Boğulmamanın yegane yolu: Dalgaların üzerinde süzülmeyi öğrenmek

Ah ne zorlanıyorum olanı kabul edeceğim diye. Güneşli günlerimdeyken uygulaması kolay. Gönlümün havası kapayıp da, acıyla oturmam gerekince yiyorum tokadı. Derine indikçe fark ediyorum ki meğer olanı kabul etmek için önce; bırakmak, beklentisiz kalmak, yani teslim olmak gerekiyormuş. Korkularımdan birini seçip üzerinde çalışayım derken, altından çıkanlara bak. “Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane” bilmecesine verdiğim yanıtın “nar” olduğu günleri özler oldum.

Esasen hayat dediğin; doğmak, yaşlanmak, hastalık ve ölüm derken acı dolu bir deneyim. Daha anne karnından çıkarken başlıyor sancımız. Hayat boyu paçamızda olacak birtakım “acıtasyon” deneyimler zaten cepte. Buna bir de hayatın toz toprak, engebeli, yokuşlu yolları eklendi mi teker tökezleyebiliyor.

İnsanız. Hepimiz bir şeyleri, birilerini çok seviyoruz. Bağlanıyoruz. Üzerine hayaller kuruyoruz. Ve sonu planladığımız gibi olmayabiliyor. Kabul edelim ya da direnelim, bir şeyler sürekli değişiyor. Fark ediyorum ki, zoruma giden değişimlere ne kadar teslim olursam süreç benim için o kadar şefkatle geçiyor. Evren benimle iş birliği yapıyor. Resmen destek oluyor alışma sürecime. Ne kadar direnirsem de o kadar tokatlıyor. Bu denklemi bizzat deneyimlediğim halde, değişim beni tedirgin etmiyor mu? Dizlerimi titretiyor…

Ama biliyorum ki önce çırılçıplak soyunacağım. Teslim olmak sahilde şöyle bir uzanmaya da benzemiyor üstelik. Dikenler batıyor çıplak tenine, daha da kanatıyor yaranı. Yine de şikayet etmiyor, kalkmıyorsun uzandığın yerden. Kaçmıyor, inadına yumuşacık bırakıyorsun vücudunu. Kan akar, yolunu bulur. Evren, çalışanı görür biliyorsun. Zamanında çok istediğin ama olmayan şeylere geri dönüp baktığında, iyi ki olmamış deyiveriyorsun. Evrenin senin için daha büyük planları var, görüyorsun.

Haydi bir çılgınlık yapalım da başımıza gelen olaylara; doğru/yanlış, iyi/kötü ayırt etmeksizin, “deneyim” olarak bakalım. Akışa teslim olalım. Gerisini evrene bırakalım. “Evren” kelimesi bir tık kaşıntı yapıyorsa, akışına, hayata, Allah’a bırak kendini. Sonra gitsin dertler, gelsin mucizeler.

Bu satırları okuyan ve okumayan herkese; değiştirebileceğimiz şeyleri değiştirmek için cesaret, değiştiremeyeceklerimizi kabul etmek için sabır diliyorum. Gazamız mübarek, öğretimiz bol, yolumuz açık olsun.

Kontrolü bırakma ve hayatın akışına teslim olma sürecini bir nebze daha yaşanabilir kılmak üzere Deepak Chopra abimin önerdiği adımları, ilgini çekerse diye aşağıya bırakıyorum.

  • Bu yalnızca bir deneyim. Dünyaya bir şeyler deneyimlemek için geldim. Hiçbir şey yanlış değil.
  • Korkularım gerçek olabilir ama beni öldürmez.
  • Bu deneyimin sonunda beni büyütecek ve daha iyiye taşıyacak bir sonuç çıkabilir.
  • Seviliyorum, bu yüzden de güvendeyim.

İlginizi çekebilir: Kendinizden başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayacağınız bir içsel yolculuk: Tek başınalık

Yasemin Yapanar
Yaşam yolculuğumun öyle çıplak bir noktasındayım ki, kendimi tanıtırken aldığım eğitimden, çalıştığım markalardan, bugüne kadarki başarılarımdan bahsedesim kaçtı. İnançlarım, alışkanlıklarım, sevdiklerim/sevmediklerim, hayatı yaşama biçimim, ... Devam