Bu bir yazı değil, kontrattır: Kendinizle ve yaşamla kontratınızın farkında mısınız?

Bugün bırakıyorum!
Doğru olduğuna “inanıp” ruhumu sattığım her ne varsa…
“Erdemli” olmak sıfatına layık olmak için vazgeçtiğim heyecanlarım, çıkışlarım, doğal olarak gelen her hareketimin önünde duran o çok bileni…
Oldurtmaya, almayana vermeye çalışan halimi,
İnsan olduğumu unutturan tüm acıları, yoksunlukları ve korkuları…
Ve;
Sevgisini, özenini ve zarafetini paylaşmaktan imtina eden, cesareti ve gönlü korkularının ardına saklanmış ve onları oradan çıkarmaya niyeti olmayan herkesi…
Hayatımda “öğrenilmiş erdemlerin” çizdiği kalıpların tüm büyüsünü kaldırıyorum.
Erdemin içten gelen olduğunu görüyor ve kabul ediyorum,
Dışarıya yansıttığım, korkmadan açtığım her halin bütünün hayrına ve doğasına uygun olduğunu görüyorum,
Hissim ile arama giren her düşüncenin, hareket öncesi korku olduğunu görüyorum,
Cesurum!
Kendimi yaşamak ve olduğum hali sergileme konusunda korkusuzum.
Olduğum halin ilahi olanın yansıması olduğunu görüp kabul ediyorum.
Ve evet; izin veriyorum.
İlahi olanın benden tezahür etmesine izin veriyorum.
Şu anda ve şimdi, ilahi olan ile arama giren her “şey”i alanımdan uzaklaştırıyorum.

Saflığın ve doğallığın, pürüzsüz açıklığın, sonsuz şefkatin, aralıksız akan sevginin içine kendimi bırakıyorum.
Dilediğim şey, olduğum şeydir.
Olmaya izin veriyorum.

Bu bir olumlama yazısı değil, kontrattır. Kendimiz ve ilahi olanla, yaşamla kontratımız.
Her ne olur ise olsun, yolundan dönmemecesine bağlı kaldığın…
Kendimizin, kendimizle kontratı.

Aynen bu yaşama gelmeden önce yaptığın gibi. Sevdiğinle arandaki akit.
Aşk sana ilk geldiğinde, amacına hizmet için tüm varlığınla kabul ettiğin şey yaşamdı.
Onun eli, kolu, gözü olmaktı.
Ve ancak aşk hali hatırlatabilirdi kendini sana.
Ancak aşk, seni geldiğin yere ait hisleri uyandırabilirdi bedeninde.

Ve şu anda bırakıyorum, kalbimi kıran her duyguyu.
Bana değersiz hissettiren tüm çocukluk inançlarımı,
Bilinmeze yürürken, ayağımdan çeken “ya doğru değilse” şüphelerini.
Çünkü gittiğin yer doğrudur kardeşim. Gittiğin yer, kim ne derse desin, kim nasıl yargılarsa yargılasın doğrudur. En sevdiğin “yok” dese de…
Çünkü asıl sevdiğin, ezeli ve ebedi sevdiğin sana bir kez “evet” dedi. Tam da bu yüzden buradasın, bu yaşamda!
Gittiğin yol, olduğun yoldur. Sen olduğun yol, sana çıkan yol.
Senden gayrı kimse yok, senin dışında bir gerçek yok!
Vazgeçilemeyecek kimse yok, sevilemeyecek kimse yok!

Her şeyin sonu, gücünün son damlası sanıyorsun ya; sandığın şeyin son noktasıdır o, öz senin değil!
Bırak gitsin, o sıkı sıkıya tuttuğun çaresizliğin, cesaretsizliğin, kaygın, kendine güvensizliğin, bedene bağımlılığın, kariyerine bağımlılığın… Bırak gitsin.
Evet doğrudur, tüm bu kimliklerin artık yorgunluktan hareket edecek gücü kalmadı, evet artık tüm bu yalanlar için son nokta. Ama senin için değil!
Kalın bir kaftan gibi at sırtından ve çırılçıplak yürü… Ayakların çıplak, bedenin ve zihnin çıplak, gönlün çırılçıplak olsun!
Korkanlar, seni dışarı koyanlar olacaktır elbet, senin gözünü kör ettiği gibi onları da kör etmiştir “korku”!
Aldırma. 
Seni sen yapan onlar değildi,
Seni değersiz kılanlar onlar olmadığı gibi…
Kimsenin kimse üzerinde hiçbir gücü yok, sen yürü yeter.
Gerçeğe, kendine doğru.

Aşk öyle bir hal ki, haller arasından… Seni sana, seni yaşama, seni bir olana, bir olan bire bağlayan… Kimseye ihtiyacın yok, hiçbir şeye.
Bırak oyun oynamak isteyenler, öfkelerinden beslenenler, korkularından cinnet yaratanlar devam etsin, sen yürü, aşka doğru, kendi çıplak gönlüne doğru…

Bugün, şu anda…
Adım atıyorum,
Çocukluğumun gülen yüzünü, gençliğimin ateşini, olgunluğumun sükunetini içime katıp, iç içe geçmiş benliğimle…
Özgürlüğe, ben olan “ben”e,
Uğruna yaşama geldiğim “aşk”a…

Tek bir yaşam, tek bir “sen” varsın!
Hepsi bu.
Önü sonu bu…

İçin aşk, cesaret dolsun…

Esra Uyman
1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Heykel bölümünden mezun olduktan sonra 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Moda Aksesuar Tasarımı okudu. ... Devam