Öfkenize teslim olmayın: Belki ihtiyacınız olan biraz hoşgörü ve anlayıştır

Günümüzde insanlar trafikte, sokakta, toplu taşıma araçlarında veya iş yerlerinde hiç tanımadıkları insanlarla incir çekirdeğini doldurmayacak olaylardan tartışıp kavga edebiliyorlar. Belki de birçok önemsiz durum çok büyüyerek birbirini yaralamaya kadar gidebiliyor. Eminim çoğumuzun hayatında bu denli büyük olaylar olmuyor ama kızıp öfkelenerek günlük hayatımızda birçok tartışmanın içinde buluyoruz kendimizi. Kendi adıma bu durumu doktor olarak çalıştığım ilk meslek yıllarımda yaşıyordum. Eğitim ve araştırma hastanesinin yoğun hasta randevu ve muayene düzeni içerisinde bazı hastalarla tartışıyor, yok yere sinirlenip kendimi öfkeli hissediyordum. Tabii bu tepkisel davranışlarım beni hiçbir yere götürmediği gibi günümün kötü geçmesine sebep oluyordu. Daha sonrasında hastaların tepkilerinin benim şahsıma olmadığını anladım ve onların, içinde bulundukları durum yüzünden hissettikleri üzüntü, çaresizlik ya da kızgınlığı sadece bana yansıttıklarını fark ettim. Bu farkındalık sonrası hastalarıma anlayış ve şefkat ile yaklaşmaya başladığım zamanda ise hastalarımla olan iletişimim değişti. Onlarla daha empatik bir iletişim kurarak, hoşgörülü olmaya başladım. Hatta artık şu cümleyi kurar olmuştum: “Bir hasta gelip yüzüme küfretse bile ona gülümser geçerim.”

İnsanların davranışlarının nedeni ve sorumlusu biz değiliz ve insanların yarattıkları etkiye her zaman tepki vermek zorunda değiliz.

Belki ihtiyacınız olan biraz hoşgörü ve anlayıştır

Bu durum kendi hayatımdan sadece kısa bir örnek, eminim sizler de iş yerinizde ya da dışarıda hiç tanımadığınız insanlarla olan iletişiminiz sonucu öfke ve kızgınlık yaratan durumlarla karşı karşıya kalıyorsunuzdur. Fakat güzel bir haberim var, o da şu ki bir olay ve durum karşısında vereceğiniz yanıtı sadece ve sadece siz seçiyorsunuz. Başınıza gelen olay her ne olursa olsun bu olay karşısında anlayış ve hoşgörü göstermeyi seçtiğiniz takdirde, bu durum sizin için kızgınlık yaratacak ve öfkelendirecek bir hal olmaktan çıkacaktır. Peki bu olaylar karşısında anlayış ve hoşgörüyü nasıl gösterebiliriz?

Öncelikle başımıza gelen herhangi bir olayda ya da diyalogda otomatik bir tepki vermek yerine olayı anlamaya çalışmak gerekiyor. Direkt öfke ya da kızgınlık cevabı vermek en kolay tepki. Fakat şöyle bir durup “Şu an bu olay neden bu şekilde yaşanıyor?” diye kendimize sorarsak olayda hem kendimizi hem de karşı tarafı daha objektif görme şansımız olabilir. Yaşanılan olayın derininde hangi durumlar var anlamaya çalışmalı. Belki durum bizimle hiç alakalı değil sadece o an o kişinin enerjisine maruz kalıyoruzdur. Böyle bir durumda bu enerjiyi kabul etmek yerine karşınızdaki kişinin şu anda neden böyle davrandığını anlamaya çalışarak ona anlayış gösterebiliriz. Bunu bir örnekle açıklayacak olursak mesela yolda yürürken karşınızdan gelen birisi size çarparak hızlıca geçti ve pardon bile demeden gitti. O an o kişiye sinirlenmek en kolay tepki. Oysa belki o kişi o an sevdiği birinin yaralandığı haberini aldı ve kime çarptığının farkında bile olmadan hastaneye doğru gitmeye çalışıyor. Bu yüzden kalabalığı yararcasına sabırsızca hızlı adımlarla gidiyor. Siz o an karşısına çıkan herhangi birisiniz ve konu sizinle alakalı değil. Evet toplumda genel saygı kuralları bir arada yaşamamızı kolaylaştırıyor fakat bazen kişiler kendi duygularına ve hislerine yenik düşerek farkındalıksız olabiliyor. Verdiğim örnekte kişi belki bu kadar acil olmayan bir sebeple, sadece günü kötü geçtiği için ve bir an önce evine varmak istediği için de çarpmış olabilir ama bu kesinlikle sizinle alakalı değil. O kişinin nasıl bir ruh halinde ya da durumda olduğunu bilmeden onu yargılamak haksızlık olur. Bizim yapabileceğimiz, kişilere her durumda anlayış göstermek ve hoşgörümüzü korumaya devam etmek. Ayrıca gösterdiğimiz anlayış ve hoşgörü sayesinde kendi hissiyatımızı dışarıdan gelen olaylarla değil, kendimiz belirlemiş oluyoruz.

Belki ihtiyacınız olan biraz hoşgörü ve anlayıştır

Bu konuda aydınlanmış kişi Gautama Buda’nın çok sevdiğim bir hikayesi sizlerle paylaşmak istiyorum:

Bir gün Buda bir köyün içinden geçerken, genç bir keşiş karşısına dikilmiş ve ona hakaretler etmeye başlamış. Ve en sonunda “İnsanlara eğitim vermeye hakkın yok!” diye haykırmış. Buda, bu hakaretlerden dolayı hiç incinmemiş ve delikanlıya sakince bir soru yöneltmiş:

Merak ediyorum. Diyelim ki birine bir hediye aldın, ama o kişi bu hediyeyi kabul etmedi. Bu durumda hediye kime aittir?

Genç keşiş bu soru karşısında afallasa da, cevaplamış:

Bana ait olurdu elbette, hediyeyi alan benim sonuçta.

Buda bunun üzerine gülümsemiş ve şöyle demiş:

Evet, doğru. Ve aynısı senin öfken için de geçerli. Eğer bana karşı öfkeliysen ama ben senin hakaretlerini kabul etmiyorsam, öfken sana geri döner. Mutsuz olan bir tek sen olursun. Tek yaptığın kendini incitmek olur.

Başımıza gelen olayları biz seçemesek de, başımıza gelen her olayda davranış ve tutumumuzu biz belirleyebiliriz. O yüzden öfkenize yenik düşmeyin ve teslim olmayın. Her durumda anlayışa ve hoşgörüye şans verin. Bizim olmayan hediyeleri de kabul edip etmemek sadece bizim elimizde.

Anlayış ve hoşgörü eşliğinde güzel bir gün geçirmeniz dileğiyle…

 

İlginizi çekebilir: Sürecin farkında olarak varacağın hedefe değil, önündeki yola odaklan

Burak Ayhan
1987 yılında, Akdeniz'in sıcakkanlı şehri Mersinde gözlerini dünyaya açan Burak, kendi kişisel öyküsüne başlamış. Herkes gibi kendi öyküsünün kahramanı olan bu şahıs, üniversitede tıp ... Devam