Bitemeyen ilişkiler: Bize iyi gelmeyen, toksik ilişkilerden neden çıkamayız?

Ayrıl-barış şeklinde süren ilişkilere hepimiz bir yerden aşinayız. Bir türlü rayına oturmaz, bir türlü anlaşamayız ve sevmek ilişkiyi sürdürmekte yeterli olmaz. Buna rağmen ilişki bittiğinde büyük bir boşluk ve özlem duygusu kaplar içimizi, merak artar ve tüm olmamışlıklar hafızadan silinerek tekrar oldurmak isteriz. Peki bizi yıpratan ilişkilerde neden kalıyoruz?

1. Aşk ve sevgi anlayışımız

İlk sırada kendi aşk ve sevgi anlayışlarımız geliyor. Burası temel bir nokta aslında, çünkü ilk sevdiğimiz, bağlandığımız insanlar bizi nasıl sevmişse ya da sevgi adı altında neler öğrenmişsek, onu tekrar etme eğiliminde oluyoruz. İlişkinizde yaşadığınız hayal kırıklığı duygusu, değersizlik duygusu size geçmişinizde bir yerden tanıdık geliyor olabilir mi? Birlikte olduğunuz kişi sizi sevsin diye yaptığınız fedakarlıkları, sineye çektiklerinizi ya da tam tersi sevdiğiniz kişiye hoyrat davranışlarınızı düşünün bakalım, sevmenin böyle bir şey olduğunu siz nerden öğrendiniz?

Aşk çok sık tutkuyla karıştırılır ve sanki içinde güven, huzur pek yok, aksine inişli, çıkışlı bir deneyim gibi anlatılır. Bağlılığın ve gerçek aşkın sembolü, sanki ilişkinin zorluklarla ve anlaşmazlıklarla dolu olmasıdır. Halbuki duygusal iniş, çıkışların sık sık yaşandığı ve kişinin sürekli terk edilme tehdidiyle karşı karşıya kaldığı ilişkiler bizde korkuları tetikleyerek tehlike uyandırır.

Buna bağlı olarak beynimiz de uyarılır, tehlikeden kaynaklı adrenalin salgılanır. Heyecan, kalp çarpıntısı, belirsizlik birleştiğinde aslında iniş, çıkışları tutku olarak algılarız. Tüm bu tehlikenin sonunda tekrar barışmak, ilişkiyi ödül gibi algılamamıza neden olur. Tıpkı bir kumar bağımlısı gibi, oyunun sonundaki o tatlı hazzı tekrar yakalamak için, pek çok kayıp iş işten geçene kadar görünür olmaz.

Oysa sevgi kaos değildir, kıskançlık krizleri, tehlikeler barındırmaz. Güven duygusu da sıkıcılık, ilişkide durağanlık anlamına gelmez.

2. “O aslında çok iyi biri” fikri

Hala karşıda keşfetmeye çalıştığınız bir kaynak var: “Ben onda bir cevher olduğuna inanıyorum, o çok incinmiş o yüzden öyle, aslında o çok iyi biri.” Sanki karşınızda sadece sizin keşfinize açık bir alan varmışçasına, asıl davranışları görmezden gelip altında yatana ve partnerinizi anlamaya odaklanırsınız. Bu durum çocuklarda da böyledir, aynı merakla olmayacak bir şeyi denerler. Merakla açılan o saatler, içi açılan oyuncaklar eskisi gibi toplanamaz ve en son çocuklar gibi popomuzun üstüne düşeriz. Burada eksik olan diğer şey, sürekli karşı tarafı anlamak isterken, kendinize geçerli nedenler yaratmaya çalıştığınızı fark etmemenizdir. Dışarıya, karşının gözlerinden bakmak sizi kendi gerçeğinizden, hissettiklerinizden bahanelerle uzaklaştırır.

3. Sevgilinin ebeveyni olmak

Sevgili/eş kimliğinden, anne/baba kimliğine kaymadığınızdan emin olun. Özellikle mizacımız da anaçlığa yatkın olduğunda ilişkiye ve partnere yüklediğimiz anlamlar artar, bazen de kayar. Sanki biz ebeveyniz ve o da bizim çocuğumuz gibi bir bağlılık geliştiririz. Bazen tam tersi de mümkündür. Özellikle kişi kendi sorumluluğunu alma konusunda yetersiz hissediyorsa, bu durumu bir partnerle kapatmaya çalışıyor çoğu zaman. Kendi hayatına dönüp, sorumluluk almak istemedikçe rota karşı tarafa çevriliyor. Tam bir zihinsel kaçınma yaşanabiliyor, kendimizle yüzleşmek ve sorunlarımıza bakmak yerine, hayatımızın ortasına ilişkiyi ve partneri koyuyoruz. Dikkati sürekli dışarıya, yani ilişkiye ya da partnere odaklamak en başında bizi içsel olarak kendimizden uzaklaştırır. Hayatımızdaki tek şey ilişki haline geldiğinde, bize zarar verse dahi o tek şeyi yitirmemek için oldurtmaya çalışırız.

4. İlişkinin bittiğini söylemekten çekinmek

Diğer bir neden ise insanlara ilişkinin bittiğini, artık sevgili/eş olmadığını söylemekten utanmak. Ne yazık ki toplumda boşanmak ya da ayrılmak bir başarısızlık olarak algılanabiliyor ve kişi o algıdan çekindiği için ayrılmakta zorlanıyor. Bu durum bazen ilişkileri sonlandırma konusunda problem yaratabiliyor. Aslında başarı, sağlıksız bir ilişkiyi sürdürmek değil, zarar veren ve yıpratan ilişkiyi bitirebilmek.

İnsan en çok emek verdiği şeyi sahiplenir. İlişkilerde de emek verdikçe kopmakta zorlanırız. Burada en önemli nokta ilişkiye yaptığımız yatırımın aynısını artık kendimize de yapabilmekten geçer. Kopmak isteyip, artık size iyi gelmediğini düşünüp, bir ilişkide kalmak, kendinize yeterli yatırımı yapmıyor olduğunuzun, yeterli değeri, sevgiyi, şefkati vermiyor olduğunuzun göstergesi olabilir. Şimdi önünüze kendinizi sevmek, anlamak, dinlemek adına koyduğunuz engeli kaldırabilirsiniz. Sağlıklı ilişkiler kurmak, yeniden aşık olmak, kendini sevmek mümkün, bir o kadar da güzeldir. Zorlandığınız zaman bilin ki destek almak kolay.

İlginizi çekebilir: Psikosomatik hastalıklar: Görmezden gelinen duygular bizi hasta edebilir mi?

Nurhayat Tütüncü
Çok severek okuduğum İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünü bitirdikten sonra klinik psikoloji yüksek lisansına başlayarak uzmanlığımı aldım. Eğitim süresince yaptığım akademik asistanlıklar ile bir çok ... Devam