya ısınıyor, artan enerji ihtiyacı daha fazla karbon salınımına neden oluyor. Bu gidişatı yavaşlatmak için dizel motor kullanımını, binaların yalıtımının güçlendirilmesini, güneş ve rüzgar gibi yeşil enerjilerden daha çok faydalanılmasını teşvik eden politikalar üretiliyor. Ancak Sinn’e göre, küresel ısınmayı azaltmaya yönelik mevcut politikalar etkisiz. Biyoyakıt kullanımının teşvik edilmesi gibi bazı politikalarsa düpedüz zararlı.

“Yeşil Paradoks” işte bu noktada ortaya çıkıyor: Sinn’e göre fosil kaynaklı enerji tüketiminin azaltılacağı beklentisi, aslında iklim değişikliğini hızlandırıyor. Sinn, bu paradoksa kışkırtıcı bir çözüm öneriyor.

Carlo Petrini – Terra Madre

Terra Madre “arabanın arka tekeri” olarak nitelendirilen mütevazı ve marjinal bir kesimin kendi önemini anlayıp birlik olma hayalinin sayfalara dökülmüş halidir. Bu insanların önemi hep göz ardı edildi. Bu insanlar zamanın gerisinde kalan, dünyanın geri kalmış bir parçası, hatta “az gelişmiş” olarak görüldü. Küçük çiftçiler ve sürdürülebilir gıda üreticileri neredeyse serseri olarak kabul edildi. Ama bu olumsuz yargı, temelinde ciddi bir hatayı barındırır, üstelik dünya ekonomik ve politik sistemi için ölümcül bir hata olma riskini taşır.

Onlar ömürlerini mücadele içinde geçiren, hiç boş vakti olmayan insanlar. Bulundukları yerden uzaklaşamazlar, hak ettiklerini her zaman kazanamazlar, didinirler, çabalarlar ve doğayla konuşurlar, onu üretken kılarlar, kendi toplumları ve diğerleri için gıda üretirler.

Bu insanlarla farklı ve değerli bir biçimde yeniden ilişki kuran gıda toplulukları kırsal ve kentsel ilişkinin yeniden tanımlanması için iyi birer laboratuvardır. Belki de böylece tekrar “satmak” için değil, “yemek” için gıda üretimine başlanabilir. Hatta yeniden gerçek gıda nicelikten, verimlilikten, homojenlikten, taşınabilir olmaktan daha önemli hale gelebilir.

Gıda toplulukları yerel ağlardan oluşan bir sistem oluşturmanın ilk adımıdır. Gıdanın yeniden “lezzetli, temiz ve adil” olduğu insani ve sürdürülebilir bir sistem. Ancak bu yolla hayatlarımıza yeniden “egemen” olabiliriz. Gıda, hayatlarımızı geri almanın anahtarıdır. Bütün dünyaya yayılan bu hareketin “çocukça” olduğunu düşünenler Slow Food’a bakıp dillerini ısırsınlar. Bu uzun bir yol ancak yavaşlık değeri bize bir kerede elde edemeyeceğimizi, daha önemli olan şeyin niyetler, açılmaya olan uyum, hafıza ve bakım olduğunu anlatır.

Carlo Petrini’nin çağrısına milyonlar el veriyor. Bir el de sen uzat.

Ekolojik Yaşam Rehberi

Yıldan yıla birikerek artan çevre sorunları, gezegenimizde telafisi çok zor hasarlar oluşturuyor. Bu çevre sorunlarına sebep olan faktörleri azaltmak ancak evimizden başlayarak mümkün. Ekolojik yaşam rehberi evden başlayan yaşam alışkanlıklarımızı ele alıyor ve yeniden yapılandırıyor. Bedenimize, çocuklarımıza ve evcil hayvanlarımıza gözle görünmeyen ancak uzun süreçlerde zararları ortaya çıkan tüketim alışkanlıklarımızın yerine, sağlıklı bir yaşamın rotasını çiziyor.

Selen Özarslan Aktar, daha Fransa’da lise eğitimini alırken ekolojik sorunlara ilgi duymaya başladı. ABD’de sürüdürdüğü üniversite eğitimi sırasında öğrendiklerini hayata geçirmeye başladı. Fransızca ve İngilizce yüzlerce makale ve kitabı tarayarak en doğru bilgiye ulaşmayı hedefledi. Okuduğu – öğrendiği her ayrıntıyı, her bilgi kırıntısını, önce kendisi denedi. Bir kereliğine değil, yazdığı her cümleyi önce kendi alışkanlığı haline getirinceye kadar denedi.

Bir Ekolojistin Not Defteri

Ege, Türkiye’nin doğa tahribatında en çok acı çeken, mücadeleye ilk başlayan ve başı çeken bölgesi. İzmir, bu mücadeleyi veren insanları buluşturan, onlara ilham veren şehir.

Yazarımız Ahmet Soysal, İzmir’den, Ege’den yükselen etkili bir haykırış. İnsan merkezli bakış açısıyla, zaten insanların meydana getirdiği problemleri çözmek mümkün değil. Bakış açımızı değiştirmek, dayanışmak için daha incelikli düşünmeli, durup kuşbakışı bakmayı yeniden denemeli ve omuz omuza vermeliyiz. Ahmet Soysal yazıları ve etki alanıyla bunu mümkün kılan, çok değerli bir kalem.

Bugün Ege’nin sesine Karadeniz, Akdeniz ve tüm Anadolu kulak kesilmeli. Çünkü artan termik santraller, siyanürlü madenler, hesler, resler, planlanan nükleer santraller ve daha niceleri ile iklimi tetikleyen, tarımı toprağı bitiren, hiç durmadan itişen bir güruhla karşı karşıyayız.

Köyde, kırda, kentte öğrencilerden emeklilere kadar gittikçe büyüyen bir toplumsal muhalefet direniyor ve önünde sonunda kazanmak zorunda. Çünkü gideceğimiz ne başka bir gezegen var ne de başka bir memleket var. Soluduğumuz hava, ekip biçtiğimiz tarlalar, içtiğim sular kirletilirken, köşemizde oturup seyretmeyeceğiz. Yazarak, çizerek dayanışma içinde sözümüzü söyleyip, haklılığımızı takip edeceğiz.

İyi ki Ahmet Sosyal gibi onurlu insanlar var. İyi ki İzmirliler var, umut saçan Egeliler var.

Sıfır Atık Ev

“Sıfır Atık Ev” bir kavram ve yöntemler bütünü olarak ilk kez Bea Johnson’ın yazdığı bu kitapla ortaya çıktı ve kısa sürede milyonlarca insanın uyguladığı bir akıma dönüştü. 26 dile çevrilen eserinde Johnson, hem kendi hayatımızda hem dünyada olumlu bir değişim yapabilme gücümüz olduğunu söylüyor.

SIFIR ATIK EV bizi şimdiye kadar öğrendiğimiz doğa dostu alternatiflerin ötesine taşıyor. Her yerde bulabileceğimiz atıksız ve sürdürülebilir kaynakları kullanarak nasıl daha sağlıklı ve zenginleşmiş bir yaşama ulaşabileceğimizi gösteriyor.

Şehirdekiler İçin Sürdürülebilir Yaşam Rehberi

Dünya günümüzde öyle bir hale geldi ki, nüfusunun yarısından fazlası şehirlerde yaşıyor ya da yaşamak için mücadele veriyor. İnsanlar, mevcut ekonomik modeller yüzünden sürekli artan bir tüketim anlayışının şekillendirdiği hayatlar yaşamaya zorlanıyor. Her yaştan, her çeşit meslek ve dünya görüşünden milyarlarca insan, birbirine benzeyen şehirlerde, benzer temel ihtiyaçlara erişmeye çabalayarak hayatlarını geçiriyor.

Şehir yaşamı kimimiz için bir tercih, bazılarımız içinse zorunluluk. Ama kesin olan bir şey var ki, toplumun her kesiminden insanın daha iyi bir hayat sürebilmesi, doğal kaynakları çok daha az tüketen, sürdürülebilir, eşitlikçi ve iş birliğine dayanan bir kültüre yönelmemize bağlı. Bunun için toplumun her kesiminden insanın sorumluluk alması gerekiyor. En büyük ve en önemli değişimlerinse halk tabanında gerçekleştirilmesi şart. Ufukta beliren krizlerden bu insanlar sorumlu olmasa da, gerekli değişimlerin boyutu ve derinliği onlara bağlı.

Elinizdeki kitap işte bu noktalara dikkat çekerken, yaşamsal gereksinimlere erişim ve bunların kontrolünü mümkün kılan yetenek, teknoloji ve taktikler hakkında bilgiler veriyor. Gıda, Su, Enerji, Atık Yönetimi ve Toprağın İyileştirilmesi ana başlıkları altında ilerlerken her satırında şunu vurguluyor: Yaşadığımız yere sahip çıkmak ve nerede olursak olalım hayatı dönüştürmek bizim elimizde.

Ekoloji Cep Rehberi

Hepimizin sıklıkla duyup kullanmaya başladığı bazı kelimeler var; “organik ürün” diyoruz ya da “sürdürürülebilir yaşam”, ama ekolojinin temelini oluşturan bu kavramların ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyoruz. Elinizdeki kitap işte bu amaçla yazılmış bir rehberdir.

EKOLOJİ’de ekosistemden biyoteknolojiye, çevresel adaletten virüslere, ekolojik düşünme biçimiyle ilgili kapsamlı bir sözcük dağarcığı bulacaksınız. Yaşamın “düzenli mekanik ilişkilerden oluşan bir nesneler grubundan ziyade, birbiriyle bağıntılı enerjilerden oluşan belirsiz bir ağ” olduğunu söyleyen yazar Ernest Callenbach, kitabını da benzer bir yaklaşımla okumamızı öneriyor: “EKOLOJİ şöyle bir göz atabileceğiniz, bir kenara veya cebinize koyup daha sonra tekrar başlayabileceğiniz şekilde düzenlenmiştir. Baştan sona doğru okumanıza gerek yoktur; bölümlerin arasında istediğiniz sırayla gezinebilirsiniz. Bu kitap terimler halinde tanımladığı ekolojik dünyaya benzer şekilde ama sözcükler ve fikirlerle oluşturulmuş bir ağdır. Siz de istediğiniz bir noktadan bu ağa dahil olabilirsiniz.” Yaşamın nasıl işlediğini anlamak ve bu sistem içinde sorumlu bir şekilde var olabilmenin yollarını bulmak için…

Bizim Dünyamız

Dünyaca tanınan ve sayılan Zen üstadı, Nobel Barış Ödülü adayı Thich Nhath Hanh, bu kitabında hepimizi derin bir dinlemeye davet ediyor. Hiç bir şeyin kendi başına, geri kalan her şeyden apayrı bir şekilde var olmadığını, diğer her şeyle bağlı ve bağımlı olduğunu anlatıyor. Nasıl bir çiçeğin varlığı, ona enerjisini veren güneşten, onu besleyen topraktan, çoğalması için döllenmesini sağlayan canlılardan, suyunu veren yağmurdan ayrı olamazsa, biz insanoğlunun da diğer her şeyden ayrı bir varlığı yoktur diyor: “Biz sadece insan atalarımızdan değil, hayvan ve bitki atalarımızdan hatta dünyanın kendisinden türedik, onu oluşturan elementler bizimkilerle aynıdır.

Hanh, bizi yaşayan her şeyle daha şefkatli ve dürüst ilişkiler kurabileceğimiz bir yolculuğa davet ediyor. Kendimizle, başkalarıyla ve doğayla çatışmayı bırakmak için sevecenliğin, nezaketin, peşin hükümlerin ötesine geçmenin ve özen göstermenin bilgisini aktarıyor. “Gezegenimizi korumak ve ona iyi bakmak için her birimizin yapabileceği bir şey var. Çocuklarımız ve torunlarımızın geleceğini mümkün kılacak bir yaşam sürmeliyiz. Yaşamımız, verdiğimiz söz, aktarmak istediğimiz mesaj olmalı.

İnadına Canlı

Bütün halklar ama en çok kadınlar, dünyanın her yerinde bağımsızlıklarının temelini yerle bir eden ve doğayı bir yaşam kaynağı yerine meta olarak gören politikalara karşı direnmektedir. Vandana Shiva’ya göre bu bir tesadüf değil.

Shiva bu kitabında, kadınların ve doğanın özünü değersizleştirip sömüren düşünce yapılarını apaçık ederken, dişil bir dünya bilgisinin eksikliğini hisseden herkese ellerinden düşüremeyecekleri bir kaynak sunuyor.

Ekofeminizm

Son yıllarda kadınlar, çocuklar ve genel olarak insanlığın yanı sıra, gezegendeki bitki ve hayvan çeşitliliğinin korunması, hayatta kalması ile ilgili hayati önemdeki konularla gittikçe daha fazla karşılaşır olduk. Dünya üzerindeki yaşamı tehdit eden yıkıcı eğilimlerin altında yatan sebepleri incelerden her ikimiz de, birbirimizden bağımsız olarak aynı şeyin bilincine vardık. Bunun adı ‘kapitalist, ataerkil, küresel dünya sistemi’dir.

Bu yeni dünya, bir Büyük Patlama ya da Devrim ile yaratılamayacak. Bu değişim, halen eski dünyada yaşayan insanların bu ‘yeni dünya’nın tohumlarını ekmeye başlamalarıyla gerçekleşecek. Bu tohumların çimlenmesi ve meyve vermesi zaman alacak; ama pek çok insan bu tohumları ekmeye başladı bile.

Petrol Değil Toprak

Petrol Değil Toprak, ekoloji, feminizm ve küreselleşme hakkında en ilham verici metinleri kaleme alan Hintli yazar ve aktivist Vandana Shiva’nın en son eseri.Vandana Shiva, sürdürülebilir olmayan, indirgemeci ve mekanik dünya görüşünün bizi sürüklediği noktayı vurgularken, iklim, enerji ve gıdada yaşanan üçlü krize dikkat çekiyor.

‘Büyüme ve kalkınma illüzyonuna kapılarak çıktığımız yolculuğun bir geleceği yok. İklim krizi, ekonomik eşitsizlikler ve sosyal çözülme insan topluluklarını uçurumun kenarına sürüklüyor. Şu an çok kritik bir dönemeçteyiz: Yıkım, çözülme ve imha süreçlerinin böylece sürüp gitmesine izin verebilir ya da yaratıcı enerjilerimizle sistematik bir değişim yaratıp, insan türü olarak, gezegenin bir parçası olarak geleceğimizi yeniden kazanabiliriz.
Artık uyanma vakti.’ Geleceği gören ve gerçekleri cesurca ifade eden bir kitap.

Susuzluk: Antik Dünyada Su ve İktidar

Gezegenimiz küresel bir su kriziyle karşı karşıya. Biliminsanları, tatlı su kaynaklarındaki tükenişin 2050’de dünya nüfusunun yüzde 75’ini etkiler hale geleceğini öngörüyor. Sınır tanımayan bir kentleşme, doğanın tahrip edilmesi ve iklim değişikliği bu krizin başlıca körükleyicileri. Steven Mithen, yaşadığımız su krizini Susuzluk’ta tarihsel bir perspektif sunarak ele alıyor.
Neolitik Devrim’den bu yana su, bir meta ve ekonomik güç kaynağı olarak görülmüştür. Tarih birbirinden iddialı su yönetim projeleri ve hidrolik mühendisliği örnekleriyle doludur. Mithen, okuru zamanlar arasında bir yolculuğa çıkarıyor: Tarımsal sulamadaki başarılarıyla uygarlık haline gelen Sümerlerden çölün ortasında bir vaha yaratan Nebatilere, sifonlu tuvaletin mucidi Minoslulardan Roma İmparatorluğu’nun hamamlarına, Konstantinopolis’in şehirler arası su kemerlerinden Çin’in su kanallarına dünyanın dört bir yanına uzanan Susuzluk, geçmişin deneyimlerini geleceğe yol göstermek üzere bir araya getiren kapsamlı bir kitap.

Eko Köyler

Tek tek bizler nasıl bir değişim yapabiliriz? Profesör Karen Litfin bu temel soruya yanıt vermek için dünyadaki pek çok eko-köyü Bziyaret etti. Kırsal alanlardan kentlere, yüksek teknolojilerden düşük teknolojilere, ruhanilerden sekülerlere kadar tabandan yukarıya pozitif ve radikal değişimler yapan gözden kaçmış küresel bir hareketi keşfetti. Karen Litfin iham verici ve öngörülerle dolu kitabında, bu sürdürülebilir yaşam tecrübelerindeki eşsiz deneyimi dört geniş pencere vasıtasıyla paylaşıyor: ekoloji, ekonomi, topluluk ve bilinç. Söz konusu olan yalnızca başka bir dünyanın mümkün olması değil; bunun, bütün dünyadaki mikro alanlarda şimdiden doğmasıdır. “Eko-köyler yıllardan bu yana düşük karbonlu bir post-büyüme toplumu oluşturmak için mikro-laboratuvarlar olarak hareket etmiştir. Fakat bizler onlardan ne öğrenebiliriz? İşte Karen Litfin bunların yanıtlarını aradığı yolculuğunu bizimle paylaşıyor.” Rob Hopkıns, The Transition Handbook’un yazarı “Eko-köyler yalnızca karbon artışını, türlerin azalmasını ve dünyamızın toksikleşmesini nasıl ele alacağımızı değil, tek bir dünyada keyifli bir şekilde nasıl birlikte yaşayabileceğimizi de soruyor.” PAUL WAPNER, Living Through the End of Nature’in yazarı.

Vegan Bir Dünya – Tobias Leenaert

Vegan Bir Dünya, yazarın Veganköy adını verdiği, bütün yaşam şartlarının veganlık üzerine örüldüğü bir köyün hayali ile başlıyor. Burası sempatik ve yaşanılası bir köy olması yanı sıra sizleri içerisine çekecek birçok pratik çözüm barındırıyor. Yazarımızın tüm dünyanın Veganköy’ü anlamaya ve onu mümkün kılmaya olan inancı kesintisiz bir hevesle doruğa tırmanıyor.

Tabii ki her yolculuk gibi, Veganköy’e yapılacak yolculuğun da birbirinden farklı rotaları var. Peki en kolayı, en sürdürülebilir olanı hangisi? Bu soru, kitabın merkezine oturtuluyor, tartışma çemberi genişletildikçe esasında veganlıkla ilgili bütün karmaşık problemler masaya yatırılıyor ve bir bir düğümleri çözülüyor.

Tobias Leenaert masa başında teorik tartışmalar üretmiyor. Sokakta yaşananları yine sokakta çözecek anahtarları gösteriyor. Kendi yaşamından taşıdığı çelişkileri saklamaya gerek görmeden yüzleşiyor ve her seferinde okurunu da yanına alarak Veganköy’e doğru bir adım atmaya özendiriyor.

Hiç şüphe yok ki Türkçede ilk defa yayınlanan Vegan Bir Dünya, pek çok tartışma açacak ya da pek çok tartışmaya yepyeni boyutlar kazandıracak.

Erlend Loe – Doppler

Andreas Doppler: Bir başarı abidesi! İki çocuklu başarılı bir aile babası; başarılı bir tadilattan geçmiş güzel bir evi ve çok başarılı olduğu iyi bir işi var. Bir gün ormanda dolaşırken bisikletten düşüyor. Otların arasında yarı baygın bir halde uzanırken, uzun zamandır hissetmediği bir huzur doluyor içine: Neredeyse hiç tanımadığını fark ettiği babasının ölümü iyiden iyiye içine otururken, yeni banyo için fayans seçimi gibi banal düşüncelerden ve beynini kemiren o anlamsız çocuk şarkılarından kurtuluveriyor.

Birkaç gün sonra işini, evini ve ailesini terk edip ormana taşınıyor. Doğa güzel, karanlık ve derin; ayrıca Bongo var: Kendini geyikten başka her şey sanan ve kart oyunlarından zerre kadar anlamayan bu afacanla bir “avcı toplayıcı” gibi yaşamaya çalışan Doppler, yağsız süt krizine girince, bir adım daha ileri gidip takas ekonomisine geçiyor…

Karbon Ayak İziniz

Acayip Havalar’ın ardından Açık Radyo Kitapları’nın ikinci kitabı. Karbon kirliliğinde ve küresel ısınmada bireyler olarak hepimizin sorumluluğu var. Karbon Ayak İziniz, gezegenimizin karbon kirliliğinin kurbanı olmasına karşı çıkmanız, sorunun değil çözümün parçası olmanız için hazırlanmış bir kılavuz.

Otomobillerin havaya çok yüksek miktarda karbon saldığını herkes bilir. Ama tükettiğimiz gıdaların taşınmasından dolayı atmosfere salınan karbon miktarını hesaplamak kolay değil. Ya da hangi çamaşır makinasının daha az enerji tükettiğini bilmek. Bu kitap yardımıyla kişisel karbon kirliliğinizi hesaplayabilir, karbon ayak izinizi düşürmek için atabileceğiniz basit ama sonuç alıcı adımları öğrenebilirsiniz. Unutmayın: Küçük önlemler toplamda büyük sonuçlar yaratabilir. Sorumluluğunuza sözle değil, küçük de olsa somut adımlar atarak gerçekten sahip çıkın. Böylece hem tasarruf edin, hem günlük hayatınızın kalitesini artırın.
Kitap sadece bir çeviri değil. Neşet Kutluğ kitabı Türkçeye çevirirken, metni Türkiye’ye uyarladı ve bölümler yazdı. Bu yüzden Karbon Ayak İziniz aynı zamanda Türkiye’nin mevcut enerji, üretim ve tüketim altyapısıyla ilgili olarak başvurabileceğiniz önemli bir bilgi kaynağı.

Anadolu’da İz Sürmek

Umursamazca tüketiyoruz… Ve umutsuzca tükeniyoruz… On binlerce yıldır üzerinde yaşadığımız yerküreyi, atmosferi, toprağı ve suyu; böyle sorumsuzca yaşamaya devam edersek en geç birkaç yüzyıl içinde tüketmiş olacağız… Küresel ısınma ve kuraklık sonucunda, örneğin tarım üretiminin şimdiden düşmeye başlamış olması iyiye işaret değil… En kötü senaryo ile randevuya kısa bir süre var… Ancak kaybolan türler, azalan biyolojik çeşitlilik, erozyon ve yanlış kullanım sonucunda verimsizleşen toprak, kirlenen su kaynakları, hızla artan karbon emisyonu ve küresel ısınma gibi ölçülebilir olguların hepsi yakamızda… Gıda kıtlığı, plastikleşen yaşam, artan hastalıklar, fiyat artışıyla beraber düşen satınalma gücü ve en önemlisi huzurlu, güvenli ve nitelikli bir yaşama sahip olamamak da cabası…

Kendim için de, çocuklarım, yakınlarım, öğrencilerim, sevdiklerim için de, bütün insanlık ve daha kapsamlı bir ifadeyle bütün canlılar için de böyle bir yaşam istemiyorum… Daha güzel ve anlamlı, daha yalın ve duru bir yaşamın peşindeyim… Türkiye’yi gezerek bu kitabı yazarken; TEMA Vakfı’nı kuran ve bugünlere getirenlerin kendileri gibi bu “yalın ve güzel” amacın peşinde koşan hemen herkesi bulup bir araya getirmesi, ortak heyecanda birleştirmesi, gönüllülük esasıyla örnek işler başarması beni çok olumlu etkiledi… Bu kitapla güzel bir yaşamı kurgulamak için yola çıkan TEMA’cıların izinden gittim… Onların bu cennet coğrafyada bıraktığı izleri sürdüm… Kuruyan bir çayken onların coşan nehriyle buluştum… Ve her şeye karşın halen bir umudun var olduğuna inandım…

Dünyayı Nasıl Tükettik?

İnsan elinden giderek daha çok hasar gören dünya, artık bizi beslemekte zorlanıyor. Küresel ısınma sonucunda gıda üretimi düşüyor. Isının 1 derece yükselmesi, tahıl üretim alanlarının yaklaşık yüzde 10 azalması demek. Dünya, petrolün ne zaman tükeneceğini konuşuyor. Oysa yeraltı sularının tükenmesi, insanlık için petrolün tükenmesinden çok daha büyül bir tehtid. Otomobil kullanımı arttıkça zaten dünyayı beslemekte zorlanan tarım alanlarının yollara, otoyollara ve park yerlerine ayrılması kaçınılmaz hale geliyor.

Her yıl dünya nüfusuna 76 milyon kişi ekleniyor. Tahıl üretimi, artık nüfusun ihtiyacını karşılayamaz noktaya doğru ilerliyor. Dünyayı Nasıl Tükettik, dünyanın bizi beslemeye devam etmesi için insanlığın ne yapması gerektiğini anlatıyor.

Gaia

Gaia varsayımı ilk olarak 1960’ların ortalarında öne sürülmesinin ardından evrime ve çevreye dair bilimsel görüşler üzerinde çok çabuk bir etki sahibi oldu. Birçok okuruna ilham kaynağı olmayı sürdüren bu değerli eserde James Lovelock, dünya üzerindeki yaşamın tek bir organizma işlevi gördüğü şeklindeki fikrini ustaca açıklıyor. Bilim insanı olmayan kişiler için yazılmış olan Gaia, gezegenimize dair yeni ve çarpıcı biçimde farklı bir modeli destekleyecek kanıtların peşinde, zaman ve mekânda bir yolculuk niteliği taşıyor. Gaia, yeryüzündeki canlı maddenin, havanın, okyanusların ve kara yüzeylerinin, Dünya’nın yaşam için elverişli bir yer olarak kalmasını sağlayacak karmaşık bir sistem olduğunu ortaya koyuyor. Bu yeni baskıda Lovelock, tartışmaların bugünkü konumunu da özetliyor.

BONUS: Ruhun Doysun: Gıdaya Saygı

Sade bir yaşamı, bilinçli tüketimi ve gıdaya saygıyı mutfaktan hayata yaymak için başlatılan farkındalık hareketi Ruhun Doysun, defalarca dönüp yeniden bakmak isteyeceğiniz fotoğraflar, ilgi çekici yazılar ve röportajlarla, birçok mecradan sonra dergi/kitap olarak yanınızda.
Keyifli okumalar!

KAYNAKLAR:
Zehirsiz Ev
Idefix
D&R
İş Bankası Kültür Yayınları
Koç Üniversitesi Yayınları
Alfa Yayınları
Sinek Sekiz Yayınları
Yapı Kredi Yayınları
Yeni İnsan Yayınevi
Ruhun Doysun

İlginizi çekebilir: Sıfır atık rehberi 7: Atıksız seyahat ve tatil önerileri

Çağla Lotinac Akman
Galatasaray ve UPS spor kulüplerinde 12 yılını verdiği voleybol kariyerine, bilim insanı olma isteğiyle son vermiştir. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde Moleküler Biyoloji Genetik ve Biyoteknoloji ... Devam